427
EKİM-KASIM 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK KURAMI

Korumanın Anlamı Üzerine Yeniden Düşünmek

İmre Özbek Eren, Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Mimari koruma konusunu doğru-yanlış ekseninden alıp çoklu tartışma evrenlerine taşımaya niyetlenen yazar; korumanın ontolojik boyutunu hatırlayarak (ve hatırlatarak) mekân, tarihî çevre, bellek, tüketim ve deneyimler üzerinden yeni yeni anlamlar arıyor.

 

Güncel paradigmalar ekseninde mimarlık evrenine yeni bakışlar, yorumlar eklenmeye devam ederken değişen kentlerin dinamikleri kaçınılmaz biçimde tarihî çevre üzerinde yansımalar buluyor. Korumanın bağlamı küresel dinamiklere bağlı biçimde genişliyor; ekonomi, yönetişim, planlama, dirençlilik gibi çeşitli kavram ve konularla korumanın ilişkisi güncelleniyor; kuramsal ve uygulama boyutlarına ilişkin tartışmalar süregidiyor. Bir yanda kültür mirası tanımının gün geçtikçe daha kapsayıcı bir karaktere büründüğünü izliyoruz. Öte yanda korumanın fiziksel bağlamı kadar metafizik[1] ve coğrafi[2] boyutlarıyla da irdelendiğine, mirasın “bilgi olarak ekonomik, kültürel sermaye”[3] hatta bir söylem[4] olduğu tartışmalarına tanık oluyoruz. Bağlamın bu denli genişlediği koruma kuram ve pratikleri arasında, ülkemizdeki tartışmaları ağırlıkla yanlış uygulamalara bağlı ilkesel veya teknik konular üzerinden izliyoruz.

Korumanın anlam boyutuna dair görünürde pek söz söylenmiyor. Oysa korumanın birey, toplum ve kent için ontolojik bir karşılığı söz konusu. İnsanın hafızası aracılığıyla çevresiyle kurduğu ilişki gibi şehir mekânı ve belleği de topluma bilişsel bir kapı aralar. Korumanın ontolojisi de bu eksende, insan-mekân arasında hafıza ve deneyim aracılığıyla kurulan algılama ve anlamlandırmada saklıdır. Kültürel mirası zamanlar arası bir iletişim aracı olarak varsaydığımızda konunun uzmanlarından kurumlara ve sokaktaki insana dek anlaşılabilirlik önem kazanır. Bu nedenle ortak dil konuşamama halimiz, koruma ile amaçlanandan uzaklaşmamıza neden olurken anlam boyutunu hatırlamamızı da kaçınılmaz kılar. Bu yazı, pergelin sabit ucunun korumaya diğer ucunun da güncel alanlara dokunduğu bir etkileşim ortamında korumanın anlamını, tarihî kentsel peyzaj[5] bağlamında hatırlamaya odaklanır. Bu sırada mekân, koruma, tükenme ve tüketme kavramları üzerinden gerçekleştirilecek bir yeniden düşünmenin gerekliliğine de vurgu yapmaya çalışır. Bu ihtiyacı doğuran, özellikle kentsel koruma bağlamında karşılaşılan usul, yaklaşım ve uygulama farklılıklarıdır.

ANLAM VE MEKÂN

“Anlam, varoluşsal bütünlükteki sayısız ilişki tarafından üretilir.”[6]

Zygmunt Bauman

Anlam ve mekân yan yana geldiğinde bizi ilkin literatürde belirgin yer tutan hermenötik, fenomenoloji, semiyoloji / semiyotik ve post-modern mimari ile ilgili kuramsal açılımlar karşılıyor. Anlam, bu yönüyle mimarlık kuramını oldukça meşgul edegelen bir boyut. Ancak çalışmanın kapsamı bu kuramsal perspektiflerin ötesinde, koruma düşüncesinin insan ve toplum için ne anlam taşıdığını hatırlamaya odaklanacak. Hermenötik, varoluşa dair anlama yaklaşımları arasında önemli yer tutar. Tarih gibi sosyal / tinsel bilimlere ait bir yöntem arayışı olarak hermenötik çalışmaları sırasında Bauman toplumun gerçekliğinden ayrı olmayan bir “anlama”ya vurgu yapar.[7] Bu sadece toplum bilimlerinin yöntem meselesi değildir. Çünkü mekânı benzer biçimde toplumsal bir üretim olarak ele aldığımızda mekâna dair anlama da kültürel, tarihî, zihinsel bağlamı zorunlu kılar. Buradaki kültürel bağlam bir anlamda Husserl’ın fenomenolojik yaklaşımındaki “yaşantı”ya karşılık gelir.[8] Yaşamdan / deneyimden yalıtılmış bir anlamayı eleştiren ve kartezyen düşünceye eleştirel ekseni oluşturan bu yaklaşımlar arasında Heidegger ile olgunluğa ulaşan ontolojik anlama ise “varoluşun kendisi gibi geçmiş ve geleceği de kapsar”.[9] Devamında Merleau-Ponty’nin insana bakışının yansıması olarak insan, algı ve anlam bütünselliği, mekân kuramında bugün hâlâ yol göstericidir.[10]

