428
KASIM-ARALIK 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Başkentte Organize Kent Suçu
    Nihal Evirgen, ODTÜ Mimarlık Bölümü Doktora Öğrencisi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Kırda Modernin İzini Sürmek: Mualla Eyüboğlu Anhegger’in Pulur ve Ortaklar Yerleşkeleri

Ayşe Deniz Yeşiltepe, Arş. Gör. Dr., Eskişehir Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Figen Kıvılcım Çorakbaş , Prof. Dr., Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un öncülüğünde kurulan köy enstitüleri, “iş için, iş içinde, iş ile eğitim” yoluyla “yaparak öğrenmeye” dayanan bir köy öğretmeni yetiştirme sistemi. Ülke genelinde sayıları yirmi biri bulan ve Türkiye’nin modernleşme hedeflerine uygun olarak kırsalda geliştirilmiş özgün bir eğitim sistemi olan köy enstitülerinin yerleşkeleri, ulusal mimarlık yarışmaları aracılığıyla dönemin önemli mimarları tarafından tasarlanmış. Yazarlar, Anadolu’nun iki ayrı ucunda yer alan Erzurum Pulur ve Aydın Ortaklar yerleşkelerinin mekânsal niteliklerini karşılaştırmalı olarak değerlendiriyor.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda yeni bir ulusun oluşum süreci başlamış; bu süreçte Türkiye’nin geçirdiği dönüşüm ülkenin her yerinde, sosyal ve mimari alanlarda kendini göstermiştir. Devlet tarafından alınan kararlar doğrultusunda kamusal alanlarda ülkenin modernleşme hedefine uygun projeler geliştirilmiştir. Böylece, erken Cumhuriyet döneminde çeşitli mimari programlara sahip birçok yerleşke inşa edilmiştir. Bu dönemde kırsal alanları kalkındırma amaçlı politikalar da üretilmiştir. Bu politikaların en bilinenleri; köylünün üretim biçimini modern koşullara uyarlamak, eğitmek ve sağlık koşullarını düzeltmek amacıyla çıkarılan Köy Kanunu, tarım ve ziraat becerisi artırılmış bireyler yetiştirilmesine ve yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik köycülük çalışmaları, kırsal alanda örnek köyler adı altında yeni yerleşimlerin tasarımı ve ulaşımın iyileştirilmesi için demiryolu ağı oluşturulması gibi politikalardır.[1] Kamu İktisadi Teşekkülleri Yerleşkeleri (KİT), Halkevleri ve köy enstitüleri, erken Cumhuriyet döneminde devletin belirlediği ve modern yapılaşmaları içeren mimari modeller arasında sayılabilir.[2]

Modernleşme politikalarının sonuçlarından biri olan köy enstitüleri, kırsalda kalkınmanın hedeflendiği erken Cumhuriyet döneminde Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç önderliğinde kurulmuştur. Enstitüler aracılığıyla köyleri modern zirai yöntemlerle buluşturmak ve köylüyü eğitmek hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, köy enstitüleri projesinin amacı, toplumun üretkenliğinin artırılması için gereken teorik ve uygulamalı eğitimin yaygınlaştırılması için köy çocuklarının köy öğretmeni, sağlık görevlisi, teknisyen veya meslek elemanı olarak yetiştirilmesidir. [3] , Köy enstitüleri ve enstitülerle gelen özgün ve yenilikçi eğitim felsefesi, yasal olarak 1940 yılından 1954 yılına kadar sürdürülebilmiştir.

Köy Enstitüleri yerleşkeleri, mimarlık alanında 2000’li yıllardan itibaren artan bir şekilde ele alınmıştır.[4] Köy enstitüleri yerleşkelerinin inşasında görev almış olan Cumhuriyet’in öncü kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger’in yaşamı, anıları ve mimarlık tarihi yazınına olan katkılarıyla ilgili literatürde daha önceden yapılmış çalışmalar[5] bulunmasına karşın onun köy enstitüleri ile olan ilişkisine odaklanan çalışmalar oldukça sınırlıdır.[6] Eyüboğlu Anhegger üzerine çalışmalarda daha çok onun mimari eserleri ve restorasyon çalışmalarından bahsedilmiş ama tasarım yaklaşımı incelenmemiştir.

Bu çalışmada öncelikle, köy enstitülerinin dönemin mimarlık ortamı içerisindeki öneminden bahsedilecek, ardından Cumhuriyet’in öncü kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger’in köy enstitüleri fikrinin mekânsallaşmasına katkıları incelenecek, son olarak, Eyüboğlu Anhegger’in yerleşim planlarını tasarladığı ve yapılarının projelerini çizmiş olduğu Erzurum Pulur ve Aydın Ortaklar Köy Enstitüleri yerleşkelerinde sergilediği tasarım ve planlama yaklaşımı tartışılacaktır.

Yöntem olarak, Harita Genel Müdürlüğü Arşivi’nden enstitülerin kuruluş dönemlerinden günümüze kadar temin edilebilen hava fotoğrafları üzerinden, yerleşkelerin geçirdikleri mekânsal dönüşümlerin saptanması ve mekânsal dönüşümün dönemlere ayrılarak aktarılması yöntem olarak belirlenmiştir. Böylece yerleşkelerde eğitim sisteminin de değişmesiyle yaşanan mekânsal dönüşümün somut şekilde ortaya konması hedeflenmiştir. Ayrıca, 2014’ten itibaren çeşitli yıllarda[7] her iki enstitü yerleşkesine yapılan ziyaretlerle özgün ve güncel mekânsal durum tespitleri yapılmıştır. Elde edilen tüm bu veriler yorumlanarak Eyüboğlu Anhegger’in enstitü yerleşkelerinin kurgusunda geliştirdiği tasarım yaklaşımları belirlenmiştir. Bu tasarım yaklaşımlarının özgün dönemler üzerinden değerlendirilmeleri yapılarak yerleşkelerin korunmuşluk durumları analiz edilmiştir. Son olarak, kültürel miras olarak ele alınması gerekliliği vurgulanan bu önemli ve özgün eğitim yerleşkelerinin belirlenen kriterler çerçevesinde karşılaştırmalı analizleri yapılmıştır.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN TARİHİ VE MİMARİ BAĞLAMI

