427
EKİM-KASIM 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KONUT

Erken Cumhuriyet Döneminde Çağdaş Konut Üzerine: Dr. Abdullah Cevdet ve “Medeni Mesken Buhranı”

Önder Aydın, Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Cumhuriyet mimarlığının sembollerinden olan Batı orijinli “asri” konut 1930’lu yıllara damgasını vururken halen milli mimari arayışlarının etkili olduğu 1920’li yıllardaki erken yayınlar, bu sürecin hazırlayıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Yazar, Abdullah Cevdet’in İctihad mecmuası ve İkdam gazetesindeki makaleleri ile Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi başlıklı kitabında konuta ilişkin saptamalarını mercek altına alıyor.

 

Meskenini göster, nerede hangi evde oturduğunu söyle, senin kim olduğunu, ne kıratta adam olduğunu söyleyeyim.[1]

DR. ABDULLAH CEVDET VE BATI ORİJİNLİ ÇAĞDAŞLAŞMA

Dr. Abdullah Cevdet (1869-1932), siyasetçi, gazeteci, yayınevi sahibi, yazar, şair, çevirmen ve asıl mesleği olan tıp doktoru kimliğiyle geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinin fikir hayatına damga vuran, önemli entelektüellerinden biridir. Abdullah Cevdet ve arkadaşlarının geliştirdikleri “Batı orijinli çağdaşlaşma” modelinin cumhuriyetin resmi ideolojisinin oluşumuna önemli katkı yaptığı birçok araştırmacı tarafından ifade edilmiştir.[2] Lewis, Abdullah Cevdet’in 1912 yılında İctihad dergisinde “Pek Uyanık Bir Uyku” adında yayımladığı iki makalede değindiği tek eşlilik, fes yerine yeni bir başlık, yerli üretim, demiryolları, limanlar ve fabrikaların millileşmesi, kadınların özgürce giyim kuşam haklarının sağlanması, tekke, zaviye ve medreselerin kapatılarak yerine modern ve teknik kurumların açılması, sarık ve cübbenin görevli din adamları dışında kullanımının yasaklanması, muskacılık, üfürükçülüğün ortadan kaldırılması ve Şer’i şerife aykırı inançların düzeltilmesi, arılaştırılmış Osmanlı Türkçesi dilbilgisi ve sözlüğünün oluşturulması gibi değişimleri değerlendirerek, o dönemde gelecekte olacaklara gerçek anlamda yaklaşan başka herhangi bir belge bulunmadığını belirtmektedir.[3]

Abdullah Cevdet’in siyasal, sosyal, kültürel ortama etki eden, özellikle geleneksel yaşam ve kurumlar yerine, yaşamın her alanında Batı orijinli çağdaşlaşmaya dair görüşleri sadece yaşadığı dönemde değil, günümüzde de hararetle tartışılmaya devam etmektedir. Belki de bu anlamda en yoğun tartışmayı, çevirmenliğini yaptığı ve 1908 yılında basılan Dozy’nin kitabı Tarih-i İslamiyet üzerinden görebilmek mümkündür. Hanioğlu’nun iddiasına göre, kitabı çevirmesinin nedeni, Cevdet’in dini gereksiz ve bilim dışı bulması, dinin yerine biyolojik materyalizmi ikame etmeyi önermesidir.[4] “Sosyal Darwinizim” ve “biyolojik materyalizm”e salt ve katı bağlılık, aydınlanma çağının zengin fikir dünyasından beslenen II. Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet dönemi düşünürleri için birçok yayında sıklıkla rastlanılan ve ısrarla yapılandırılmaya çalışılan bir indirgemeci genelleme olarak ortaya çıkmaktadır. Elbette ki bu çalışma da, Abdullah Cevdet’in bir dönem insanı olmasını, dönem ruhunu temsil etmesini dışlamamakla birlikte, bir birey olarak sınıflandırmaların dışına çıkan varlığını da göz ardı etmemeyi hedeflemektedir.