Mekân bağlamında insan deneyim ve algısının önemini vurgulayan bu yaklaşımların yanı sıra 1980’li yıllarda anlamanın bir bütünsellikle gerçeklik bulduğu düşüncesi farklı kültürlerin de etkisiyle ağırlık kazanmıştır.[11] Buna etken olarak hem kültürler arası ve enformasyon ağlarındaki etkileşimler hem de göreliliğin bir paradigma değişimini tetiklemesi sayılabilir. Yerin ve zamanın göreliliğine rağmen koruma düşüncesi, ontolojik bağlamı nedeniyle ortak bir ihtiyaç olarak yerini korumaktadır. Yukarıda bahsedilen anlama ve anlamlandırma süreçleri, korumanın nedenselliğini oluşturmaktadır. Tüm bu çabalar bizi bugün insan, mekân, anlam, geçmiş, gelecek olarak kavramsallaştırılan şeylerin aslında bir bütün olarak yorumlanması gerekliliğine taşımıştır. Algıyı “dünya ile her an yeniden karşılaşma ve anlam verme” olarak ele aldığımızda[12] süregiden, zamansal ve mekânsal bir döngüsellikten bahsetmeye başlıyoruz. Toplumsal olarak üretilen kentsel mekânda bu döngüsellikler çeşitli katmanlar içerir. Tarihî çevrede bu katmanların, yani kentsel mekânın örgütlenme hikayesinin anlaşılması, korumanın da anlam boyutuna açılan kapıyı aralar.

Deneyimle art ve eş zamanlı olarak her defasında yeniden inşa edilen anlam sürecinde bir diyalog söz konusudur. Özne ile nesne arasındaki algılama ve yorumlama sürecindekine benzer bir diyalogdur bu. Ama daha çok insan, anlam ve değer arasındaki ilişkinin; mekân, tarihî çevre ve koruma ile oluşturduğu bir örüntüdür. Çünkü “insan tabiatı nesnelerle değil, anlamla yaşam bulur”.[13] Anlam ise “bellek, beklenti ve değerlere göre değişkenlik gösterir”[14] ve bu da ancak bir kültürel bağlamda gerçeklik kazanmaktadır. İşte bu noktada, bahsedilen ontolojik anlama çabaları; deneyim, algı ve kültür bağlamında mekân ile ilişkilenmeye başlıyor. Çünkü mekânın yalıtılmış bir kavram olarak pek anlam taşımadığını biliyoruz.[15] Mekânı ancak insan, toplum ve deneyimlerle bütünleyerek tasavvur edebiliyoruz. Aynı zamanda onu bilmeye de gereksinim duyuyoruz çünkü Tuan’ın dediği gibi “mekâna dair algı, bilgiden etkilenir”.[16] Bu durumda anlamın mekân ile olan ilişkimiz yoluyla inşa edildiğini söyleyebiliriz. Tarihî kentsel çevre de bu ontolojik anlamlandırma sürecinde hafıza ve kimlik gibi ara yüzleri üzerinden temel bir etkiye sahip. Bu da bizi anlam-mekân paradoksuna bağlıyor. Bugün özellikle ülkemizde tarihî çevre ile ilgili farklı aktörlere / paydaşlara ait farklı söylemler, süreçler ve uygulamalar konusunda akla şu soruyu getiriyor: Koruma kuram ve pratikleri bağlamında tüm paydaşların dahil olduğu ortak bir dil söz konusu olabilir mi?

