428
KASIM-ARALIK 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Başkentte Organize Kent Suçu
    Nihal Evirgen, ODTÜ Mimarlık Bölümü Doktora Öğrencisi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Başkentte Organize Kent Suçu

Nihal Evirgen, ODTÜ Mimarlık Bölümü Doktora Öğrencisi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri

Türkiye iş kazası kaynaklı can kaybının yaşandığı ülkeler sıralamasında başı çekiyor. 15 Ağustos 2022 tarihinde ise Ankara’da iki inşaat mühendisliği öğrencisinin ölümüne ve bir mimarlık öğrencisinin ağır yaralanmasına yol açan bir iş cinayeti yaşandı. Yazar, EGO hangarlarının yıkımından bugüne şantiye bölgesindeki “organize” kent müdahalelerine dikkat çekiyor.

 

Türkiye’de inşaat sektörü, iş cinayetlerinin yaşandığı çalışma alanlarının başında gelmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin Eylül ayı raporuna göre 2022 yılının ilk dokuz ayında tespit edilebilen en az 1.359 işçi ölümünde en yüksek oranlardan biri inşaat ve yol işkoluna ait.[1] Tesadüf eseri olmayan bu tablonun ardındaki pek çok neden araştırılıp tartışmaya değerdir. Bu yazıda Merkez Ankara şantiyesinde yaşanan son iş cinayeti, bu kapsamda proje ve yapı üretim sürecine bir bütünlük içinde bakılarak değerlendirilecektir. Planlama, proje, ihale ve uygulama safhalarında ortaya çıkan çok sayıda problemi ve uzun zamandır tamamlanmayan inşaatı ile Başkentin merkezinde bir kent suçu olarak yükselmeye devam eden yapının barındırdığı karmaşık ilişkiler ağı, çoklu aktörlerin sorumlulukları ile birlikte ele alınacaktır.

Sorumluluklar kapsamında, müellif mimarların konuşmacı olarak yer aldığı bir panel kaydından faydalanılarak mimar öznelerin rolü odağa alınmaktadır. Kamu yararı açısından, meslek örgütleri ile meslek insanları arasındaki çelişkili durum, mimarlık üretiminin ekonomi politik arka planı ve barındırdığı iktidar ilişkileri, Merkez Ankara’nın üretim aşamalarını sırasıyla açıklarken bir izlek olarak verilecektir. Bu akış sonucu kent suçu projelerin, iş cinayetlerini ve diğer çok sayıda suçu üretmesinin nedeni olan mekanizmasını tahlil etmek amaçlanmaktadır.

YENİMAHALLE’DE BİR ŞANTİYEDE YAŞANAN KAZA

Medyada habere bu başlıkla yer verildi. 15 Ağustos 2022 Pazartesi akşamı Pasifik GYO şirketine ait Merkez Ankara projesinin şantiyesinde, şiddetli sağanak yağış ve fırtına uyarılarına rağmen çalışmanın durdurulmadığı, serbest haldeki perde duvar kalıplarının, stajlarının ilk günündeki mimarlık ve inşaat mühendisliği bölümlerinden üç öğrencinin üzerine devrilmesinin, bir öğrencinin hayatını kaybettiği bir iş cinayetinin, diğer ikisinin ağır yaralandığı, aylarca tedavi görmek zorunda kalacağı bir suçun haberinde projenin adına, sahibine ve yerine ilişkin bilgiler paylaşılmadı. Etik açıdan doğru olmayan bu habercilik anlayışına rağmen, olay yerine ulaşan İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi yetkilileri alana alınmadıklarını açıkladı ve ulaşabildikleri bilgileri kamuoyuyla paylaştı.[2]