Abdullah Cevdet’e göre, Batı ile mücadele edebilmek için Batılılaşmak gerekmektedir ve güçlü kalabilmek ve hatta millet olarak varlığını koruyabilmek için örnek alınacak Batı dışında herhangi bir medeniyet yoktur.[5] Cevdet’in anlatımıyla, Avrupa bir “tefevvuktur”[6] ve ancak bu tefevvuk ile milletlerin insanlarının hayatlarını muhafaza etmeleri mümkündür. Bunu görmemek için gözlerini kararlılıkla kapayanların göz kapaklarını kerpetenle açmak gerekir. Aksi halde bir veba gibi bulaşıp yayılan bu görmek istemeyiş nedeniyle, görenleri, görmek istemeyenleri aynı sel suyu alıp götürecektir.[7]

MEDENİ MESKEN - SOSYOKÜLTÜREL BOYUT

Abdullah Cevdet’in yazılarında, çağdaş konutun ülkeye gelmesiyle ilgili olarak, durumun sosyal, kültürel, toplumsal boyutunu belli bir oranda ele aldığı görülür. Bu kapsamda, konut sorununu “içtimai, milli, bir hayat meselesi” olarak benimsediğini belirtmek gerekir. “Sosyal birim” aile üzerinden toplumun gelişimi tezini ortaya koyan pozitivist düşünür / sosyolog Frederic le Play’e atıfla konutun ailenin şekillenmesinde önemli bir rolü olduğunu aktarır: “hayraniyet bahş bir azim ve hazm ile inkılâb ve terakki yolunu tutmuş genç Türkiye Cumhuriyeti ictimaiyi ve aileyi teşkilat ve taazzî [şekillenme] meseleleriyle meşgul olacaktır. Genç Cumhuriyetin önünde iskân edilecek bir millet vardır.”[8]

Bu noktada, “medeni mesken” içinde kurguladığı aile yaşamı ile neyi tasvir ettiğini vurgulamakta fayda vardır. Her ne kadar birçok sosyal ve kültürel konuda toplumun görüşlerinin ötesinde “avangard” bir tutum alsa da, özgürce giyim kuşam hakkı verilmesini savunduğu kadınlara bakışı, geleneksel aile değerlerine bağlı, yeni yeni filizlenen feminist görüşlere mesafeli ve dönemin Batı dünyasındaki genel tutuma paraleldir. Cevdet’e göre kadının ev içindeki rolü, her şeyden önce anne ve evinin hanımı olmasıdır. Bu nedenle, aile vazifesi olarak, çocukların terbiye ve nezaketinden kadın sorumludur ve öğleye kadar söz konusu vazifesiyle ilgilenmeli, istisnai bir durum olmadıkça bu süre zarfında evinden dışarı çıkmamalıdır. Kız çocukları ise, hem annelerinin idaresi altında ev işleriyle ilgilenerek müstakbel ev hanımlığı terbiyesi almalı hem de akşam eve işten yorgun gelen babalarını, “güzel yüzleri, şefkatleri ve piyanolarıyla” dinlendirme görevini üstlenmelidir. Diğer taraftan, evin hanımefendisi olarak kadın, estetik bir mesele olarak görülen evin tezyininden sorumludur.[9]

Abdullah Cevdet, yayınlarıyla ve özellikle Adab-ı Muaşeret kitabıyla, Batılı, “Avrupalı” yaşam tarzını, mekânını, tefrişini, züccaciyesini getirmeyi, öğretmeyi hedeflemekle birlikte, aileden gelen geleneksel değerlere bu konuda da kayıtsız değildir. Işın’ın da belirttiği üzere, modernleşmenin serbest hayat olmadığını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.[10] Bu makalenin ele aldığı çerçeve içinde, yeni Batılı ev eşyalarının kullanımı ile ilgili tespitleri söz konusu hassasiyetini aktarmak açısından önemlidir. Örneğin, odada tek başına dahi olsa, kanepede uzanarak gazete okuyan bir erkeğin o hareketini “laubalilik” olarak tanımlaması (Resim 3) veya bir kadının kaçınması gereken sandalyede oturma biçimleri ile “dürüst”[11] oturma biçimlerini aktarması bu kapsamdadır. (Resim 4)