TARİHÎ ÇEVRE, KORUMA, BELLEK

“İnsanın ne olduğunu ona ancak kendi tarihi söyler.”[17]

Wilhelm Dilthey

Bugün tarihî çevre koruma sürecinde söz konusu edilen ilkeler, sorunlar, yöntemler veya olumlu çalışmalar arasında gözden kaçan bir öz (anlam) var. Bu öze odaklanırken ihya etme ile terk etmenin iki ucunu oluşturduğu salınım ilginç bir gözlem alanı sunuyor. Bir yanda kentte tarihî yapıların ihyası ve rekonstrüksiyonu tartışmalarına, arada tarihî mirasa sert dokunuşlara ve müdahale sorunlarına, öte yanda ise unutma durumlarına tanık oluyoruz. Bu paradoks birbirini besleyen çeşitlilikten çok, toplumsal hafızayı zedeleyen bir karakter gösteriyor. Tarihî mirasa sahip çıkacak, esas sahiplenici paydaş olan veya olması gereken insanların bu karmaşada bir bilinç geliştirmesi epey zor görünüyor. Zira tarihî çevre, kültürel mirasın görünür biçimi olarak farklı dinamikleri, kültürleri, zaman dilimlerini barındırır; özgünlüğü de zaten bu katman katman hafızada saklıdır. “Tarih, anlam ve deneyimsellik, bir yerleşimin zaman içinde maddeleşme biçimiyle birbirine bağlanır.”[18] Tarihî çevrede insan, mekân ve anlam ilişkisi; art zamanlılık içerdiği kadar deneyime bağlı, eş zamanlı bir diyaloga da işaret eder: anlam. Hafıza herkes için aynı olmasa da insanlık tarihinden hikayeler taşıdığı için bizatihi önemlidir. Çünkü kültürel miras ve bellek “müşterek bir varolma biçimini hatırlatır.”[19] Tarihî mekânı özgün kılan değerler, zaman içinde toplumsal örüntülerle filizlenen süreçte saklıdır. Bu noktada anlam ile algıladığımız şeyin ağırlıklı olarak tarihsel, toplumsal ve buna bağlı mekânsal bellek üzerinden kodlandığı söylenebilir. Bu kodun anlaşılması önemlidir çünkü anlamak bir bakıma keşfetmektir.

Korumanın tarihi, disiplin olarak 20. yüzyıl başlarına tarihleniyor olsa da “insanlık tarihiyle yaşıttır”.[20] İşlevsel, estetik, politik, dinî veya kutsal nedenlerle, dönemlere göre değişen amaçlarla her zaman var olmuştur.[21] Paradigma değişimlerine bağlı gelişerek bugüne gelmiş, her toplumsal olgu gibi gelişmeye de devam etmektedir. Geleneksel dönemin onarıma dayanan “mesaj taşıyıcı olarak anıt” düşüncesi, modern paradigma ile yerini “tarihî ve belli değerlerle yüklü yapıt” yaklaşımına bırakırken[22] 20. yüzyıl boyunca çeşitli kararlar, ilkeler ve tüzüklerle gelişmiştir. Bu yüzyılda yaşanan savaşlar, doğaya verilen zarar ve kentlerdeki dönüşümler; tarihî kentlerde olduğu kadar toplumlar üzerinde de yıkıcı etkiler yaratmıştır. Böylece kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarımının etik bir sorumluluk olduğu düşüncesi yerleşmiştir. Bugünün toplumu için hafıza, ontolojik bir gereklilik olduğu kadar gelecek nesiller için “anlama”nın bir parçası olacağı için de önemlidir. Öte yandan küreselleşmenin (bu defa olumlu) etkisiyle farklı kültürlerin de farklı değerlere sahip olduğu hatırlanmıştır.[23] Tüm bunlar, yani farklı toplumsallıklar ve görelilikler, bize kültürel mirasın anlamlandırma ile ilgili olduğunu ve evrendeki misafirliğimizi hatırlatmıştır.

Bugün kültürel miras; korumanın kapsamı, sürdürülebilirlik, katılım, kalkınma, yönetişim gibi yaklaşımlarla ve aynı zamanda neo-liberal politikalarla ilişkili turizm, kentsel dönüşüm gibi dinamiklerle genişlemeye devam etmektedir. Bu devingenlik, koruma düşüncesinin 19. yüzyıl kökenli ana doktrinlerinin sorgulanması gerektiği yönündeki tartışmaları da tetiklemektedir.[24] Üstelik kültürel miras kavramının ta kendisi, özellikle ulusal alanlarda standardize edilememektedir.[25] Bu tartışmalar, korumanın “nasıl” sorusu ile birlikte açılan uzam ve anlamına bağlanır. Koruma “dondurulmuş bir maddesellikler bütünü”ne karşılık gelmediği için değişimler ve buna bağlı çeşitli müdahaleler kaçınılmazdır. Ancak korumanın anlam boyutunu içselleştirmedikçe koruma, onarım ve restorasyon yöntemleri etrafında dönen tartışmaların ardına geçmemiz hayli zor görünüyor. (Resim 1)