Merkez Ankara’da yaşanan ilk iş cinayeti değildi. İki sene önce yine bir işçinin 20. kattan asansör boşluğuna düşerek yaşamını yitirdiği haberlere yansımıştı.[3] Üstelik bunlar sadece bilebildiklerimiz. Nitekim, mega proje olarak adlandırılan pek çok kent suçu projesinde benzer bir tablo ile karşılaşmak mümkün. Örneğin, İstanbul 3. Havalimanı’nın inşa sürecinde kaç işçi cinayetinin yaşandığı tespit dahi edilemedi, yatakhanelerinde tahtakurusu ile uyuyan işçilerin işveren İGA’dan taleplerini içeren mektup çalışma koşullarının düzeyini göstermişti.[4] Galataport’ta, Torunlar Center’daki iş cinayetleri henüz çok da geride kalmamışken, 16 Ağustos’ta Kolin İnşaat’a bağlı Yalova’daki Sefine Tersanesi’nde hayatını kaybeden işçinin cansız bedenine iş güvenliği kemeri takılmaya çalışılan görüntüler gelinen noktayı çarpıcı şekilde ortaya koydu.[5] Yapı üretim sürecinin hiç de yabancı olmadığı bu tablonun ardında, bu suçların işlenmesine ortam hazırlayan mekanizmalar çok da basit değil. Her adımı ince ince tasarlanarak hazırlanan bu projelerin birer suç mahaline dönüşümü uzun ve karmaşık bir sürecin ürünü. Öyle ki proje renderlarında yer alan parlak kulelerin ardındaki ortak noktaların genellikle, gizli emsaller, göz ardı edilen kanunlar, “işini bilen” bürokratlar, ihale zengini yatırımcılar ve star mimarlar olduğu görülmekte. Merkez Ankara projesi de bu ilişki ağının bütünlüklü şekilde işlediği somut örneklerden biri olarak incelenmeye değer nitelikler barındırmaktadır. Bu kapsamda arazisinin konumundan özelleştirilme sürecine, yargı aşamalarından proje safhalarına kadar mercek altına alınması bu üretim sürecini anlamak açısından önem taşımaktadır.

EGO HANGARLARINDAN MERKEZ ANKARA’YA

Cumhuriyetin ilk yıllarında, tasarlanmış bir başkentte hızla artan nüfus ve kentleşme çalışmaları için ulaşım ağının bir parçası olarak Ankara Belediyesi altında kurulan Elektrik-Gaz-Otobüs (EGO) kurumu için, 1928’de Hipodrom’un karşısında, gar binasına komşu bir alanda Alman bir inşaat firması tarafından nitelikli tonozlu hangarlar yapılır.[6] Günümüze dek ulaşan ve endüstri mirası niteliği taşıyan bu yapılar uzun zaman kamusal hizmet alanı olarak kullanılmıştır. Öte yandan konum itibariyle AKM, Hipodrom, TCDD Lojmanları, Gençlik Parkı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi noktalara yakınlığı, Jansen planında tasarlanmış, Atatürk Orman Çiftliği’ne dek uzanan yeşil kuşaktaki konumu gibi nitelikleri ile büyük değere sahiptir. Yıllar içinde bu önemli nitelikleri ve kent merkezindeki stratejik konumu ile arazi değeri açısından kıymet kazanır. Bu nedenle Ankara Büyükşehir Belediyesi mülkiyetindeki bu denli değerli bir alanın EGO otobüslerine bırakılamayacağı ve kent rantına konu olacağı öngörülmektedir. 2000li yıllarda bu gibi durumlar için kullanışlı hale getirilen kentsel dönüşüm kararları EGO Hangarları için de işletilmeye başlanır. (Resim 1, 2)

Öncelikle 2010 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kentsel dönüşüm alanı ilan edilen parselde Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı sınırı onaylanır. Bu karara meslek odaları tarafından davalar açılmıştır. Aynı zamanda Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kent Düşleri Proje Fikir Yarışmaları’nın beşincisine bu alanı konu eder ve projeler üretilir. Ancak davalar ve kamuoyu tartışmaları devam ederken Ankara Büyükşehir Belediyesi yoğun yapılaşma kararları içeren (emsal= 4.50, Hmax=serbest) 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarını yapar. Yine odalarca dava konusu edilen bu planlarda yürütmeyi durdurma kararları alınmasına rağmen, iki ay içinde yapılan küçük değişikliklerle aynı plan yeniden onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sırada Mimarlar Odası Ankara Şubesi EGO Hangarları’nın taşıdığı mimari değerler, anı değeri, tasarlanmış bir bütün olarak kentin merkezindeki nadir endüstri yapılarından olması ve henüz ekonomik değerini tamamlamamış yapıların korunmaya değer niteliklerini ortaya koyduğu bir raporla tescil edilmesi için Koruma Kurulu’na başvurur. Ankara Büyükşehir Belediyesi ise kentsel ve mimari nitelikleri yüksek böylesine bir alanı, yoğun yapılaşma içeren imar planını belediye meclisinden geçirdikten iki gün sonra 500 milyon TL’ye TOKİ’ye devreder. TOKİ de aldığı gibi 600 Milyon TL’ye iştiraki olan Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’ye satmıştır.[7] O sırada Emlak Konut GYO’nun Genel Müdürlüğü’nü önceki yıllarda da TOKİ’de bürokratlık yapmış olan bugünkü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütmektedir.