SIHHİLİK VE KONFOR

“Meskensizlik” olarak adlandırdığı konut sorununa genel yaklaşımının ana unsurlarını “sıhhi ve medeni meskenin” eksikliği olarak saptamak mümkündür. Ülkede eksik olarak gördüğü, Avrupa’dan feyzle medenilik ile ilgili ele aldığı diğer unsurlar, hijyen, konfor, yeni teknoloji gibi fizyolojik gerek ve ihtiyaçlar üzerinedir. Bu noktada temel eleştirisini dönemin geleneksel konutları ve geleneksel mahalleleri üzerinden getirir: “Güneş görmez, hava almaz, binaenaleyh ratıb [rutubetli], mütteafin [çürük] ve müntin [pis kokmuş] evleri nasıl mesken addedebiliriz?” Abdullah Cevdet’e göre geleneksel konut, “tutuşan bir kibrit kutusu halinde bir saat içinde yanıp kül olmak tehlikesi” bulunan, “veremden muzdarip insanların öksürüklerinin takırdadığı evciklerdir”. [12] Söz konusu evcikler tabiri, sadece konutların küçük boyutlu olmalarının belirtilmesinden öte, azımsayıcı bir tutuma da işaret etmektedir.

Bu bağlamda eleştirisini İslam ve Batı toplumlarının hayata bakışlarını karşılaştırarak gerçekleştirir: “dünya kâfire cennet, mümine zindan” Hadisin, Osmanlının ilk Paris elçisi 28 Mehmet Çelebi tarafından anlamı değiştirilen halini kullanmıştır. Abdullah Cevdet, “bizim” dünya yerine ahireti, ev yerine mezarı konuşmayı sevdiğimizi iddia eder. Ona göre, bu zihniyeti ortadan kaldırmak, “sıhhi ve medeni meskenlerin saadet ve lezzetini ruhlara tattırmak” lazımdır.[13]

Çok eleştirildiği biyolojik materyalist yönü bahsi geçen “saadet ve lezzet” konusunda ortaya çıkar: “Konforlu bir hanede nefis bir surette hazırlanmış akşam taâmının [yemeğinin], kışın kaloriferle meshun [ısıtılmış] bir taâmhanesinde tenavül edilen [yenilen] bir bifteğin, bir bardak nefis “Mader”in [İspanyol şarabı] altında yeni bir zürriyet vardır. Tevlid [çocuk doğurtmak], tamamiyet ve fazla-i tağdi [gıda] eseridir, konfor, maddi ve manevi konfor iktidar-ı tevlidin en mühim amilidir.”[14]  Bu iddiasını, Havelock Ellis’in “Wohnung und Bevölkerung / Konut ve Nüfus” isimli kitap bölümüne referansla, hayvanlar üzerine yapılan çalışmalarla destekleme yoluna gider ve iyi beslenen, sıhhi bir kümeste tutulan hayvan çiftlerinin, kötü beslenen, gayrisıhhi, dar kümeslerde tutulan hayvan çiftlerine göre daha fazla ürediklerini belirtir. [15] Cevdet’in, döneminin bir kaynağından esinlenerek dramatik bir şekilde buradaki örneklemeye gitmesinin ardında, dert edindiği ülkedeki nüfusun azalmasına karşı, iyi koşullarda yaşam olanağı sunan “medeni” konutu bir çözüm yolu olarak görmesi yatmaktadır.