Erken Cumhuriyet Türkiye’sinin mekânsal modernleşme stratejilerinden olan ülkeyi “demir ağlarla örme” projesinin eğitim odaklı kırsal yansımalarını köy enstitülerinin kuruluş yeri seçimleri üzerinden okumak mümkündür. Enstitülerin yer seçimleri, “demir ağlar” projesindeki gibi ülkeyi bir uçtan diğer uca saracak biçimde, birçoğu demiryolu istasyonları ile ilişkili ve kırsalı kalkındırma hamlesini başarıya ulaştıracak alanlar içerisinden yapılmıştır. Böylece, yurt geneline yayılan bir eğitim ve öğretim seferberliğinin mekânsal yansımaları olan enstitü sayısı tüm Türkiye’de 21’e ulaşmıştır. (Resim 1)

Enstitülerin temelini, 1936’da açılan ve köyler için eğitmenler yetiştiren köy eğitmenleri kursları ile köy öğretmen okullarının oluşturduğu kabul edilir. Keskin[8] çalışmasında, köy enstitüleri mimarlık ekolünde proje üretim süreci olarak tanımladığı programlama evresini eğitmen kursları ile köy öğretmen okulları dönemini kapsayan Proto-Köy Enstitüleri Evresi (1936-1940) ve köy enstitüleri yapıcı ekipleri ile yerleşkelerin inşasının 1951 yılına kadar devam etmiş olabileceği öngörüsüyle o dönemi de içine alan Köy Enstitüleri Evresi (1940-1946/51) olmak üzere iki ana başlık altında toplamaktadır. (Resim 2)

Köy enstitüleri için açılan mimari yarışmalar, ulusal çapta ilk büyük yarışma dizisi olma özelliğine sahiptir.[9] Köy enstitüleri yerleşkeleri için ilk olarak 1940 yılında on iki adet enstitü (Antalya Aksu, Samsun Akpınar, Malatya Akçadağ, Trabzon Beşikdüzü, Balıkesir Savaştepe, Sakarya Arifiye, Isparta Gönen, Kayseri Pazarören, Kastamonu Göl, Osmaniye Düziçi, Kırklareli Kepirtepe, Eskişehir Çifteler) için ulusal mimari yarışması açılmıştır.[10] 1941 yılında Ankara Hasanoğlan,[11] 1943’te Sivas Pamukpınar ve Konya İvriz Köy Enstitüsü[12] olmak üzere toplamda on beş adet enstitünün projeleri mimari yarışmalar yoluyla elde edilmiştir. Geriye kalan altı enstitüden İzmir Kızılçullu ve Kars Cılavuz ve Van Ernis Köy Enstitülerinde eskiden kalma atıl yapıların kullandığı,[13] Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü’nün ise hazır bina projelerinden faydalandığı bilinmektedir.[14] Erzurum Pulur ve Aydın Ortaklar Köy Enstitülerinin projelerini Mimar Mualla Eyüboğlu Anhagger’in hazırlamış olduğu kendi hazırladığı özgeçmişinde belirtilmiştir.[15] (Resim 3)

Enstitülere ait mekânların üretimini ulusal mimarlık yarışmaları yoluyla yapılması, II. Dünya Savaşı’ndan kaynaklanan zorlu koşullar altında bile bilime ve sanata dayalı bir anlayışın uygulandığının ve genç mimarlara çalışma alanı yaratıldığının bir göstergesidir.[16] (Resim 4) Buna karşın, yarışmalarda derece alan projelerin uygulanma safhasında malzeme temini, iş gücü, kontrollük gibi sorunlarla karşılaşılmıştır. Enstitüler için hazırlatılan projelerin öğrenciler tarafından uygulanması sırasında, özellikle modern malzeme yokluğu ve teknik eleman eksikliği nedeniyle aksaklıklar yaşanmıştır.[17] Projeler birçok durumda kısmi olarak uygulanmış, yarışma projelerine ek olarak ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda yeni mekânlar inşa edilmiştir. Dolayısıyla yerleşkelerin inşasında yarışma projeleri kadar enstitülerde görev alan mimar, yapı ustaları ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü yapı kolu öğrencileri de etkili olmuştur.

Eğitimin yalnızca teorik derslerle yürütülmemesi, uygulamalı dersler ile desteklemiş olması enstitü yerleşkelerinin planlanmasında fiziksel karşılığını bulmuştur. Derslerin 22 saatinin teorik, 11 saatinin uygulamaya ayrılmış olması, eğitim mekânlarının “yerleşke” içerisinde kurgulanmasını, yapıların birbirleriyle ve açık alanlarla ilişkili olarak tasarlanmasını sağlamıştır.[18] Köy Enstitülerinin 1954 yılında kapatılmalarının ardından 6234 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu enstitüler 6 yıllık ilköğretmen okullarına dönüştürülmüştür. İlköğretmen okullarında enstitü ruhunun bir süre daha devam ettiği öğrencilerin anılarından anlaşılmaktadır.[19] Ancak yıllar içerisinde eğitim sisteminin değişmesiyle, enstitülerdeki uygulamalı eğitim sisteminden oldukça uzaklaşılmıştır. Özellikle 1970’li yılların ortalarından itibaren, ilköğretmen okullarının öğretmen liselerine dönüşmesiyle birlikte, programda meslek derslerinin yanı sıra lise dersleri de yer aldığı için meslek ve uygulamalı derslerin saatleri iyice kısalmış ve uygulama yapmaya zaman kalmamıştır.

Köy enstitülerinin kırsalın modernleşmesi konusunda getirdiği bir başka yenilik kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim aldığı karma eğitim modelidir. Türkiye’de yatılı düzeyde karma eğitimin ilk olarak köy enstitülerinde uygulandığı düşünüldüğünde, enstitü modelinin diğer konularda olduğu gibi karma eğitimde de devrimci bir yaklaşım geliştirdiği anlaşılmaktadır.[20] Öte yandan, Köy Enstitülerinde kız öğrencilerin aldığı eğitim toplumsal cinsiyet rollerine göre belirlenmiş, uygulama dersleri kapsamında erkeklere ziraat ve yapıcılık gibi konularda eğitim verilirken, kızlara dikiş alanında eğitim verilmiştir. Buna karşın, Mualla Eyüboğlu Anhegger’in Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından biri olarak enstitülerin inşası kapsamında edindiği etkin rol, kız öğrencilerin eğitim programının geleneksel kalıplar çerçevesinde belirlendiği enstitü yaklaşımının ötesine geçmektedir. Mualla Eyüboğlu Anhegger, genç bir mimar olarak dönemin kız öğrencileri için olduğu kadar enstitü çalışanları ve yakın köylerde yaşayan kadınlar için de toplumsal normların dışında bir rol model oluşturmuş ve mekân tasarlayan ve üreten kadın kimliğiyle etkileşimde bulunduğu insanların bakış açılarını genişletmiştir. Dolayısıyla, Mualla Eyüboğlu Anhegger’in Köy Enstitüleri sisteminde yer alması sistemin devrimci ve yenilikçi karakterini güçlendirmiş ve geleneksel toplumun kalıplarını esneterek enstitü sistemine değer katmıştır.