TÜKENME VE TÜKETME

“Sürekli olarak hafızadan söz etmemizin bir tek nedeni olabilir: Artık hafıza yok.”[26]

Pierre Nora

Tükenme için doğal bir son bulma hali denebilir ancak tüketim daha çok, her zaman bilinçli olmasa da belli dinamiklere bağlı bir sürecin yansımalarına işaret eder. Tarihî kentsel koruma süreçlerinde karşılaşılan çeşitli uygulamaların (örneğin rekonstrüksiyon, kentsel doku değişimleri, yapısal müdahale veya “unutulma”ların) etrafında dönen tartışmalardaki çelişkili çoğulluk, tarihî çevrenin ve korumanın tüketim ile olan ilişkisini sorgulamayı zorunlu kılıyor. Küresel dinamiklere bağlı olarak tarihî kentlerin bir turizm ve rekabet “aracı” olması veya yerelliğe yapılan vurgu ile korumanın bir “amaç” olması gibi durumlarla karşılaşılmaktadır. Özellikle 1980’li yıllarda mekân ve toplumsal dinamikleri derinden etkileyen paradigmaya paralel ortaya çıkan miras endüstrisi; kültürün tüketilmesi, mekânın metalaşması gibi tartışmalarla gündemde olmaya devam ediyor.[27] Urry’nin “yer söylencesi”[28] üzerinden eleştirdiği mekân tüketimine benzer biçimde mirasın bir araç olması durumunda “geçmişin simulakrını üretme”[29] tehlikesi vardır. Baudrillard simulakrı “gerçeğin yerini alarak gerçeğe bir son veren model” olarak tanımlar ve antropolojik perspektiften bir değerlendirme yaparak etnolojinin yaşaması için nesnesinin ölmesi gerektiğini söyler.[30]

Bu anlamda örneğin rekonstrüksiyonun (her durum için olmasa da) özgün yapının yerini alması nedeniyle bir simulakr karakteri taşıdığı söylenebilir. Çünkü yeni yapı “yerine yapıldığı anıtın tarihî dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip olmadığı için öğreticiliği sınırlı olan bir kopya karakterindedir; tarihî değer taşımaz”.[31] Üstelik çoğu zaman seçilmiş bir geçmişin geri getirilmesinin yolu olarak kurgulanmaktadır.[32] Sorun rekonstrüksiyon ile sınırlı değildir, daha çok mirasın anlamlandırılması ile ilintilidir. “Tarih geçmişi keşfeder, miras ise geçmişi bugünün amaçlarına uygun biçimde aşılamak üzere tanımlar.”[33] Yani mekânın manipüle edilmesine koşut olarak tarihî eserin de manipülasyonu söz konusudur. Oysa Brett’in dediği gibi miras verilmiş bir şey değildir; yaşanarak oluşmuştur, bu nedenle etik bir değerdir.[34] Öte yandan rekonstrüksiyonu benimseyen görüşün, tarihî bellek ve değerlerin sürdürülmesi düşüncesine tutunduğunu gözlüyoruz. Bu, bazı özel durumlarda değerlendirilebilir, ancak bu noktada kentsel katmanları ve eksilmeleri de pekala bir tür dönem eki veya müdahalesi olarak görmek mümkün. Çünkü kent bu organik ve dinamik karakteri ile bir örüntü oluşturur ve bir dönem çeşitli toplumsal dinamiklerle yok olmuş bir tarihî değerin bugünkü “yokluğu” da pekala bir değer ve öğrenme olarak ele alınabilir. Karar süreci, kolay olamayacak denli derin. (Resim 2)