EKONOMİK BOYUT

Abdullah Cevdet’in “medeni” konutun üretilmesi süreciyle ilgili olarak önemli bulduğu ekonomik tedbirler üzerine yayınlarında öneriler sunduğu görülmektedir. Cevdet, İstanbul dahil, büyük küçük tüm kentlerimizin, yeterli sayıda “sıhhi ve medeni meskenlere” sahip olmanın çok uzağında olduğuna değinerek bu durumun halkın sağlığı, nüfus sorunu ile “maliye meselesi” ve  “servet-i milliye meselesine” sıkı sıkıya bağlı olduğundan bahseder.[16] Örneğin, Adana’da “buhran” olarak nitelediği konut yetersizliği nedeniyle ev bulunamadığını, var olanların da kiralarının çok yüksek olduğunu, bu nedenle şehre dışarıdan gelen memurların istifa ederek şehirden ayrılmak zorunda kaldıklarını belirtmektedir.[17] Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin konut üretim süreci ile ilgili destek politikalarını yayınlarında aktarmakla birlikte, genç Cumhuriyet hükümetinin maddi ve nakdi fedakarlık yapmaya gerek olmaksızın gerçekleştirebileceklerine dair önerilerini şöyle sıralamıştır: Yeni veya ek bina inşa edeceklerden ruhsat harcı almamak; en az on yıl belediyenin onaylayacağı plan kapsamında inşa edilecek konutları emlak vergisinden muaf tutmak; ithalatla gelen inşaat malzemelerinden gümrük vergisini ya az almak ya da hiç almamak; çimento, kireç, alçı gibi temel inşaat malzemelerinin üretimini teşvik etmek ve özellikle çimento fabrikası açmak isteyenleri 12 yıl her türlü vergiden muaf tutmak.[18] Romanya’da bile çuvalı 125 kuruşa satılırken İstanbul’da 280 kuruşa çıkan çimentonun, bu yeni “medeni” konut üretimindeki önemine özellikle değinmektedir. Abdullah Cevdet’in sözleriyle “Çimento buğday unundan sonra en lüzumlu ve hayati maddedir.”[19]

SONUÇ YERİNE: DR. ABDULLAH CEVDET’İN KONUT ÜZERİNE SÖYLEMLERİNİN ÖNEMİ

Şüphesiz ki, 19. yüzyılla birlikte ülkenin kentlerinde görülmeye başlanan modern yaşam tarzının ve mekânlarının, Abdullah Cevdet’in bu makalede ele alınan eserlerini yayınladığı 1920’lerde azımsanmayacak bir ölçüde varlık gösterdiğini belirtmek gerekir. Sürece bakıldığında, modern yaşamın izlerinin çeşitli farklı kategorideki mekânlarda, örneğin dönemin en muhafazakar padişahı olarak bilinen II. Abdülhamid’in yemek salonunda, sayıları

1890’larda yüzbinlere varan, çoğunlukla Müslüman çocukların okuduğu Osmanlı devlet okullarının sınıflarındaki sıralarda, yemekhanelerindeki masalarda görünür olduğunu söylemek mümkündür. (Resim 5) Ayrıca, geleneksel yaşamın yemek yeme, oturma, yatma gibi eylemlerinin yerde gerçekleştiği sofalı geleneksel evden salonlu, Batılı tefrişli eve doğru geçişin, sadece saray çevresinde değil, bürokrat ve tüccarlardan oluşan Osmanlı kent seçkinleri için de mümkün olabildiğini, dönemin yaşam pratiklerinden saptamak olanaklıdır. Ahmed Mithat’ın “Ancak şimdilerde biz dahi eski alaturka salonlarımızı nasılsa beğenmeyerek alafranga usulde salon tanzim edeceğiz diye hayli hatalara düçar olmakda [düşmek] bulunduğumuzdan” tespiti üzerine, hayli süslü bir elbise askısının salonun ortasına konmasının görgüsüzlüğünü sorgulamasını[20], Cumhuriyet öncesi modern yaşama geçiş aşamasındaki sancılı kabullenişe işaret etmesi bağlamında önemsemek gerekir. 20. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde ise, “geçmişin geleneksel mahallelerine” yeni inşa edilen mütevazı konutlar için dahi, banyo, tuvalet, mutfak gibi özelleşmiş mekânların bulunduğu, sofanın yerini holün aldığı, salonlu ev projelerinin tasarlandığını görmek mümkündür. (Resim 6) Bunlara ek olarak, I. Ulusal dönemin “milli” cephe elemanlarıyla düzenlenmiş cephelerinin ardında, örneğin Kemaleddin Bey’in konut tasarımlarında koridorlu, salonlu Batılı Klasik plan şemasını[21], Vedat Bey’in konutunda ise salon-salomanjeli “modern” planı bulmak da şaşırtıcı değildir.[22] Dolayısıyla, 1930’lara gelmeden önce modern yaşam tarzının ve mekânlarının geri dönülmez bir biçimde ülkeye nüfus etmeye “başladığını” ısrarla vurgulamak önemlidir. Zaten Abdullah Cevdet’in bu kapsamda isyanı, “medeni” konutun yokluğuna değil, buhran olarak nitelediği yetersizliğinedir: “İstanbul’da yedi yüz küsur bin nüfus kaldığı rivayet olunuyor. Bu nüfusun beş yüz küsur bini gayrı sıhhi ve gayrı medeni evlerde ömürlerini ve nesillerini kütah [kısa] etmektedirler diyebiliriz. Hiç olmazsa günün yarısında güneş alır, soğuğa, sıcağa, yağmura karşı mahfûz; suyu, elektriği, banyosu ve her konforu mevcut İstanbul’da kaç bin ev gösterilebilir?”[23]