Bu durum, Eyüboğlu Anhegger’in mekânsallaşmasına katkıda bulunduğu enstitü yerleşkelerinin somut ve somut olmayan kültürel miras değerlerine özgün bir katkısı olarak değerlendirilebilir. Yerleşkelerin korunması, yorumlanması ve sunulması gereken diğer kültürel miras değerleri Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü bağlamında yapılan çalışmada[21] belirlenen kültürel miras değerleri önemli bir referans oluşturmaktadır. Bahsi geçen çalışmada enstitülerin miras değerleri tarihî değer, politik değer, yönetsel değer, bölgesel değer, belgelenmiş olma değeri, anı değeri, ekonomik değer, devamlılık değeri ve mimari değer olarak tanımlanmıştır. Bu durum, diğer yerleşke örneklerine de genişletilebilir.

MUALLA EYÜBOĞLU ANHEGGER VE KÖY ENSTİTÜLERİ

Mimar Mualla Eyüboğlu Anhegger, 1942 yılında Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde yapı kolu başkanı ve Enstitü Yüksek Bölümü inşaat öğretmeni olarak çalışmaya başlamış; Aydın Ortaklar Köy Enstitüsünde zehirli sıtmaya yakalanıp görevini bırakmak zorunda kaldığı 1947 yılına kadar hem Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde çalışmış hem de diğer köy enstitülerine ziyaretlerde bulunarak eksik yapıları projelendirmiş ve uygulamalarda bulunmuştur.[22] Mualla Eyüboğlu, kendi kaleme aldığı biyografisinde 1942-1947 yılları arasını hayatının “köy enstitüleri” dönemi olarak adlandırmaktadır.[23] (Resim 5)

Bu dönemde yarışmalarla elde edilen projelerin uygulanmasında ve yerin koşullarına uyarlanıp eksiklerinin tamamlanmasında önemli rol oynamış, uzman bilgisiyle öğrenci ve ustaların çabalarını buluşturmuştur. Edirne Kepirtepe, Konya İvriz, Antalya Aksu, Isparta Gönen, Eskişehir Çifteler, Sivas Yıldızeli, İzmir Kızılçullu, Kars Cılavuz Köy Enstitülerinde inşaat kontrol mimarı görevini yürütmüş, gezici inşaat dersleri de vermiştir. Kayseri Pazarören, Aydın Ortaklar ve Erzurum Pulur Köy Enstitülerinin projelerini de verilen görev gereği hazırlamış ve bazı binaların yapımında öğrencileriyle birlikte çalışmıştır.[24] Aynı zamanda, Konya İvriz ve Sivas Pamukpınar için açılan mimari proje yarışmasının jürisinde görev almıştır.[25] Eyüboğlu Anhegger, bir yandan Hasanoğlan’da öğrencilere proje okuma ve uygulama dersi verirken bir yandan da kendi köylerinde yaşadıkları binaların rölövelerini yaptırmaya çalışmıştır. Öğrenciler enstitüde köylerindeki inşaat tekniklerine dair bilgilerini paylaştıklarından, Eyüboğlu Anhegger öğrencilerden Anadolu’nun farklı yörelerindeki tasarım detaylarını, yapı malzemelerini ve yapım tekniklerini öğrenme olanağı yakalamıştır.[26]

Eyüboğlu Anhegger, mimar olarak Yüksek Köy Enstitüsünün eksik bazı binalarının planlarını hazırladığını, yapı maliyetini asgariye indirebilmek için uğraştığını ve yapıları öğrencilerle birlikte kolayca inşa edilebilecek şekilde planladığını belirtmektedir. Eyüboğlu Anhegger’in dikkat çektiği başka bir nokta kendi tasarladığı yapıların mevcut enstitü binalarından üslupça ayrılıyor olmasıdır. Eyüboğlu Anhegger, uygulamalar esnasında teknik bilgiyi öğrenciye aktarabilmek için, kimi zaman akademide edindiği mimari estetikten feragat ettiğini, bir başka deyişle, estetiği pratik zorunluluklar karşısında feda etmek zorunda kaldığını vurgulamaktadır.[27]

Meslek hayatının en başında köy enstitülerinde tasarımcı ve uygulayıcı mimar olarak görev almış olan Eyüboğlu Anhegger, meslek hayatının devamında aralarında Topkapı Sarayı restorasyonunun da bulunduğu birçok restorasyon proje ve uygulamasında çalışmıştır. Köy enstitüleri döneminde mimari tasarım ve uygulama alanında bilgi birikimi edinmesinin, kendisine ileriki yıllarda Topkapı Sarayı Haremi’nin onarımlarında oldukça önemli katkılarının olduğunu belirtmektedir.[28] Eyüboğlu Anhegger’in mimari tasarım alanında üretmiş olduğu yegane plan ve projeler köy enstitüleri yerleşkeleri bağlamında gerçekleşmiştir. Bu sebeple, bu çalışma kapsamında, Pulur ve Ortaklar Köy Enstitüleri yerleşkelerinin dönüşümü üzerinden Eyüboğlu Anhegger’in tasarım yaklaşımının izlerinin ne kadar korunduğu konusu da tartışılmıştır.

Eyüboğlu Anhegger, 1943-1947 yılları arasında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki eksik binaların projelerini hazırlarken, orada yaşamış olmanın kendisine kazandırmış olduğu deneyimleri gerek projelendirme gerekse uygulamada kullanmaya çalıştığını ifade eder. Bu kazanımlarını yeni kurulan ve mimarı olarak görev yaptığı Pulur ve Ortaklar Köy Enstitülerinin vaziyet planlarında daha canlı bir şekilde uygulamaya çalıştığını, tasarımlarında iklim koşullarını ve toplumsal koşulları dikkate almaya özen gösterdiğini belirtir.[29] Ağustos 1946 ve Aralık 1946 arasında Pulur Köy Enstitüsü müdürü olan Osman Yalçın, Mualla Eyüboğlu Anhegger ile aylarca bu enstitüde birlikte çalıştığından bahseder.[30] Yalçın’ın bu ifadesi, Eyüboğlu Anhegger’in tasarladığı ve kuruluşunda katkıda bulunduğu enstitülerde tasarım ve uygulama aşamalarında uzun zaman geçirdiğini düşündürmektedir. Buna dayanarak, yarışmayla elde edilen enstitü projeleri ile karşılaştırıldığında, Mualla Eyüboğlu Anhegger’in yarışmayı kazanan mimarlara nazaran tasarladığı enstitülerin işleyişi ve yerlerine dair daha çok deneyim sahibi olduğunu ileri sürmek mümkündür. Eyüboğlu Anhegger, hem bir mimar hem de enstitü yaşantısının içinden bir eğitmen olarak enstitü yerleşkelerinin oluşumuna katkıda bulunma fırsatını bulmuş tek kişidir.