Gün geçtikçe ülkenin kentleşme politikaları açısından anahtar role sahip olacak bakanın Merkez Ankara projesindeki etkisini ise doğrudan mimarlık ortamından öğrenmek mümkün. Yazı boyunca mimar öznenin rolüne ilişkin çok kez başvuracağım bir panel kaydı, bu projenin nasıl karmaşık bir organizasyon içerdiğini göstermektedir. 18 Aralık 2019 tarihinde ACE Mimarlık tarafından P’not panel serisi kapsamında, “Kent İçinde Kent: Merkez Ankara Projesi Üzerinden Karma Kullanımlı Yapılar” başlığıyla projenin farklı etaplarının müellifliğini üstlenen mimarların konuşmacı olarak yer aldığı bir panel düzenlenir. (Resim 3) YouTube üzerinden kaydına erişilebilen bu etkinlikte, konuşmaya A Tasarım Mimarlık, 2014 yılında Emlak Konut’un kendilerinden bir proje çalışması istendiğini belirterek başlamaktadır. Alandan ‘atıl, boş ama çok merkezde’ şeklinde bahsederken EGO Hangarlarına ise ‘güzel, tonozlu hangarlardı’ diye değinilerek ilk tasarım yaklaşımlarının gelişimine geçilir. Bahsedilen yıllarda hangar yapıları yerinde olmasına rağmen alanı boş bir düzlük olarak ele alan, geriye dönük bir referans bırakmayan bu yaklaşım bütüne dair bir şeyler söylemekte fakat cümlelerin devamı daha ilgi çekici. Doğrudan aktarılırsa: “Biz ilk önerinin sunumunu yaptık. Ekibin hoşuna gitti. En son Murat Kurum beye sunduk. O zaman Emlak Konut Genel Müdürü, şimdi sayın bakanımız. Ali Osman dedi, burada emsal ne kadar dedi. Ben dedim ki emsal 2,5. Ama dedi “Biz daha çok istiyoruz.” Ama dedim, yani bu kadar oluyor bu. Bu bile çok fazla ama 2,5 emsal ancak bu, daha fazla yapmayalım dedim. O da dedi ki “Olmaz öyle” dedi. “Bu arsanın çok ciddi bir değeri var, biz bunu Emlak Konut olarak satacağız, satamayız biz bunu” dedi. E nasıl olacak? “Emsali daha yüksek yapılaşmaya imkan veren bir çözüm. Bu çok güzel, ama…” falan. Ama çok zor bir şey. O arada bir şey daha dedi Murat Kurum. “Ya” dedi, “burayla bütünleşen bir şey düşünseniz, ona akış olsa falan” dedi. (Planda AKM / Hipodrom alanını gösteriyor.)[8]

Türkiye’de kentleşme politikalarının uygulanmasına ilişkin kısa bir özet denebilecek bu diyalog karar mekanizmalarının nasıl işletildiğini açıkça göstermektedir. Üzerinde tescile değer nitelikte yapıların yer aldığı bir kamu arazisinin görevi sosyal konut ihtiyacını karşılamak olan kamu kurum ve iştirakleri aracılığıyla özelleştirmeye uygun hale getirildiği aşamalar tariflenmektedir. Nitekim Merkez Ankara’nın satış kataloglarında ve reklamlarında yer alan “Emlak Konut güvencesiyle” tabirinin altını dolduran süreç de bu aşamalardan ibarettir. Esasen bu tabir, karlı bir yatırım aracı olarak sunulan projenin gerektirdiği sınırsız emsal değerleri, sosyal/yeşil alan olarak Atatürk Kültür Merkezi alanlarını tasarımın bir parçası haline getirebilme rahatlığını, buna engel teşkil eden tarihi tören pistinin yıkımı için gerekli mevzuat ve yönetmelik düzenlemelerini, koruma kurulu kararlarını vadetmektedir. Üstelik bu sürecin sorunsuz işletilmesi sonucu 2018 seçimleri öncesinde öne sürülen millet bahçesi projelerinden Ankara’ya önerilen “Başkent Millet Bahçesi”nin de konumu belirlenmiş, bunu sağlayan ve özelleştirme sürecini başarıyla yöneten genel müdür seçim sonrasında kabinedeki yerini almıştır.

