428
KASIM-ARALIK 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Başkentte Organize Kent Suçu
    Nihal Evirgen, ODTÜ Mimarlık Bölümü Doktora Öğrencisi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Afet Sarmalında Krize Körükle Gitmek

Ali Tolga Özden, Doç. Dr., ÇOMÜ Mimarlık Bölümü

“Vatandaşının barınma hakkını ve afetlerden korunmasını anayasa ile garanti altına alan sistemin, barınma hakkını kötüye kullananlara açık çek veren ve afetlere dönüşebilme potansiyeli yüksek uygulamalara cevaz veren bir yaklaşım olan imar affı ile yine yasalaştırarak kendisiyle çelişmesi, kanıksanmış bir davranış haline gelmiştir.” “On yıllardır bilimin ve hukukun savunmasını yapanlarca imar affı sarmalının ne denli büyük bir hata olduğu savları defalarca yaşanan afetlerle de ispatlanmışken; yeni bir imar affı beklentisinin dillendirildiği toplumda bu durumun neredeyse sevinçle karşılanabilmesini, kaderini siyasi gücün adeta tanrısal güç kullanan bir kontrolsüzlüğe evrilmesini ziyadesiyle kanıksamış bir toplumsal yapı oluşturma başarısına bağlamak şaşırtıcı olmayacaktır. Zira kentsel krizin çözümünde sadece fiziksel yapının iyileştirilmesi değil sosyo-ekonomik ve hukuksal sistemin de iyileştirilmesi gerekliliği apaçık ortada dururken yasa tanımazlığı yasallaştıran uygulamaların af adı altında toplumda sürekli bir kanunsuzluğa özendirme davranışı elbette kentsel kriz ve afetler çağında ağır sonuçlara neden olacaktır.”

 

Kentsel kriz çağında olduğumuzu söylersek bunun karşılığı olan krize karşı çözüm önerilerini de üretmek gerekir. Kentin ve kentlilerin içinde bulunduğu açmazı tanımlayarak belki de en sonda söylenebilecek sözleri ilk başta söylemek doğru olabilir. Kentleri kentliler için yaşanması güç, baş edilmesi zor, barınılması neredeyse imkansız hale getiren sebep ve sonuç ilişkisinde "af" gibi çok insancıl algılanan bir aktörün rol aldığını görmek şaşırtıcı mı? Af kelimesinin af/fetmek davranışına dönüşümünün aslında af/etler çağında tehlike ve risklere davetiye çıkaran bir davranışa evrilmesi pekala da çırılçıplak karşımızda durmuyor mu? Ülkenin gerekçeleri ile yasallaştırdığı af hikayesi 1948’de gecekondulaşmayı önlemek üzere ortaya atılan ilk girişimlerden itibaren neredeyse 75 yıllık bir kısırdöngüye dönüşmüş durumda. Vatandaşının barınma hakkını ve afetlerden korunmasını anayasa ile garanti altına alan sistemin, barınma hakkını kötüye kullananlara açık çek veren ve afetlere dönüşebilme potansiyeli yüksek uygulamalara cevaz veren bir yaklaşım olan imar affı ile yine yasalaştırarak kendisiyle çelişmesi, kanıksanmış bir davranış haline gelmiştir.

Selin süpürüp moloz yığınına çevirdiği yerleşim alanlarına, depremlerin yıktığı yapılara doğa kaynaklı afet adını verme ve sebebini de sonucunu da ilahi güçlere havale etme alışkanlığı yöneticilerin kullandığı en etkili yöntem. Böylelikle toplumu kaderci bir anlayışla kandırma kolaycılığı her seferinde sorunların daha da büyüyerek bir sonraki afeti bekleyen topluma kanıksatılmasıyla sonuçlanmaktadır. Aslında modernleşme projesi içinde modern toplumun inşası için mevcut yapı üretim süreçleri, dönüşlü birer uygulama olduğu gerçeğini bizlere defalarca ispatlamıştır. Kapitalist yapı üretim modelleri doğa üzerinde tahakküm kurmaya çalışırken "bumerang" etkisiyle kendi süreçlerinin zarar verdiği doğal ve üretilmiş çevrelerin dirençsizliğini artırmıştır. İnsan yasalarının tanımladığı, insan hukukunun güvence altına aldığı ve insanın ürettiği teknolojinin güçlendirdiği afetlere dirençli yapılı çevre üretimine karşı adeta tanrısal bir gücü kullanır gibi yasaları çiğneyen, hukuku delip geçen ve kapitalin verdiği gücü kullanan insanın "af"fedilerek afetlere her seferinde daha açık hale getirilme yarışında sanırım başarılı olundu.