Eş zamanlı olarak gözlenen kimi tarihî çevrelerin ihmali de bu yazı kapsamında ilginç olan diğer bir duruma işaret ediyor. Aynı kent dokusu içinde kimi alanda eserlerin onarımı ve ihyası son derece önemliyken kimi yerde ihmal edilen veya unutulan eserler görmek mümkün. Yanlış onarımlar göz önünde bulundurulduğunda bu, bazen olumludur. Tüm bunlar bir yandan kentsel mekânın ve mirasın manipüle edilebilirliğine, ortada bir kafa karışıklığı olduğuna işaret ederken bir yandan da tüm paydaşlar arasında ortak dili yakalamanın da ivediliğini ortaya koyuyor. Kentsel örüntü içinde korumaya dair alınan kararlar kaçınılmaz biçimde çeşitli anlaşma ve tüzüklerle çerçevelenirken bu kararların tüm paydaşlarda olduğu gibi tarihî mekânda da karşılık bulması beklenir. Buradaki vurgu, uyumlu bir sürecin yanı sıra ayrışmamış, tekilleşmemiş bütünselliğedir: mekân, insan, anlam bütünlüğüne. Tarihî çevrede her yapısal müdahale esasen mekâna dair bir söz söylemedir. Pallasmaa günümüz mimarlığının anlam ve duygusal etkileri arkada bıraktığını oysa anlamlı sanatsal işlerin deneyim ve duyguları artiküle eden bir varoluşsallık içerdiğini hatırlatır.[35] Bu hatırlatma “yeni” mekân üretimlerinde olduğu kadar kültürel mirasın koruma ve sürdürülmesinde söz konusu olan mekânsallıklar için de önemlidir.

DEĞERLENDİRME

Koruma olgusuna hangi saiklerle yaklaşıldığını bilmeye ihtiyacımız var. Schulz’a göre mimarlık, insanın varoluşsal arayışına cevap bulma çabalarının bir yansımasıdır.[36] Tarihî çevre bu yönüyle sürece “tanıklık”[37] eder. Halbwachs’a göre hafıza, müzik gibidir: ayrıştırılamaz ve içsel. Şehir mekânı da böyledir, hafıza ve deneyimle anlam kazanır. Her deneyimle yeniden üretilen tarihî çevrede anlam, hikayenin oyun kurucusu olmaya devam ediyor. Zaman-mekân tüketim kültürümüze koşut kalırken “yer” ve “miras”ın ayağı hızla kayıyor. Bu noktada koruma konusuna, onun bir nesne olmadığı kabulünden yaklaşmak gerekiyor. Çünkü miras “zamanda donmuş bir madde değildir”.[38] Koruma da bu anlamda “hem eski hem yeni parçalar / yapılar / ifadeler taşıyan üçüncü bir hal”,[39] geçmişle geleceği bağlamamızı sağlayan bir düşünce biçimidir. Değişim kaçınılmaz ancak neleri doğal dönüşümüne terk edip nelerden taviz veremeyeceğimizi yeniden tartışmaya ihtiyacımız olduğu açık. Bu da ancak koruma ile neyi amaçladığımızı hatırlamakla mümkün olabilir. Bu amaç/lar ortak dilde buluşabilmenin bir yolu ise anlam bu dilin kurgusudur. Ülkemizde korumanın anlamının aşağıdaki bağlamlarda düğümlendiğini söyleyebiliriz:

Örgütlenme (planlama, aktörler / paydaşlar): Bugün koruma konusunda aktörlerin arası açık. Mekân üretiminin tek defalık bir inşa olmayıp deneyim ve zamanla ilintili bir süreç olduğunu hatırladığımızda, kullanıcı en başından mekânın bir parçası olmaktadır. Koruma sürecindeki söz ve pay sahipleri arasındaki iletişimsizlik, kırılmalara yol açmaktadır. Süreçteki paydaşlar kısaca şöyle sayılabilir: ilgili kamu kurum ve kuruluşları (bakanlıklar, kurullar vb), yerel yönetimler, ilgili meslek grupları (şehir planlama / kentsel tasarım uzmanları, mimarlar, teknik uzmanlar vb), ekonomi-politik yatırımcılar, bilimsel-akademik uzmanlar, sivil toplum kuruluşları (meslek odaları, örgütler vb), sokaktaki insan / kullanıcı ve en önemli iletişim kanallarından biri olan medya. Bu anlamda yasal, yönetsel, ekonomi-politik, bilimsel, toplumsal, planlama-mimarlık gibi tüm alanları içeren eş güdümlülük esas çerçeveyi tanımlarken planlamadan sokaktaki insana dek karşılıklı iletişim ve öğrenme “niyeti” merkezde olmalı.

Mekân: Koruma süreci nihayetinde bir mekânsallıkla karşılık bulurken sorun çoğunlukla tarihî alanın biçimselliğe indirgenmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa mekân, fiziksel boyutu kadar algısal, estetik, sosyo-kültürel, morfolojik katmanlarıyla da birlikte kavrandığında koruma süreci beslenebilir. Mimarlık, mekânla ilişkili diğer disiplinlerle bütün olarak tarihî çevrede etkileri doğrudan izlenebilen bir alan olarak tüm kademelerle iç içedir. Bu bağlamda “proje”lerin veya koruma uygulamalarının plan aşamasından başlayarak onay, uygulama, denetim gibi tüm aşamalarında etkin paya sahip mimarlığın, dirsek temasında olduğu ilgili kurum ve kuruluşlardaki (bakanlık, koruma kurulu, üniversite, belediye vb) diğer koruma uzmanlarıyla (mimar, restoratör, şehir plancısı, kentsel tasarımcı, teknik uzman vb) hem iletişiminin hem koruma olgusuna bakışının üzerinde durulması gerekir.