19.yüzyılın sonlarındaki yayın alanına bakıldığında, geleneksel aile değerleri ile Batılı yaşam tarzını söz konusu yaşam pratikleri üzerinden “doğrudan” düzenleme çabasındaki didaktik adab-ı muaşeret kitaplarının ortaya çıkışını görmek de tesadüfi değildir.[24] Fakat bu yeni yaşama dair pratiklerin ele alınışının dışında, kuramsal alana sirayet eden görüşlerin tartışıldığı bir ortamın oluştuğuna dair bir bilgiye “eldeki veriler ışığında” ulaşılamamaktadır. Tanyeli, söz konusu boşluğu doldurmaya en yakın alan olarak gördüğü 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Osmanlı Tanzimat edebiyatının, özellikle romanlarında, masa-sandalyeli, koltuklu, kanepeli, avizeli, perdeli salonlarıyla ve o salonlarda Fransız mürebbiyenin eğittiği, piyano çalan genç kızlarıyla, okuyucunun zihninde Batılı bir mikrokozmos inşa edildiğini aktarır.[25] Ancak, dönemin kuramsal alanda Batılı konuta dair söz konusu en güçlü anlatımında, yeni Batılı konut, roman gerçekliğinde ve arka plandadır.

Erken Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise, yayınlar doğrudan konutu merkeze alan bir nitelik kazanır, hatta bu bağlamda “asri ev” Cumhuriyet ideolojisinin çağdaş yaşamı topluma sunma biçiminin adeta sembolü durumuna gelmiştir. Bozdoğan, dönemin atmosferini değerlendirirken köktenci, modern bakış açısının ve dolayısıyla gelenekten kesin bir şekilde kopuşun kuramsal alanda ortaya çıkışının örneklerini 1930’lu yılların yayınları üzerinden vermektedir. [26]