PULUR KÖY ENSTİTÜSÜ

Pulur Köy Enstitüsü, Erzurum’un Aziziye (eski adıyla Ilıca) ilçesine 1,5 km uzaklıkta yer alan yaklaşık 1.800-2.000 dönüm verimli bir arazi üzerine konumlandırılmıştır. Bu arazinin enstitü kurulması için seçilmesinde arazinin içinden Pulur Çayı’na dökülen bir derenin geçmesi, Ilıca Tren İstasyonu’na ve Erzincan-Erzurum karayoluna yakın olması ve verimli toprak yapısına sahip olması etkili olmuştur. (Resim 6)

Pulur yerleşkesinde Mualla Eyüboğlu Anhegger’in planlama yaklaşımı incelendiğinde, yerleşkenin tek bir ana aks üzerinde planlandığı görülür. Bu ana omurganın her iki kenarında bu omurgaya yaklaşık olarak 30 derecelik açı ile yerleştirilen yapılar yer almaktadır. Yapıların dikdörtgen forma ve geniş açık alanlara sahip olmaları ve yaklaşık olarak eşit büyüklükte oluşları dikkat çekicidir. (Resim 7) Diğer enstitü yerleşkelerindeki planlama yaklaşımları ile karşılaştırıldığında,[31] yapıların ana aksa paralel değil açılı olarak yerleşmeleri, mimarın özgünlük arayışının bir yansıması olarak değerlendirilmiştir.

Yerleşke genelinde yer alan yapıların çoğu tek katlı olup giriş kapılarına birkaç basamakla ulaşılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Yapı malzemesi olarak taş, tuğla ve ahşap kullanılmıştır. Yapıların neredeyse tüm cephelerine pencereler yerleştirilmiştir. Yapı çatılarının kırma ve beşik çatı şeklinde ve fazla eğimli olarak tasarlanmış olduğu gözlenmektedir. Bu durum, yağış ve kar yüklerinin karasal iklimde fazla olmasının bir sonucu olarak değerlendirilmiştir. Buna karşın, geleneksel pencere oranlarına yakın olarak tasarlanmış pencerelerin tüm cephelere ve çok sayıda yerleştirildiği görülmüştür. (Resim 8)

Pulur Köy Enstitüsü yerleşkesinin geçirmiş olduğu mekânsal dönüşüm, çalışma kapsamında elde edilen hava fotoğrafları ve yerleşkeye yapılan ziyaretlerden elde edilen veriler ışığında dört döneme ayrılarak incelenmiştir.[32] (Resim 9)

1942-1953 yılları arasındaki “Birinci Dönem: Köy Enstitüsü Dönemi” kendi içerisinde Pulur Köy Enstitüsü döneminin kuruluş aşamasını temsil eden “1A: Kuruluş Dönemi (1942-1947)” ve enstitü döneminin gelişim aşaması olan “1B: Gelişme Dönemi (1947-1953)” olarak ikiye ayrılmıştır. 1953-1974 yılları arasında okulun 1954 yılında Pulur İlköğretmen Okulu, 1958’de ise Yavuz Selim İlköğretmen Okulu adını alması sebebiyle “İkinci Dönem: Öğretmen Okulu Dönemi” olarak değerlendirilmiştir. (Resim 10, 11)

1974-2005 yılları arasındaki dönem, tarım alanlarının kullanımına da son verilerek eğitim sisteminin değiştirilmesi ve “İlköğretmen Okulu” programının “İlköğretim Yatılı Bölge Okulu” programına dönüştürülmesiyle “Üçüncü Dönem: Özgünlükten Kopuş Dönemi” olarak adlandırılmıştır. Son olarak 2005-2019 yılları arası “Dördüncü Dönem: Kaybolan İzler Dönemi” olarak ele alınmıştır. Bu dönem içerisinde özgün döneme ait yapılar yıkılmaya başlanmış, kütlece enstitü ölçeğine aykırı yapı ve yapı grupları inşa edilmiştir. (Resim 12)

Yerleşkede yer alan enstitü dönemine ait yapılar 2000 yılında Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillenmesine rağmen zaman içerisinde bu yapıların tescilleri kaldırılmış ve 2010 yılında yerleşke korunma statüsünden tamamen çıkarılmıştır.[33] Yerleşkenin dönüşümünde göze çarpan, inşa edilen yeni eğitim yapılarının, gittikçe irileşmesi, eski yapı ve planlama kararlarıyla ilişkilerinin kopması ve sayıca artması olmuştur. Son dönem yapılaşma faaliyetiyle özgün yapı ve yol izleri silinmiş, önceki dönemlerden farklı bir yaklaşım sergilenmiştir. Bahsedilen mekânsal dönüşüm sonucunda, günümüzde Pulur Köy Enstitüsü’ne ait özgün yapıların tamamı yıkılmış durumdadır. (Resim 13)

ORTAKLAR KÖY ENSTİTÜSÜ

Ortaklar Köy Enstitüsü Aydın’ın Germencik ilçesi Ortaklar köyüne 3 km uzaklıkta yer alan ve yaklaşık 1.830 dönüm arazi üzerine konumlandırılmıştır. (Resim 14) Bu arazinin enstitü kurulması için seçilmesinde; öğretmenlerin hem Kızılçullu hem Ortaklar’da ders verebilmelerine olanak tanıması,[34] Ortaklar köy merkezine yakın olması, önemli tren yollarının kavşak noktasına yakın olması, arazinin içinden yol geçmesi, kolaylıkla istimlak edilebilmesi, tarıma elverişli olması, içerisinde akarsu ve ılıcanın bulunması gibi nedenler etkili olmuştur.[35] Eyüboğlu Anhegger, Ortaklar’ın arazisini seçerken büyük bir güçlük çektiklerini çünkü ne tarafa dönseler bakımlı meyve bahçeleriyle ve sürülmüş tarlalarla karşılaştıklarını, köylülerin elinden o arazileri almaya kıyamadıklarını ifade etmektedir.[36] Başlangıçta Ortaklar Köy Enstitüsü’nün İzmir’de 1940 yılında kurulmuş olan Kızılçullu Köy Enstitüsü’nün yeni yeri olması ve Kızılçullu’nun buraya taşınarak eğitim ve öğretime devam etmesi fikriyle yola çıkılmıştır. Buna karşın, Ortaklar Köy Enstitüsü 1944 yılında ayrı bir kurum olarak eğitim vermeye başlamıştır.[37] Ortaklar yerleşkesinde Mualla Eyüboğlu Anhegger’in planlama yaklaşımı incelendiğinde, yerleşkenin birbirini açılı olarak kesen iki aks üzerinde planlandığı görülür.[38] (Resim 15)