Tüm bu hamlelerle satışa hazırlanan arazi Emlak Konut tarafından 2015 yılında ihaleye çıkarılmıştır. Şirketin 622 Milyon TL değer biçtiği alanı 1 Milyar 258 Milyon TL’lik teklifi ile Pasifik-Çiftay ortaklığı alır.[9] Milyonlarca lira kamu zararı anlamına gelen bu satışın ardından Pasifik-Çiftay alana dair master planı uluslararası davetli bir yarışma ile elde etme yoluna gider. Emlak Konut’un taslak çalışma yaptırdığı A Tasarım Mimarlık, daha önce İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü[10] projesinde de ortak çalıştığı New York merkezli Kohn Pederson Fox (KPF) firması ile birlikte yarışmaya katılır ve dünya çapında şirketlerin de yer aldığı yarışmada A Tasarım ve KPF’in önerisi seçilmiştir.[11]

Hazırlıkları tamamlanan sürecin sonunda 2016 yılında EGO Hangarları, tescil başvurusu sonuçlanmadan, bir gecede yıkılır. Aynı yıl projeye dair ÇED sürecinde yapılan halkın katılımı toplantısına meslek odaları katılım göstererek, çevresel analizlerin eksikliği, hemen yakınında yer alan Atatürk Orman Çiftliği’ne etkinin raporda görülemediği, proje sonunda 60.000 nüfus öngörülen alanın bu yükü kaldıracak altyapıya sahip olmadığı, Ankara’nın hava koridoru üzerinde tasarlanan devasa kulelerin rüzgar akışını nasıl etkileyeceğinin değerlendirilmediği, hava kirliliği hesaplamalarının yetersiz olduğu, trafik yüküne, oluşacak ulaşım sorununa dair analizlerin yapılmadığı ve getireceği yüksek yoğunluklu yapılaşma ile çevresindeki AKM ve AOÇ alanları başta olmak üzere Ulus Tarihi Kent Merkezi’ni de baskı altına alacağını açıkça dile getirmiş ve görüşlerini kamuoyuyla da paylaşmıştır.[12] Ancak bu uyarılara rağmen bakanlık ÇED olumlu kararı alır ve inşaata hızla başlanır. Bu sırada ise imar planlarının, inşaat ruhsatlarının iptali ve ÇED olumlu kararının kaldırılması için meslek odalarının davaları devam etmektedir. Hukuki açıdan çok sayıda tecrübeye sahip odalar, davaların genellikle olduğu gibi bilirkişi raporları ile paralel sonuçlanmasını beklerken Merkez Ankara’da durum olağandışı şekilde, tersi yönde gelişmiştir. Açılan davalarda bilirkişilerin raporları projeye dair pek çok olumsuzluğu tespit edip meslek odalarının gerekçelerini haklı kılsa da davalar aleyhte sonuçlanır.

BİLİRKİŞİ RAPORU VE SORUMLULUKLAR

Bilirkişi raporunun önemi yalnız gerekçelerin haklı çıkmasından ibaret değil. Projenin başlangıç aşamasında gördüğümüz karar mekanizmasının -her şeye rağmen- işletilmesindeki ‘rağmen’ sınırlarını anlamak ve meslek insanının sorumluluklarını tartışmak açısından da önem taşımaktadır. Başka bir deyişle, meslek odasının ortaya koyduğu argümanlarla meslek mensuplarının uygulamaları arasındaki çelişkiyi, raporda tespit edilen tüm olumsuz hususların projelendirme safhalarında nasıl ele alındığını, bu yasal aykırılıkların nasıl birer tasarım girdisine dönüştürüldüğünü görmek ve bu durumun müelliflerin ifadelerinde nasıl yer bulduğunu anlamak için önemlidir. Nitekim, bilirkişilerin sıraladığı olumsuzluklara mimarların paneldeki konuşmalarında sık rastlanılmaktadır. Örneğin raporda ortaya konan; alanda verilen 4,50 emsal değerinin üst ölçekli plana ve çevrede yer alan yapılaşmaya oranla çok yüksek olduğu, mevzuatta emsale dahil edilmesi gereken ancak planda emsal harici tutulan ve yapı ruhsatlarında verilen inşaat hakkının olması gereken değeri yaklaşık % 20 aştığı, gerçek emsalin 5,35 olduğu hususu Faz B (konut yapıları) kısmının müellifi ACE Mimarlık tarafından şu sözlerle doğrulanmaktadır: “Biz projeyle ilk karşılaştığımızda açıkçası ürkünçtü, birkaç sebepten ürkünçtü. Bu kadar yoğun bir projeyle biz hiç karşılaşmadık. Yaklaşık 4,5 hatta gizli emsallerle 5’e falan varıyoruz burada değil mi? (Diğer müelliflere bakarak) Hakikaten Ankara için çok böyle istisna şeylerden bir tanesi.”[13]