Güncel Paradigmalar: Uluslararası sınırlar koruma alanında da eriyor, uluslararası anlaşmalar ve ilkeler, ulusal koruma süreçlerimizin de bir parçası oluyor. Benzer biçimde küresel düşünce ve yaşam biçimlerinin değişmesine bağlı arayışlar, ilkeler de mekânı ve toplumu etkiliyor. Değişen paradigmalara bağlı olarak korumanın tanımı esnerken sürdürülebilir kalkınma, katılım, yönetişim, alan yönetimi, mekân kalitesi gibi kavramlar ekleniyor, ilişkili aktörler de değişmeye devam ediyor. Tehlike, süreçteki bu çok sesliliğin iyi örgütlenmemiş, ulusal bağlamda özgünleştirilememiş bir kurguda parçalanmışlıklara yol açabilmesinde saklı. Kentsel ulaşım planlamaları, ekonomik gelişme, turizm gibi konular arasında öncelikleri doğru belirlemek karmaşayı hafifletebilir. Gelişirken korumak, korurken gelişmek mümkün.

SONUÇ

Tarihî çevre, insanoğlunun zamandaki yolculuğunun mekânsal bir manifestosu gibidir. Örtük katmanları aralayarak kültürel mirasa konu değerlerin sürdürülebilmesini sağlamak da korumanın misyonu denilebilir. Bunu besleyen korumanın anlamını aşağıdaki nirengiler üzerinden yeniden düşünmek, ortak dili yakalamamızda yol gösterici olabilir:

  • Tarihî çevre korumanın nihayetinde “yer”e dair bir söz söylemek olduğu bilinciyle, fiziksel boyutunun yanı sıra buna indirgenemeyecek derinlikte katmanları nedeniyle (estetik, coğrafi, yer olma biçimi vb) korumanın toplumsal, psikolojik, mekânsal ve kentsel peyzajdaki yansımalarını yeniden değerlendirmek: Mimarlık özelinde bu konu, tasarım ve koruma arasındaki derin uzaklaşmanın onarılması gerektiğini vurgular.
  • Korumayı, bağlamından sıyrılmış tekil bir teknik amaç veya tüketim toplumu dinamiklerinin bir aracı olma tehlikelerinden uzak bir niyet ekseninde sürdürebilme esasına odaklanmak: Mimari ve kentsel koruma bahsi geçen öznenin bedensel kurtarımına indirgenemeyeceği gibi kent ve toplum arasında hafıza üzerinden kurulan iletişim de yine sadece bedenleşmiş yapılar aracılığı ile olmayabilir. Bu noktada mekânın ekonomik katkısının yanı sıra estetik ve etik katkılarının da eş değerde olabileceğini değerlendirmek gerekiyor.
  • Kavramsal bir çerçeve olarak katılımın ve toplumsal bilincin sağlanabilmesi için süren tartışmalar arasında kafa karışıklığının giderilmesinin ivediliğini öncelemek; göreliliğin ve çok sesliliğin getirdiği muğlaklığın arasında öncelik ve değerler konusunda mutabakat sağlamak: Korumaya ilişkin çelişkili tutumlar, toplumda neyin değer oluşturduğu konusunda karışıklık yaratabiliyor.
  • Aktörler veya paydaşlar arası iletişimin önemini ve koruma süreçlerinde mimarlık-planlama kuram, pratik, etiğinin getirdiği sorumluluğun; bunların süreçlerdeki rolü ile doğru orantılı olduğunu hatırlamak.
  • Korumaya konu edilen değerlerde örtülü anlamı hatırlamak; buna dayalı bir koruma anlayışının zihinsel ve etik bir çaba olduğu kabulüyle “davranışı düzenleyen ilke olarak zihinsel alışkanlıkların”[40] yeniden değerlendirilmesinin önünü açabilmek: Anlam üzerine inşa edilecek ve “nasıl” sorusuna verilecek cevapların tüm paydaşlar için ortak olması gerekir.