Yerleşkedeki yapılar tek ve iki kattan oluşurken, derslik binalarının kat yükseklikleri yerleştirildikleri eğimli arazinin de etkisiyle üçe (bodrum üstü iki kat) çıkmıştır. Bodrum katlar genelde yatakhane, üst katlar ise derslik olarak kullanılmıştır.[39] Yapıların genelinde taş, tuğla ve ahşap gibi yerel malzemeler tercih edilmiştir. Çatıları ise kırma ya da beşik çatı biçiminde yapılmıştır. (Resim 16)

Yerleşkede, dikdörtgen hacimlerle birleşen yarım silindir formlu yapılar mevcuttur. Bu yapılar enstitü döneminde ve sonrasında derslik olarak hizmet vermiştir. Kırsal alanda sık karşılaşılmayan bu dairesel form, geleneksel yapım teknikleriyle üretilen bir modern biçimlenmenin göstergesidir. (Resim 17)

Yerleşkenin en uç noktasında yer alan idari binanın simetrik bir plan ve cephe düzeni vardır. Basamaklarla yükseltilmiş girişe sahip yapının hemen önündeki tören alanına bakan cephesinde bir balkon bulunmaktadır. Bu balkonun hitap balkonu olarak kullanıldığı düşünülmektedir. (Resim 18) İki katlı inşa edilen ve öğretmen lokali olarak kullanıldığı düşünülen yapının cephesinde yer alan kolonlarla oluşturulmuş yarı açık mekânlar, bu yapıyı enstitü genelindeki diğer yapılardan ayrışmaktadırlar. (Resim 19)

Yerleşkede betonarme oluşu, düz teras çatısı ve büyük cam yüzeylerden oluşan cephe tasarımıyla diğer yapılardan farklılaşan, dikdörtgen planlı bir başka derslik binası yer almaktadır. 1955-1964 yılları arasında[40] inşa edilen bu bina da bodrum üstü iki kat olacak şekilde üç katlı olarak tasarlanmıştır. (Resim 20)

Ortaklar Köy Enstitüsü yerleşkesi, günümüze kadar değişen adlarla eğitim yerleşkesi olarak kullanılmaya devam etmiştir.[41] Yerleşkenin dönüşümü incelenirken 1944-1993 yılları arası “Birinci Dönem: Özgün Dönem” olarak ele alınmıştır. Pulur Köy Enstitüsü’ndeki durumun aksine daha geniş aralıkta incelenen bu dönem yine de ikiye ayrılarak 1944-1972 yılları arasını kapsayan dönem “1A: Köy Enstitüsü Dönemi, 1972-1993” yılları arasındaki dönem ise “1B: Öğretmen Okulu Dönemi” olarak incelenmiştir. (Resim 21)

1A dönemi, Ortaklar Köy Enstitüsü döneminin kuruluşundan öğretmen okulları dönemine kadar olan bölümü temsil eder. Yerleşkenin birbirini açılı olarak kesen iki aks üzerinde planlandığı görülür. Yerleşkeye ana erişimi sağlayan ilk aks, Adabelen tepesi olarak bilinen tepeye kadar devam etmekte, tepeye vardığı noktada ise kırılarak ikinci bir aks oluşturmaktadır. Özgün planlamada yola yakın ilk aksta öğretmen lojmanları yer alırken, üst kottaki ikinci aks etrafında eğitim yapıları yer alır. 1B yani öğretmen okulu dönemi ise Ortaklar Köy Enstitüsü döneminin gelişim aşamasını temsil eder. (Resim 22)

Köy enstitülerinin kapatılmasının ardından sistemin öğretmen okuluna dönüşümüyle mevcut akslara sadık kalınarak mevcut yapılara uyumlu yeni binalar inşa edilmiştir. Yerleşkenin girişine öğretmen okulu döneminde ölçek olarak biraz daha büyük yapılar inşa edilse de bu yapılar yerleşkenin ana kurgusuna olumsuz etki etmemiştir.

1993-2019 yılları arasındaki dönem ise “İkinci Dönem: Yeni Ekler Dönemi” olarak adlandırılmıştır. (Resim 23) Bu dönem yerleşkede göze çarpan en büyük değişiklik, artan öğrenci sayısı ve ihtiyaca yönelik yerleşkenin akslarının birleştiği köşeye birkaç katlı eğitim yapısının eklenmesi olmuştur.

Son dönemde yerleşkeye eklenen yapılara bakıldığında özgün tasarım anlayışından uzak tek hacimden oluşan büyük yapı kütleleri oldukları göze çarpmaktadır. Köy enstitüleri dönemine ait yapılardan birçoğu halen ayakta olup yerleşke İzmir Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2000 tarihinde koruma altına alınmıştır. Bazı binalar restore edilerek yeniden işlevlendirilse de yerleşkedeki özgün döneme ait çoğu yapı atıl durumdadır ve kullanılmamaktadır. (Resim 24)

Günümüzde enstitü dönemine ait yapıların çoğu ayaktadır. Ancak bu yapılar yıkılma tehdidi altında olduklarında içlerine girilememekte, dolayısıyla özgün yapılar kullanılamamaktadır. Bu sebeple, yerleşkede eğitim 2. dönemde inşa edilen yapılarda devam etmektedir. (Resim 25)

DEĞERLENDİRME

Bu çalışmada yerleşkelerin kuruluş dönemlerinden günümüze kadar ulaşılabilen hava fotoğraflarının incelenmesi, analizler, karşılaştırmalı çalışma ve yerleşke ziyaretlerinde yapılan gözlemler üzerinden Mualla Eyüboğlu Anhegger’in enstitü yerleşkesi tasarımında dikkate almış olabileceği kavramlar belirlenmiştir.