Ek olarak, planda bu denli yüksek emsal değere ulaşılmasına yol açan, alanın tamamının Merkezi İş Alanı (MİA) olarak belirlenmesi kararının Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırı olduğu ve panelde çokça övülen karma kullanımlı yapılara dair kullanım kararlarının MİA gibi tek bir kullanım altında birleştirilemeyeceği, alt ölçekli planlarda ayrıştırılması gerektiği yine bilirkişi raporunda ortaya konmaktadır. Üstelik alana konut kullanımı ile gelecek ek nüfusa yönelik sosyal ve teknik altyapı alanı ayrılmadığı, bu nedenle bölgenin altyapı dengesinin bozulacağı ve yaşam kalitesi ve yaşanabilirlik düzeyi yüksek mekânlar oluşturma ilkesinin ortadan kaldırıldığı da raporda tespit edilen hususlar arasında yer almaktadır.[14] Esasında müelliflerin de tasarım aşamasında bu hususların farkında olduğu konuşmaların genelinde hissedilebilmektedir. Ancak mimarlığın her soruna çözüm üretebileceğine duyulan inanç ağır basmakta, öne sürülen argümanların birçoğunda Merkez Ankara’ya hizmet etmesi üzere tasarıma dahil edilen millet bahçesi imdada yetişmektedir. Örneğin, Faz A kısmının (kamu ofisleri) müellifi Yazgan Mimarlık adına Kerem Yazgan, Başkent Millet Bahçesi’nin projeye katkılarını şu şekilde açıklamaktadır: “Aslında bu proje, bence tek başına çok yoğun. Yani aşırı yoğun. Ama öyle değerlendirmemek lazım. Buranın özelliği, bana sorarsanız kentin diğer kısımlarıyla birlikte. Yani bir Central Park gibi. Aslında bu millet bahçesi fikri buraya uygun bir fikir diye düşünüyorum. Bu projeyle beraber düşünüldüğünde. Çünkü ona bir çeper oluşturuyor. Ortada büyük bir bahçeyle birlikte düşünüldüğünde daha anlamlı. Yani kendi içindeki sokağı, tabi ki orda belli bir ölçeği var ama bana göre millet bahçesi olacak olan kısımla burası daha bir bütünleşiyor. Orası olmasa bu böyle kendi içine kapalı.”[15]

Bölgede yer alan Ankara Spor Salonu, Yüksek Hızlı Tren Garı ve Ankara Büyükşehir Belediye Binası yapılarının da bu üç mimarlık ofisinin projeleri olması nedeniyle alanın geçmişine, planlara, mekânsal ve mimari açıdan önem taşıyan noktalara hakim olduklarını söylemek mümkündür.[16] Dolayısıyla, Atatürk Kültür Merkezi’nin anlamının, özgün mekânsal niteliklerinin, Cumhuriyet dönemi mimari değerlerinin, yıkılan tören pistinin ve millet bahçesi kavramının bu alan için ne anlam ifade edeceğinin bilincinde olunduğu öngörülebilir. Buna rağmen millet bahçesini ‘tasarımdaki sosyal/yeşil alan’ şeklinde açıklamak mimar öznelerin de bu projedeki sorumluluğu açısından bir göstergedir.[17]