Bu araştırma, 1920’li yılların yayın arşivinde “mikro sondaj” yaparak, Cumhuriyetin modern yaşam ve konutunu ele alan yayınlarda adına pek rastlanmayan bir isme odaklanmış ve Onun etkilerini egzajere etmekten ziyade, yazılarında ele aldığı kavramların önemini vurgulamaya çabalamıştır. Baydar, yeni bir toplum yaratmanın hedeflendiği Cumhuriyet Türkiye’sinde bu amaca ulaşmak için yayınların önemli bir yer tuttuğunu belirtirken, bu kapsamdaki yayın olarak Abdullah Cevdet’in “Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi”ni örnek vermektedir.[27] Bu makale çalışması ise, Abdullah Cevdet’in topluma modern yaşamı benimsetmeyi hedefleyen adı geçen kitabına ek olarak, konutu odağa yerleştiren, durumu “mesele” ve “buhran” kavramlarıyla önemseyen 1920li yıllardaki makalelerinin, “o dönemde” yayınlanmış olmasına özellikle dikkat çekmektedir. Bilhassa 1925 yılındakiler, geleneksel yaşamı ve konutunu reddeden, “medeni, konforlu, kullanışlı, sıhhatli” Batılı konutu yeni çağdaş yaşamın olmazsa olmazı olarak gören bakış açısıyla, 1930lu yıllar sonrası görüşlere erken değinen eserler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Cevdet’le benzerlikler içeren görüşlere, Peyami Safa’nın “Kafesli, karanlık, rutubetli, cumbası çarpılmış, taşlığı küf ve mutfağı lağım kokan tahta evlerimiz ailelerimize tabut olmuştur”[28] tespiti, Zeki Selah’ın “Elyevm oturmakta bulunduğumuz şehirlerimiz hiçbir ilmi, sıhhi, esas ve kaideye nazaran yapılmış olamadıklarından, birçok hastalıkların ve bilhassa veremin husule gelmesinde büyük bir amildirler.”[29] sözleri veya Behçet Ünsal’ın günün mimari endişesini “gayri sıhhî ve gayri fennî şartlar altında hayatını harcayan köylünün, amelenin, halkın dertlerine deva olacak güzel [mesken mimarlığı] yapmak”[30] olarak görmesi gibi birçok örnek verilebilir.

Cevdet’in konutu ele aldığı bu süreçte, mimarlığı etkileyen belli etkenlerle, ekonomik, toplumsal, teknolojik ve fizyolojik boyutla ilgilenmesi dikkat çekicidir. Bunun temel nedeni olarak, aydınlanma düşüncesinin rasyonalist yönünü benimsemiş olmasını ve bu bağlamda konutu / mimarlığı toplumun değişimindeki yapılandırıcı üst kültür unsuru olarak görüyor olmasını saptamak mümkündür. Tüm aktarılanlar ışığında, Dr. Abdullah Cevdet’in, bu makalede de değinilen “çağın ruhu” içinde önerdiği, günümüzden bakıldığında kabul görmesi mümkün olmayan, tepki çeken bazı görüşleri bir tarafa, Cumhuriyet devrimlerinin fikir altyapısına katkılar sunan, çağdaş yaşam ve çağdaş konut meselesine erken dönemde değinen, öncü bir Cumhuriyet “Münevveri” olarak hakkını teslim etmek önem arz etmektedir.

NOTLAR

[1] Abdullah Cevdet, 1925a, “Medeni Mesken Buhranı”, İctihad, sayı:186, s.3686.

[2] Hanioğlu, Şükrü, 1981, Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, ss.404-405. Berkes, Niyazi, 2012, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s.549. Lewis, Bernard, 2004, Modern Türkiye’nin Doğuşu, TTK Yayınları, Ankara, s.267. Arıkan, Zeki, “Dr. Abdullah Cevdet ve Dönemi”, Tarih İncelemeleri Dergisi, cilt:1, sayı:1, ss.225-226.

[3] Lewis, 2004, ss.235-236.

[4] Hanioğlu, 1981, s.325. Üzerine çok detaylı ve değerli bir çalışma gerçekleştiren Şükrü Hanioğlu’nun eleştirilere açık olduğunu belirttiği bu saptaması, Abdullah Cevdet’i ateist, din düşmanı olarak gösteren yayınlara da referans olmuştur. Ancak Meriç, Abdullah Cevdet’i İslamiyet düşmanı olarak ele alan bu bakış açısına tepki göstererek, Cevdet’in “Hristiyan” tarihçi Dozy’nin kitabının tartışılması için, ona bilimsel yanıtlar verilmesine katkı sağlamak amacıyla bu görevi üstlendiğini belirtmektedir. Bkz: Meriç, Cemil, 1986, Kültürden İrfana, İnsan Yayınları, İstanbul, s.87. İlginçtir ki Hanioğlu, Abdullah Cevdet’in İslam alemini modern zamana uyduracak, modern bilimle uyumlu olacak bir din tasavvur etmekte olduğunu belirterek, geç de olsa hakkını teslim edecektir. Bkz: Gündüz, Mustafa, 2016, “Abdullah Cevdet’in Sosyolojik Görüşleri”, Türk Düşüncesinin Kaderi, (ed.) Öner Buçukçu, Tezkire Yayıncılık, İstanbul, ss.155-189.