Her iki yerleşkenin vaziyet planının, Hasanoğlan, Beşikdüzü, Çifteler, Düziçi enstitü yerleşkeleri gibi birçok enstitü yerleşkesinde görüldüğü gibi,[42] belirlenmiş ana akslar etrafında organize edildiği gözlemlenmektedir. Düz bir arazide konumlanan Pulur’da doğrusal tek bir ana aks ve buna paralel ikincil bir aks kullanımı tercih edilmişken;[43] Ortaklar’da bir kısmı düz, bir kısmı eğimli araziye uygun şekilde kırılan iki aks etrafında yapıların organize edildiği görülmektedir. Ortaklar Köy Enstitüsünde ana aksların yerleşimi, Eyüboğlu Anhegger’in yere ve topoğrafyaya uygun tasarım yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Eyüboğlu Anhegger’in Pulur’a göre daha eğimli bir arazide planlanan Ortaklar yerleşkesinin kurgusunda sunduğu çözümler, kendisinin köy enstitülerinde farklı konumlarda yaptığı uygulamalardan edindiği deneyimlerin bir yansıması olabilir.

Her iki yerleşkede yapıların ve açık alanların ölçeği irdelendiğinde; Pulur’da çevresiyle, doğayla ve zirai alanlarla tasarlanmış ilişkiler kuran, yaklaşık olarak aynı boyutlarda ve tek katlı yapıların tercih edildiği; Ortaklar yerleşkesinde ise arazinin eğiminden faydalanacak şekilde, yapıların tek ve iki kattan oluştuğu ve derslik binalarında kat sayısının üçe çıktığı görülmektedir. Eğimli arazide yer alan yapıların topoğrafyaya ve çevrelerine uyumlu olarak tasarlandıkları görülmektedir.

Yerleşkelere yapı-açık alan ilişkileri bağlamında bakıldığında, Pulur’da kara iklimi koşullarının yapı tasarımlarına etkisi, yapıların içe dönük ve minimum cephe alanına sahip kütleler halinde olmaları ve giriş cephelerinin ve bu cephelerin önlerinde tanımlı açık alanların güney veya güneydoğuya dönük olması şeklinde gözlemlenmektedir. Bunlara ek olarak, Pulur’da yapıların güneş ışığından maksimum faydalanmak üzere açılı ve birbirlerinin önünü kapatmayacak şekilde yerleştirildiği görülmektedir. Aynı zamanda tüm enstitülerin genel kurgularında yer alan ortak açık alanlara, tören ve toplanma mekânlarına yer verildiği görülmektedir. Ortaklar’da ise Pulur’dan farklı olarak, Akdeniz iklimin etkisiyle lojman ve eğitim yapılarının girişlerinde yarı açık mekânların tasarlandığı görülmektedir.

Mualla Eyüboğlu Anhegger her iki yerleşkenin tasarımında da işlevsel gereklilikleri ön planda tutarak bir özgünlük arayışı ortaya koymaktadır: Öyle ki, Pulur Köy Enstitüsü yerleşkesinde yapıların ana aks doğrultusuna göre açılı bir şekilde yerleşmiş olması, diğer hiçbir enstitü yerleşkesinde karşılaşılmayan bir durumdur. Vaziyet planı ölçeğindeki bu özgünlük arayışının, karasal iklimde yer alan bu yerleşkedeki yapıların ikişer cephesinin güneye bakması ile sonuçlanmış işlevsel bir karardır. Benzer şekilde Eyüboğlu Anhegger, Ortaklar Köy Enstitüsü yerleşkesinde topoğrafyaya göre kırılan bir ana aks tasarlayarak, yine başka hiçbir Köy Enstitüsü yerleşkesinde görülmeyen özgün bir karara imza atmıştır. Sadece ana aks değil, yapı ve açık alanlar da topoğrafya ile uyumlu şekilde tasarlanmıştır. Atatürk büstünün yer aldığı tören alanının ana aksın en sonunda ulaşılan bir konumda olması ve ana girişten uzaklığı, enstitüde devam eden eğitim aktivitesine -bir promenat ardından erişilen- anıtsal bir nitelik katmış, Eyüboğlu Anhegger’in enstitüdeki eğitsel, sosyal ve kültürel faaliyetlere verdiği önemin bir yansıması olmuştur. Ortaklar Köy Enstitüsü yerleşkesinde bir başka dikkat çeken nokta yarım silindir formunda yapıların varlığıdır. Dairesel formların kullanımı, Eyüboğlu Anhegger’in yapı tasarımında formal bir arayışı olarak değerlendirilmiştir. Eyüboğlu Anhegger’in Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü Müzik Okulunda da aynı form üzerine çalıştığı bilinmektedir. (Resim 26)

Her iki yerleşke tasarımında Eyüboğlu’nun yeni fikirler denediği, görmüş ve deneyimlemiş olduğu enstitülerden farklı bir noktaya erişmek istediği gözlemlenmiştir. Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından biri olarak dönemin kısıtlı koşulları içinde bile yenilikçi ve deneysel bir mimari yaklaşım sergilemesi, Eyüboğlu Anhegger’in modern mimarinin Türkiye’deki ilk kadın temsilcilerinden biri olduğunu doğrulamaktadır. (Tablo 1)

MUALLA EYÜBOĞLU ANHEGGER’İN TASARIM YAKLAŞIMININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÜZERİNE

Yerleşkeler, eğitim programı ve değişimlerinin yansımaları açısından değerlendirildiğinde her iki yerleşkede “yaparak öğrenme” yaklaşımının karşılık bulduğu, Pulur’da eğitim programının değişmesiyle ortaya çıkan ihtiyaçların yerleşkeyi oluşturan özgün planlama kararlarına uyumsuz bir şekilde giderildiği görülmüştür. Ortaklar’da ise yerleşkeye sonradan eklenen yapıların Pulur’daki gibi kütlece daha büyük olmalarına karşın yerleşkenin genel dokusuna çok fazla zarar vermeden konumlandırıldığı tespit edilmiştir. Pulur’da yapıların belirlenen ana aksa göre açılı yerleşmesi durumu diğer enstitü planlarıyla karşılaştırıldığında özgündür. Ortaklar’da ise tören alanı ve Atatürk büstünün, bir başka deyişle eğitim yapılarının gruplandığı ana odağın yerleşke girişinden en uzak noktaya yerleştirilmiş olması yerleşke tasarımında tespit edilen özgün bir niteliktir.