Koruma, evrensel döngünün doğası gereği “zamanda dondurma” olamayacağı gibi üzerine bir çırpıda kolaylıkla söz söylenebilecek bir alan da değildir. Korunmaya konu olan kentsel peyzaj veya dokunun, tek yapı veya kentsel mekânın kendine özgülüğüne ek olarak geçmişinden taşıdığı kodları, hikayeleri vardır. Her müdahaleyi veya unutmayı bu mekânların ve hikayelerin nasıl devam edeceğine ilişkin bir erk olarak insanın karar verme meselesi olarak görebiliriz. Ancak bu ağır sorumluluğa omuz verenin (kültürel, tarihî, doğal ve mekânsal mirasın veya değerin) temelde insan için ne anlam taşıdığını idrak etmek ortak paydamız. Bunu yine ve yeniden hatırlamak, zihinsel ve kültürel bir yeniden inşanın gerekliliği ile yüzleşmek, kaçınılmaz duruyor.

NOTLAR

[1] Viñas, Salvador Muñoz, 2002, "Contemporary Theory of Conservation", Studies in Conservation, cilt:47, sayı:1, ss.25-34.

[2] Ripp, Matthias; Rodwell, Dennis, 2015, “The Geography of Urban Heritage”, The Historic Environment: Policy & Practice, cilt:6, sayı:3, ss.240-276.

[3] Graham, Brian, 2002, “Heritage As Knowledge: Capital Or Culture?” Urban Studies, cilt:39, sayı:5-6, ss.1003-1017.

[4] Wu, Zongjie; Ho, Song, 2015, “Heritage And Discourse”, The Palgrave Handbook of Contemporary Heritage Research, Palgrave Macmillan, Londra, ss.37-51.

[5] “Tarihî kentsel peyzaj” ifadesi (historic urban landscape, HUL) kentin somut veya soyut tüm kültürel ve doğal katmanları, tarihî kent merkezi ve ötesindeki katmanları ile bir bütün olarak değerli olduğu anlayışını vurgular. Tekil tarihî yapıların korunmasını da içerir. Bkz: 10 Kasım 2011 tarihli tavsiye kararı; UNESCO, 2011, Proposals Concerning the Desirability of a Standard-Setting Instrument on Historic Urban Landscapes, UNESCO's General Conference, 36 C/23, https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000211094 [Erişim: 26.08.2022].

[6] Bauman, Zygmunt, 2017 (ilk basım 1978), Hermenötik ve Sosyal Bilimler, (çev.) Hüseyin Oruç, Ayrıntı Yayınları, s.225.

[7] Bauman, 2017, s.327; ayrıca “uzlaşı” ve “hakikat” vurgusu ile Bauman, 2017, s.18.

[8] Husserl, Edmund, 2015, Fenomenoloji Üzerine Beş Ders, (çev.) Harun Tepe, Bilgesu Yayın, ss.25-36.

[9] Bauman, 2017, s.225.

[10] Merleau-Ponty, Maurice, 2017 (ilk basım 1948), Algılanan Dünya, (çev.) Ömer Aygün, Metis Yayınları, ss.19-26.

[11] Batı düşünce sistematiğine dayalı perspektiflerin yanı sıra farklı kültürel coğrafyalardan mekân ve koruma ile ilgili şu kaynaklara bakılabilir: Tuan, Yu Fi, 2001 (ilk basım 1977), Space and Place, University of Minnesota Press; Abu-Lughod, Janet Lippman, 1978, “Preserving the Living Heritage of Islamic Cities”, Toward an Architecture in the Spirit of Islam, ss.61-75; Akagawa, Natsuko, 2016, “Rethinking The Global Heritage Discourse: Overcoming ‘East’ and ‘West’?”, International Journal of Heritage Studies, cilt:22, sayı:1, ss.14-25.

[12] Erzen, Jale, 2006, Çevre Estetiği, ODTÜ Yayıncılık, s.26, s.45.

[13] Giorgala’dan aktaran Hershberger, Robert G., 1970, “Architecture and Meaning”, The Journal of Aesthetic Education, cilt:4, sayı:4 (özel sayı), ss.37-55.

[14] Hershberger, 1970.

[15] Urry, John, 2018 (ilk basım 1995), Mekanları Tüketmek, (çev.) Rahmi Öğdül, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, ss.104-106; Lefebvre, Henri, 1991, The Production of Space, (çev.) D. Nicholson Smith, Blackwell Publishing, Oxford, ss.11-17.

[16] Tuan, 2001, s.32.