Amasız fakatsız savunulamayan Merkez Ankara projesinde cümlenin “ama” dedikten sonraki kısmının bir başka kent suçuyla tamamlanıyor olması esasında mimarlık ve kentleşme pratiğine ve bu pratiğin üretici öznelerinin angaje olduğu ortama dair genel bir problemin yansımasıdır. Mesleği yerine getirirken kayıp giden etik düzlemin yerine, üretmeye devam etmek için yeni bir meşruiyet zemini inşa eden mimar özne, kendisine atanan yaratıcılık vasfını bu alanda kullanmaktadır. Öyle ki bu meşruiyet zeminini gerçek ötesi (post-truth) argümanlarla ne kadar beslerse star olma yolunda ilerleyişi o kadar hızlanır. Yaklaşık üç saat süren panelde yazının başından bu yana konu edilen yargı süreçlerine, ÇED toplantılarına, yıkılan yapılara ya da karşıt görüşlere hiç değinilmemesi de bu formasyonun sonucunda ortaya çıkmaktadır. Mimarlık, gerçekliğin ötesinde, renderlardaki gibi bir başka alemde, yaratıcılık sihriyle gerçekleştirilen bir üretim faaliyeti olarak sunulmakta, kimi zaman alanın kamuya ve kente kazandırıldığını söylemeye dek varan argümanlar, dinleyicilerin sorularıyla ancak ayaklarını yere basmaktadır. Örneğin, bu denli yoğun ve yüksek yapılaşmanın kullanıcı açısından zorlukları sorulunca A. Öztürk açıkça “Ben oturmam şahsen, insanlar niye oturuyor anlamıyorum. Sağlıksız olduğuna inanıyorum. Ama ilk satılanlar da her zaman en üstteki daireler oluyor.”[18] diyerek sorumluluğu kullanıcı taleplerine bırakmaktadır.

SONUÇ YERİNE

Merkez Ankara projesi, 2010 yılından günümüze dek, alınan kentsel dönüşüm kararları, belediye meclislerinden geçen emsal artışları, kamu elinden satışa çıkarılması, Koruma Kurullarında alınan ‘tesciline gerek yoktur’ kararı sonucu EGO Hangarları’nın yıkılması, tüm itirazlara rağmen Bakanlığın ÇED olumlu kararı, Atatürk Kültür Merkezi alanlarında millet bahçesi yapımı gibi yıkıcı mekânsal, sosyal ve ideolojik etkileri ile büyük bir organizasyon sürecinin sonunda hayata geçirilmektedir. Tüm bu süreçlerdeki etkili aktörler ise yazıda geçen kurum ve kişilerin yanında projenin resmi web sitesindeki künyede uzun bir liste halinde yayınlanmaktadır.[19] Bu ortak organizasyon, Merkez Ankara’ya özgü olmayan, Türkiye’de kapitalist kentleşme koşullarında ortaya çıkan çok sayıda kent suçunda işletilen bir mekanizmadır. Dolayısıyla bu koşullarda zarar gören yalnızca kentsel mekân değildir. Bu mekanizma içine dahil ettiği tüm kurumları, kişileri, üretim sürecinin kendisini ve esas olarak etik düzlemi aşındırmaktadır. Tüm aktörler için mekanizmanın işleyişine engel olabilecek pürüzlerin giderilmesi ortak görevdir ve bunun için yapılacak her şey mübah hale gelmektedir.

Doğrudan sermaye ve iktidar ilişkisiyle ortaya çıkan, kategorik açıdan neredeyse ilkel birikim düzeyindeki bu el değiştirme sürecinden, işçi sağlığı ve iş güvenliği hususlarında da bir gelişmişlik beklenmesi tüm bu nedenlerle mümkün değildir. Aksine zamanla yarışan, hızın parayla eş değer olduğu böyle projelerin hiçbir aşamasında ne çalışma koşulları ne özlük hakları ne de iş güvenliği ön plandadır. Nitekim Merkez Ankara projesinde, geçmişte kamu elindeki arazide dönüp dolaşıp yine kamuya satılan ofislerden ilkine taşınan İller Bankası’nda, çalışanlar günlerce bitmemiş inşaatın içinde İSG koşulları sağlanmadan çalışmaya zorlanmış, bu durumu belgeleyen İller Bankası çalışanı ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Ali Atakan önce sürülmüş, sonra işten çıkarılmıştır.[20] Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise ancak üç ay sonra teftişe giderek binada sorun olmadığı yönünde yarım sayfalık bir rapor düzenlemiştir.[21] İşte Taha Öztürk bu rapordan yaklaşık 4 ay sonra Merkez Ankara şantiyesinde stajının ilk gününde yaşamını yitirdi, Ege Kıratlı ve Emre Çetin de hastanede çok zorlu ve uzun süreli bir tedaviyle baş etmeye çalışıyor.[22] Ne acı ki bu yıl şantiye stajlarını tamamlayabilen öğrenciler, önümüzdeki sene ofis stajlarını da bu projeleri çizen ofislerde yapabilmek için yarışacaklar.