[5] Gündüz, 2016, s.173.

[6] Eski dilde kullanılan tefevvuk kelimesi üstünlük anlamına gelmektedir.

[7] Abdullah Cevdet, 1927, Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi, Yeni Matbaa, İstanbul, s.5.

[8] Abdullah Cevdet, 1925a, s.3685.

[9] Abdullah Cevdet, 1927, ss.16, 17, 21, 25.

[10] Işın, Ekrem, 2012, “Tanzimat Ailesi ve Modern Adab-ı Muaşeret”, Tanzimat - Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, (ed.) Halil İnalcık, Mehmet Seyitdanlıoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, ss.557-574.

[11] Burada “dürüst” kelimesini davranışla ilgili değil, eski anlamıyla “hatasız, doğru” olarak kullandığını kabul etmek gerekir. Bkz. Şemseddin Sami, 1900, Kamus-i Türki, İkdam Matbaası, İstanbul, s.606.

[12] Abdullah Cevdet, 1925b, “Hakiki Mesken Buhranı”, İkdam, sayı:10173 (2 Ağustos), s.2. Abdullah Cevdet, 1925a, s.3686.

[13] Abdullah Cevdet, 1925a, s.3685.

[14] Abdullah Cevdet, 1925b, s.2. Abdullah Cevdet, 1925a, s.3687.

[15] Abdullah Cevdet, 1925b, s.2. Abdullah Cevdet, 1925a, s.3687.

[16] Abdullah Cevdet, 1928, “Almanya Mesken Buhranı Meselesini Nasıl Halletti”, İctihad, sayı:259, s.5012.

[17] Abdullah Cevdet, 1928, “Adana’da Mesken Buhranı”, İctihad, sayı: 247, s.4715.

[18] Abdullah Cevdet, 1925a, s.3687. Abdullah Cevdet, 1925b, s.2.

[19] Abdullah Cevdet, 1925a, s.3687. Abdullah Cevdet, 1925b, s.2.

[20] Ahmed Mithat, 1312, Avrupa Adab-ı Muaşereti yahud Alafranga, İstanbul, ss.274-275. Işın, 2012, ss.557-574.

[21] Sözen, Metin, 1984, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara.

[22] Batur, Afife, 2003, M. Vedat Tek: Kimliğinin İzinde Bir Mimar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

[23] Abdullah Cevdet, 1925a, s.3687.

[24] Işın, 2012, ss.557-574.

[25] Tanyeli, Uğur, 1996, “Osmanlı Barınma Kültüründe Batılılaşma - Modernleşme: Yeni Bir Simgeler Dizisinin Oluşumu”, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, (ed.) Yıldız Sey, İstanbul, ss.284-297.

[26] Bozdoğan, Sibel, 1996, “Modern Yaşamak: Erken Cumhuriyet Kültüründe Kübik Ev”, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, (ed.) Yıldız Sey, İstanbul, ss. 313-328. Bozdoğan, Sibel, 2008, Modernizm ve Ulusun İnşası, Metis Yayınları, İstanbul, ss.313-314.

[27] Baydar, Leyla, 2002, “Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Toplumsal Değişim ve Konut”, Türkler, cilt:18-Cumhuriyet, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, ss.445-453.

[28] Safa, Peyami, 1943, Millet ve İnsan, Akbaba Yayınları, İstanbul, s.65.

[29] Zeki Selah, 1931, “Müşterek İkametgâhlar”, Mimar, cilt:1, sayı:3, ss.97-98.

[30] Ünsal, Behçet, 1940, “Mimarlık Üzerine Düşünceler”, Arkitekt, sayı:9-10, ss.221-223.

Bu icerik 1198 defa görüntülenmiştir.