Enstitülerin mevcut durumları karşılaştırıldığında; Pulur’da çevresiyle, doğayla ve zirai alanlarla tasarlanmış ilişkiler kuran insan ölçeğindeki yapı kütlelerinin yerinin zamanla bağlamdan kopuk ve tüm işlevleri içinde barındıran büyük yapı kütleleriyle doldurulduğu görülmüştür. Ortaklar’da ise kuruluştan sonraki dönemlerde değişen eğitim sistemleri için inşa edilen yapıların ana aksla ilişkili olarak inşa edildiği; buna karşın, üst kotta kalan yapıların terkedildiği ve birçoğunun tamamen kullanım dışı kaldığı görülmektedir. Bir başka deyişle, yeni eğitim yapıları yerleşke ana girişine göre en erişilebilir yerlerde konumlandırılmış ve böylece yerleşke birbirinden kopuk yapı ve alanları barındıran bir alana dönüşmüştür. (Tablo 2)

Sonuç olarak, bu çalışmada iki örnek enstitü üzerinden aktarılmaya çalışılan yerleşkelerin mevcut durumları, ülke ölçeğinde, 21 köy enstitüsü yerleşkesinin dönüşümünü yansıtmaktadır. Yerleşkeler yönetimsel ve işlevsel bütünlüğünü zaman içerisinde kaybetmiştir. Erken Cumhuriyet dönemine kültür mirası olarak günümüze ulaşan enstitü yapılarının hızla yok olmakta olması ülkemiz açısından önemli bir kayıptır. Dolayısıyla, Mimar Mualla Eyüboğlu Anhegger’in ve enstitü yerleşkelerinin mirasının çağdaş koruma ve alan yönetimi yaklaşımıyla bütünleşik olarak korunması öncelikli olarak ele alınması gereken koruma sorunlarımızdandır.

* Bu çalışma Ayşe Deniz Yeşiltepe’nin Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş danışmanlığında 2022 yılında tamamlanan “Modernleşmenin Kırsaldaki İzleri: Köy Enstitüleri Yerleşkelerinin Miras Değerleri ve Korunmaları Üzerine Bir Çalışma” başlıklı doktora tez çalışmasından faydalanılarak ve ek kaynaklarla desteklenerek hazırlanmıştır. Çalışma aynı zamanda yazarlar tarafından 28-29 Mayıs 2020 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen “V. Uluslararası Rating Academy Kongresi (IRAC5): Köy Enstitüleri Felsefesini Geleceğe Taşımak” kongresinde sözlü olarak sunulmuş ve bildiri özeti elektronik ortamda basılmıştır. Aynı zamanda metnin hazırlanmasında, 17 Nisan 2015 tarihinde yazarlar tarafından Mimarlar Derneği 1927’de yapılan “Köy Enstitülerinin Kentli Mimarı: Mualla Eyüboğlu Anhegger” başlıklı sözlü sunumdan da faydalanılmıştır. Mualla Eyüboğlu Anhegger’in kişisel arşivine, 2014 yılında Figen Kıvılcım Çorakbaş tarafından Şirin Kozlu’nun evine yapılan ziyarette çekilen özgün belge fotoğraflarına dayanılarak referans verilmiştir.

NOTLAR

[1] Çetin; Kahya, 2017.

[2] Arıtan, 2008.

[3] Çakıcı; Kıvılcım Çorakbaş, 2013. Bu durum 17 Nisan 1940 tarihli 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kuruluş Kanunu’nun birinci maddesinde “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabı yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Maarif Vekilliğince Köy Enstitüleri açılır.” ifadesiyle yer almıştır.

[4] 1990’lı yılların sonunda Yıldız Keskin tarafından başlanan "Devrim Mimarisi Olarak Köy Enstitüleri: Devrim Mimarisinin Ontolojisine Giriş" konulu tez çalışması maalesef sonuca ulaştırılamamıştır ancak yazarın, 1998 yılında hazırlamış olduğu “Cumhuriyetin 75. Yıldönümünde Devrim Mimarisi Olarak Köy Enstitüleri’ne Resmi Geçiş” başlıklı kapsamlı bir makalesi bulunmaktadır. Mimarlık alanında yapılan ilk tez çalışması Ebru Baysal 2006 tarafından hazırlanan “Erken Cumhuriyet Döneminde Köy Mekânına Bakış ve Köy Enstitülerinde Mekânsal Deneyimler” isimli yüksek lisans tezidir. 2017 yılında Arif Özdemir “Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü Koruma ve Kullanım Durumu” ve 2019 yılında Emre Karadeniz “Erken Cumhuriyet Dönemi Modernlik Arayışının Yansımaları: Beşikdüzü Köy Enstitüsü” başlıklı yüksek lisans tez çalışmalarını gerçekleştirilmişlerdir. Bu çalışmaların ilkinde Akçadağ Köy Enstitüsü'nün günümüzdeki durumunun tespiti, rölöve çalışması ile belgelenmesi, tarihi araştırması, yapıların dönemlenmesi ve koruma önerisi araştırılmış, diğer çalışmada ise Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nün kuruluşundan bugüne eğitim felsefesi, işleyişi ve mekânsal olarak geçirdiği değişim ve dönüşüm incelenmiştir. Her iki çalışmanın da odağında tek bir enstitü yerleşkesi yer almıştır. Azime Aladağ tarafından 2019 yılında hazırlanan çalışmada; İvriz Köy Enstitüsü örneği üzerinden, modern döneme ait kırsal kültürel miras alanları hakkında araştırma yapılmıştır. Kadriye Fügen Çetiner’in 2010 yılında hazırlanmış, yerleşkelerin mimarisine ve tasarım sürecine odaklanan önemli bir bildirisi bulunmaktadır. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından ilki 2012 tarihli olmak üzere "Düşünen Tohum Konuşan Toprak Cumhuriyet'in Köy Enstitüleri 1940-1954” isimli bir fotoğraf sergisi hazırlanmış ve bu sergi farklı dönemlerde farklı şehirlerde açılmıştır. Sergide yer alan fotoğraflar ve Köy Enstitüleri ile ilgili makaleleri bir araya getirilerek çalışma basılı hale getirilmiştir. Bu kaynak içerisinde Baysal, 2012 ve Keskin, 2012 gibi önemli çalışmalar yer almaktadır. Figen Kıvılcım Çorakbaş tarafından da enstitü yerleşkelerinin somut ve somut olmayan niteliklerini mimari kapsamda inceleyen ve yerleşkelerin farklı tarihi dönemlerini araştıran çalışmalar literatürde yer almıştır. Çifteler, Ortaklar, Hasanoğlan, Pulur ve Beşikdüzü Köy Enstitüleri özelinde gerçekleştirilen bu çalışmalar, Köy Enstitülerinin günümüzdeki durumuna da dikkat çeken bir içeriğe sahiptir: Çakıcı; Kıvılcım Çorakbaş, 2013. Kıvılcım Çorakbaş; Sümertaş, 2012. Kıvılcım Çorakbaş; Sümertaş, 2014. Kıvılcım Çorakbaş, 2013. Kıvılcım Çorakbaş, 2014. Kıvılcım Çorakbaş; Yeşiltepe, 2015. Kıvılcım Çorakbaş; Yeşiltepe, 2016. Kıvılcım Çorakbaş; Atalay, 2017 ve Kıvılcım Çorakbaş, 2019. Neslinur Hızlı tarafından 2011 yılında hazırlanmış mekânsal veri anlamında bu çalışma için oldukça değerli bilgiler sağlayan bir çalışma da mevcuttur. Enstitü yerleşkelerine mimari bakış açısıyla yaklaşan bir diğer araştırmacı da Sıdıka Çetin’dir. Çetin’in Aksu ve Gönen Köy Enstitüleri Çetin; Kahya, 2017 ve Ortaklar Köy Enstitüsü üzerine Çetin; Kıran, 2019 çalışmaları bulunmaktadır. Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü programındaki restorasyon dersi kapsamında 2017-2018 ve 2018-2019 bahar yarıyıllarında, Düziçi Köy Enstitüsü yerleşkesindeki yapıların rölöveleri alınmıştır. Bu çalışmaya ek olarak 5-8 Nisan 2018 tarihlerinde Düziçi Köy Enstitüsü yerleşkesi içerisindeki sinema salonunda bir konferans/workshop gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmayla ilgili olarak yürütücülerin hazırlamış oldukları bildiri metinleri bulunmaktadır Saban; Yüceer; Tüter; Delibaş, 2017. Saban; Doğan; Tüter; Delibaş; Yüceer, 2019.