Şantiyelerdeki sayısız iş cinayetine sessizliğine alışkın olduğumuz meslek ortamı bu defa söz konusu meslektaş adayları olmasına rağmen yine sessizliğini korumakta. Çünkü gerçek üstü alemde, “tatsız olaylara” yer yok. Mimarlık üretmek için gerekirse mekanizmaya dahil olmak, büyük projeler yapabilmek için pürüzleri görmezden gelmek durumundasınız. Eğer göz yummuyor ve mekanizmaya dahil olmuyorsanız zaten “starchitect” olmanıza pek imkan yok. Fakat bir de ses çıkarıyor, karşı çıkıyor, engel oluyorsanız işte o zaman bedel ödemek zorunda kalabilirsiniz.[23]



[1] “Eylül’de 157, 2022 yılının ilk dokuz ayında (273 günde) en az 1359 işçi hayatını kaybetti”,  http://www.isigmeclisi.org/20783-eylul-de-157-2022-yilinin-ilk-dokuz-ayinda-273-gunde-en-az-1359-isc [Erişim: 16.10.2022]

[2] “Başsağlığı ve geçmiş olsun” https://ankara.imo.org.tr/TR,142435/bassagligi-ve-gecmis-olsun.html [Erişim: 16.10.2022]

[3] “Merkez Ankara İnşaatı’nda 20. kattan düşen işçi hayatını kaybetti”, https://sendika.org/2020/08/merkez-ankara-insaatinda-20-kattan-dusen-isci-hayatini-kaybetti-594188/ [Erişim: 09.09.2022]

[4] “3. Havalimanı işçileri kötü çalışma koşullarına isyan etti”, https://www.evrensel.net/haber/361434/3-havalimani-iscileri-kotu-calisma-kosullarina-isyan-etti [Erişim: 09.09.2022]

[5] “Kolin’e bağlı tersanede iş cinayeti: İsyan eden işçiler paydos ettirildi, inşaat çalışmaları durdurulmadı”,   https://medyascope.tv/2022/08/21/koline-bagli-tersanede-is-cinayeti-isyan-eden-isciler-paydos-ettirildi-insaat-calismalari-durdurulmadi/ [Erişim: 09.09.2022]

[6] “Kent Düşleri 5: EGO Hangarları ve Alanı Değerlendirme Projesi Ulusal Fikir Yarışması”, http://www.mimarlarodasiankara.org/ego/ [Erişim: 09.09.2022]

[7] “ Bilgilendirme: EGO Hangarları”, https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=7350 [Erişim: 09.09.2022]

[8] “P’not Kent İçinde Kent”, (50:16-51:16) https://www.youtube.com/watch?v=FVWI4u0ZqvE&ab_channel=AceMimarl%C4%B1k [Erişim: 09.09.2022]

[9] “Bilgilendirme: EGO Hangarları”, https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=7350 [Erişim: 09.09.2022]

[10] İstanbul Uluslararası Finans Merkezi de İstanbul’da devasa bir yapılaşma ile yine hukuksuz bir biçimde yükselmeye devam eden kent suçlarından biri, Emlak Konut’a bağlı şekilde devam eden inşaatta işçiler hem özlük haklarını alamadığı için hem de art arda intihar eden iki işçi için eylemdeler. Detaylar için bkz: “İstanbul Finans Merkezi’nde neler oluyor?”, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/iki-isci-intihar-etti-istanbul-finans-merkezinde-neler-oluyor-1977641 [Erişim: 09.09.2022]

[11] “P’not Kent İçinde Kent”, (52:40 - 53.50) https://www.youtube.com/watch?v=FVWI4u0ZqvE [Erişim: 09.09.2022]

[12] “ÇED’den anladıkları toz ve gürültü” http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=7886 ve “EGO Hangarları Projesi ÇED Sürecine Halkın Katılımı Toplantısı’na İlişkin Değerlendirme” https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=7446 [Erişim: 09.09.2021]

[13] “P’not Kent İçinde Kent” (1.15.57 - 1.16.23) https://www.youtube.com/watch?v=FVWI4u0ZqvE&ab_channel=AceMimarl%C4%B1k [Erişim: 09.09.2022]

[14] “Bilirkişi Heyeti Merkez Ankara Projesinin Hukuksuzluğunu Tescilledi”,  https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=9647 [Erişim: 09.09.2022]

[15] “P’not Kent İçinde Kent”, (1:04:06 - 1:04:50) https://www.youtube.com/watch?v=FVWI4u0ZqvE&ab_channel=AceMimarl%C4%B1k [Erişim: 09.09.2022]

[16] Merkez Ankara parselinin yakınında yer alan Ankara YHT Garı’nın projesi A Tasarım Mimarlık’a, Ankara Spor Salonu’nun projesi Yazgan Mimarlık’a ve Ankara Büyükşehir Belediye binasının projesi de ACE Mimarlık’a aittir.