Yine yeniden yeni bir af yasası gündeme geldiğinde aslında yönetici erk rolündeki siyasi otoritenin sonsuz bir güce sahip olduğunu da topluma kabul ettirebildiği hukuksuzluğun yasalaştırıldığı sürecin toplumun her bir bireyi için hukukun ve adaletin gücüne değil de siyasi gücün insafına ve amaçlarına göre hareket ederse refah ve mutluluğa kavuşacağı kandırmacasını kanıksatmıştır. On yıllardır bilimin ve hukukun savunmasını yapanlarca imar affı sarmalının ne denli büyük bir hata olduğu savları defalarca yaşanan afetlerle de ispatlanmışken; yeni bir imar affı beklentisinin dillendirildiği toplumda bu durumun neredeyse sevinçle karşılanabilmesini, kaderini siyasi gücün adeta tanrısal güç kullanan bir kontrolsüzlüğe evrilmesini ziyadesiyle kanıksamış bir toplumsal yapı oluşturma başarısına bağlamak şaşırtıcı olmayacaktır. Zira kentsel krizin çözümünde sadece fiziksel yapının iyileştirilmesi değil sosyo-ekonomik ve hukuksal sistemin de iyileştirilmesi gerekliliği apaçık ortada dururken yasa tanımazlığı yasallaştıran uygulamaların af adı altında toplumda sürekli bir kanunsuzluğa özendirme davranışı elbette kentsel kriz ve afetler çağında ağır sonuçlara neden olacaktır.

Bu çağın krizlerini geçmiş dönemlerden ayıran önemli bir özellik de daha öncesinde referanslarına ulaşamadığımız ya da zaten böyle bir referansın da olmadığı tehlikelerle karşı karşıya olmamızdır. Küresel iklim değişiminin yerleşmeler ve toplumlar üzerinde olası etkileri de bu anlamda en çarpıcı örnek olarak öne sürülebilir. Geçmiş depremler konvansiyonel afetlerde ne ile karşı karşıya olunduğunu deneyimlediğimiz afetlerdir. Oysa afetler ve kentsel kriz çağında karşı karşıya olduğumuz tehlike ve afetleri henüz deneyimlemedik veya ilk kez deneyimlemeye başladık. Etkilerini bilmiyoruz. Sonuçlarını test etmedik. Sonrası ile ilgili bir öngörümüz yok. Bu belirsizlik içinde adeta yangına körükle giderek zaten kriz içinde olan yerleşimleri hukuksuzlukları affederek krizin ağırlaşması ile ödüllendirmek(!) de neyin nesidir? Hani sanki o "tuhaf zamanlarda yaşayasın" bedduasında olabilecek günlerden geçiyorken ortaya yine çıkarılan yeni bir imar affı kanunu ile daha da tuhaf zamanlara doğru hızla yuvarlanıyor olacağız. Toplumun kaderini kentlerin kaderiyle tayin etme alışkanlığını kendine yol seçen siyasi otorite, kendi yazdığını sandığı senaryonun yakın gelecekte aslında kendisinin de içinde figüran olduğu ve sonucunun nereye bağlanacağını bilmediği bambaşka bir distopik senaryoya evrildiğini gördüğünde ise çok geç kalınmış olacaktır.

Antroposen çağının belirsizliklerini tanımlarken insan davranışlarının dönüşlü etkisi başat bir rol belirleyicidir. Artık ütopyalar üzerine kurulan gelecek tahayyülünü, distopyaların şekillendirdiği kentsel kriz ve afetler çağı ile anıyor olmamız sürpriz olmaktan çıkmıştır. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyacağımız dayanak ise ahlak, adalet ve tüm çevrenin -özellikle doğal çevre ve kaynakların- korunması üzerine tesis edilmiş yaşam alanları oluşturmak olacaktır. İmar affının, toplumu kaderci yaparak siyasi otoritenin insafına bırakan ancak sonunda öngörülemez, belirsiz ve ürkütücü bir gelecek kurgusunu karşımıza çıkaran çağa yelken açan toplum için Nuh'un karayı gördüğü ve yaşamı yeniden başlatma umudunu sevince dönüştürdüğü efsane içindeki o ana benzer bir noktadan çok uzakta duruyoruz. Barınma, yaşama ve hepsinden ötesi güvenli ve adaletli bir yerde yaşama hakkını koruyan yasal ve yönetsel yapıya hasar verecek imar affı anlayışı “amasız ve fakatsız” bir şekilde reddedilmelidir. İnsan ırkının kendi refahını gözeten karar ve davranışları dönüşlüdür ve çevreyi korumak sadece insan ırkının değil tüm canlı türlerinin haklarını korumak ile mümkün olacaktır. Kentlerin krizinin afetlerle anılacağı bir çağ öngörülürken, affın afetleri oluşturan sebepleri körükleyeceği bir sarmalı kabul etmemek en doğru seçenek olacaktır.

Bu icerik 1164 defa görüntülenmiştir.