[5] Bu çalışmalara Çandar, 2003 ile Çokuğraş; Gençer, 2018 örnek verilebilir.

[6] Eyüboğlu Anhegger, 1980 ile Kıvılcım Çorakbaş; Sümertaş, 2014.

[7] 2012, 2019 ve 2020 yıllarında Ortaklar Köy Enstitüsü yerleşkesine, 2014 ve 2018 yıllarında Pulur Köy Enstitüsü yerleşkesine yazarlar tarafından ziyaretler gerçekleştirilmiştir.

[8] Keskin, 2012.

[9] Keskin, Köy Enstitüleri İçin Açılan Mimari Proje Yarışması ve Sonrası, 2012.

[10] Şartname 1, 1940.

[11] Şartname 2, 1941.

[12] Şartname 3, 1943.

[13] Köni, 1948’den aktaran Kardaş, 2017.

[14] Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, 2016.

[15] Çandar, 2003.

[16] Keskin, Köy Enstitüleri İçin Açılan Mimari Proje Yarışması ve Sonrası, 2012.

[17] Eyüboğlu Anhegger, 1980. Eken; Şahin Güçhan, 2021.

[18] Enstitü yerleşkelerinin genel kurgusunda küme kavramı ön plana çıkmaktadır. Enstitülerde yerleşim bu küme kavramına göre düşünülmüştür. Derslikler büyük binalarda toplanmayıp değişik küçük ve orta boy binalarda yer almıştır. Kümelerin bir ikisinin derslikleri, yatakhaneleri ve küme öğretmenlerinin evleri bu binada yer alır (Altunya, 2009).

[19] Kocabaş, Tanıklıklarla Ortaklar Köy Enstitüsü, 2012 ve Kocabaş, Tanıklıklarla Akçadağ Aydınlığı, 2020.

[20] Tuna, 2009.

[21] Çakıcı; Kıvılcım Çorakbaş, 2013.

[22] Çandar, 2003.

[23] Mualla Eyüboğlu Notları, Şirin Eyüboğlu (Kozinoğlu) arşivinden, Mualla Eyüboğlu’nun kendi notları.

[24] Pulur Köy Enstitüsü 1949 yılı mezunlarından İrfan Sevinç Günel (2014) anılarında okul binalarının mimarının Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kardeşi Mualla Eyüboğlu olduğunu, kendisini okulu ziyaret ettiğinde gördüğünü belirtmektedir. Pulur Köy Enstitüsündeki binaların köy enstitülerinden gelen öğrencilerin oluşturduğu ekipler tarafından yapılarak teslim edildiğini aktarır. Günel (2014) kendisinin de marangozluk koluna seçilmiş olduğunu ve okul binaları için kapı ve pencere yaptığını belirtir.

[25] Çandar, 2003

[26] Eyüboğlu Anhegger, 1980.

[27] Eyüboğlu Anhegger, 1980.

[28] Eyüboğlu Anhegger, 1980.

[29] Eyüboğlu Anhegger, 1980.

[30] Yalçın, 1983.

[31] Diğer köy enstitüleri yerleşkelerinin planlama yaklaşımları için bkz. Yeşiltepe, 2022.

[32] Kıvılcım Çorakbaş, F.; A. D. Yeşiltepe, 2015, “Köy Enstitüleri Yerleşkelerinde Eğitim Sistemi Değişikliklerinin Mekânsal Yansımaları: Erzurum Pulur Köy Enstitüsü Yerleşkesi”, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, ss.149-165 araştırmamızda yapmış olduğumuz dönemleme çalışmamız geliştirilerek ve güncellenerek bu çalışmayla yeniden sunulmuştur. Dönemlere ait detaylı bilgi için bu çalışmaya bakılabilir.

[33] Erzurum KVKBKM, 2022.

[34] Gümüşoğlu, 2007.

[35] İlk madde dışındaki nedenler Kızılçullu Köy Enstitüsü müdürü Hamdi Akman’ın, İsmail Hakkı Tonguç’a enstitünün yer seçimiyle ilgili yollamış olduğu bir rapordan alınmıştır, bkz: Güneş; Karabacak, 2014.

[36] Gümüşoğlu, 2007.

[37] Vural, 2007.

[38] Kıvılcım Çorakbaş, 2014.

[39] Bu bilgi 1967-1972 yılları arasında Ortaklar İlkögretmen Okulunda eğitim gören Prof. Dr. Kemal Kocabaş’tan edinilmiştir.

[40] Çetin ve Kıran (2019) çalışmasında bu yapının Mualla Eyüboğlu Anhagger tarafından tasarlanıp inşa edildiği bilgisini veriyor. Ancak yerleşkenin eski hava fotoğrafları ve eski fotoğraflar incelendiğinde yapının daha geç dönemde inşa edildiği bilgisi edinilmiştir.

[41] Aydın / Germencik Ortaklar Fen Lisesi Arşivi, 2021.

[42] Diğer Köy Enstitüleri yerleşkelerinin planlama yaklaşımları için bkz. Yeşiltepe, 2022.

[43] Kuruluş yıllarının ardından zaman içerisinde inşa edilen yeni yapılar sebebiyle ana aksa paralel başka doğrusal akslar ortaya çıkmış olsa da ana aksın baskınlığı her dönemde devam etmiştir.

Bu icerik 1232 defa görüntülenmiştir.