[17] AKM Millet Bahçesi’ne açılan davalarda gelen bilirkişi raporu için bkz: “Bilirkişiler: “Atatürk Kültür Merkezi’nde Millet Bahçesi Şehircilik İlkeleri, Planlama Esasları, Kamu Yararı ve Mevzuata Uygun Değil!” ”https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=10552 [Erişim: 09.09.2022] “Millet bahçesi” kavramı ve uygulamaları hakkında daha fazlası için: “Millet Bahçeleri”, Ayrıca AKM Millet Bahçesi ihale aşamaları hakkında bkz: https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/cigdem-toker/ankaraya-pazarlikli-millet-bahcesi-3947789/ Peyzaj tasarım ihalesini ise Merkez Ankara’nın da peyzaj tasarımını yapan DS Landscape & Architecture firması almıştır.

[18] “P’not Kent İçinde Kent”, (2:33:33 - 2:33:55) https://www.youtube.com/watch?v=FVWI4u0ZqvE&ab_channel=AceMimarl%C4%B1k [Erişim: 09.09.2022]

[19] Merkez Ankara resmî web sitesi, https://www.merkezankara.com.tr/emlak-konut.aspx [Erişim: 16.10.2022]

[20] “Sürgünler bizi susturamaz, bu işin peşini bırakmayacağız”, http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=11938 [Erişim: 10.09.2022] ve “Meslek odaları, İller Bankası çalışanı Atakan’ın, devlet memurluğundan çıkarılmasına tepki gösterdi”, http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=12005 [Erişim: 10.09.2022]

[21] “Başkentin göbeğinde tüm uyarılara rağmen yaşanan iş cinayetidir. Başsağlığı ve acil şifalar diliyoruz”, http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=12482 [Erişim: 10.09.2022]

[22] Bu yazının revizyon aşamasında, Merkez Ankara şantiyesinde meydana gelen olayın ardından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan ve 58 gün boyunca yaşam mücadelesi veren İnşaat Mühendisliği öğrencisi Emre Çetin 12 Ekim 2022 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

[23] Başkentte kent suçları Merkez Ankara benzeri simge haline gelen yapılar üzerinden tartışılmaya devam etmektedir. Bunlardan biri olarak, ülke gündeminde de yer bulan TOGO İkiz Kuleleri, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açmış olduğu davalar neticesinde emsal değerini aşarak örtük emsal altında yaklaşık 100.000 m2 izinsiz inşaat alanı yapıldığı Danıştay kararı ile kesinleşmiş yapılardandır. Günümüzde yıkımı söz konusu olan bu yapının mimari projesi A Tasarım Mimarlık’a aittir. Benzer şekilde, geçmişte Demir Kafes olarak bilinen ve açılan davalar sonucu imar planları 7 kez iptal edilmesine rağmen, sekizinci kez imar planı hazırlanan Söğütözü YDA Center da kent suçu olarak Eskişehir Yolu üzerindeki yerini almış, yargı kararları sonucu defalarca hukuksuz olduğu tescillense de hizmet vermeye devam etmektedir. Bu yapının mimari proje müellifliği de Yazgan Mimarlık’a aittir. Bu yazının kaleme alındığı günlerde, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan TOGO İkiz Kuleleri’nin sahibi Sinan Aygün’ün şikayeti sonucunda, yetki aşımı yapılarak İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından devlet memurluğundan ihraç edilmiştir. Detaylar için, bkz: TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi. (2022, Eylül, 6) İçişleri Bakanlığı hukuk skandalına imza attı, Candan devlet memurluğundan ihraç edilmiştir. http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=12527 [Erişim: 09.09.2022]

Buna ek olarak, kent suçlarına karşı verdikleri mücadele ve Taksim Gezi Parkı’na sahip çıkmaları nedeniyle Gezi Davası’nda hukuksuz şekilde tutuklanan mimar Mücella Yapıcı, şehir plancısı Tayfun Kahraman ve Avukat Can Atalay ise 25 Nisan 2022 tarihinden itibaren cezaevinde tutsak haldedir.

Bu icerik 1851 defa görüntülenmiştir.