[17] Dilthey’den aktaran Bollnow, Otto Friedrich, 1995, “İfade ve Anlama”, Hermenötik Üzerine Yazılar, (der. ve çev.) Doğan Özlem, Ark Yayınları, s.114.

[18] Bartolini, Nadia, 2014, “Critical Urban Heritage: From Palimpsest to Brecciation”, International Journal of Heritage Studies, cilt:20, sayı:5, ss.519-533.

[19] Halbwachs, Maurice, 2019, Kolektif Bellek, (çev.) Zuhal Karagöz, Pinhan Yayıncılık, s.160.

[20] Lowenthal, David, 1998, The Heritage Crusade And The Spoils of History, Cambridge University Press, s.1.

[21] Jokilehto, Jukka, 2004, A History of Architectural Conservation, Elsevier, Oxford, ss.1-20.

[22] Riegl’den aktaran Jokilehto, 2004, s.295.

[23] Bu konuda Nara Özgünlük Belgesi (1994), Faro Sözleşmesi (2005), Burra Tüzüğü (1979, 2013) önemli mihenklerdendir.

[24] Orbaşı, Aylin, 2017, “Conservation Theory in The Twenty-First Century: Slow Evolution or A Paradigm Shift?”, Journal of Architectural Conservation, cilt:23, sayı:3, ss.157-170.

[25] Ahmad, Yahaya, 2006, “The Scope and Definitions of Heritage: From Tangible to Intangible”, International Journal of Heritage Studies, cilt:12, sayı:3, ss.292–300.

[26] Nora, Pierre, 2006 (ilk basım 1974), Hafıza Mekânları, Dost Kitabevi Yayınları, İstanbul, s.17.

[27] Bkz: Urry, 2018, ss.193-210. Bununla birlikte Harvey miras konusunda, belli zamanlarda yoğunlaşan belli yaklaşımların eksiklik içerebileceğini söyler: Harvey, David Charles, 2001, “Heritage Pasts and Heritage Presents: Temporality, Meaning and the Scope of Heritage Studies”, International Journal of Heritage Studies, cilt:7, sayı:4, ss.319-338.

[28] Urry, 2018, s.288.

[29] Harvey, 2001.

[30] Baudrillard, Jean, 2013, Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı Yayınları, İstanbul, s.20,112.

[31] Ahunbay, Zeynep, 1996, Tarihî Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM Yayın, s.99.

[32] Eres, Zeynep, 2017, “Koruma Biliminin Açmazı: Politik Söylemin Aracı Olarak Rekonstrüksiyonlar”, Mimarist. Dosya: Mimari Rekonstrüksiyon, sayı:60, ss.71-84.

[33] Lowenthal, 1998, s.xv.

[34] Brett’ten aktaran Harvey, 2001.

[35] Pallasmaa, Juhanni, 2012, “Newness, Tradition and Identity: Existential Content and Meaning in Architecture”, Architectural Design, cilt:82, sayı:6, ss.14-21.

[36] Norberg-Schulz, Chiristian, 1981 (ilk basım 1974), Meaning in Western Architecture, Rizzoli International Publications, New York, s.5.

[37] Halbwachs, 2019.

[38] Smith, Laurajane, 2006, Uses of Heritage, Routledge, New York, s.83.

[39] Kamacı, Ebru, 2016, “2863 Sayılı KTVKK’nın Uluslararası Yasal Düzenlemeler Bağlamında Değerlendirilmesi”, METU Journal of the Faculty of Architecture, cilt:31, sayı:2, ss.1-23.

[40] Panofsky, Erwin, 2014, Gotik Mimarlık ve Skolastik Felsefe, (çev.) Engin Akyürek, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s. 20.

Bu icerik 1070 defa görüntülenmiştir.
<p><strong>1.</strong> Halıcıoğlu köprü altından tarihî Kumbarahane kışla ve cami yapı grubu, 2021: Koruma,  tarihî eserin nesne olarak korunmasından öte bir bağlama sahiptir çünkü tarihî  yapının uzamı şehir mekânının anlamına katılır. <br /> 	Fotoğraf:  Nevin Esin Tekin </p>
<p><strong>2.</strong> Tarihî Cevizli Tekel Fabrikası alanından izler, 2021 (Marmara Üniversitesi  Mehmet Genç Külliyesi, Dragos): Kimi zaman “bina” olmayarak da şehir mekânının  belleğindeki izleri yakalamak, bugünün deneyimlerine dahil etmek ve hafızayı  yarına aktarabilmek olası. <br /> 	Fotoğraf:  İmre Özbek Eren </p>