364
MART-NİSAN 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA

“Taksim’in Üstü Altına İniyor!”

Gülşen Özaydın, Prof. Dr., MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

İstanbul’un kentsel kimliğinde ve kentlilerin belleğinde önemli bir yeri olan Taksim Meydanı ve meydanla birlikte planlanmış olan Taksim Gezi Parkı, birçok açıdan önem taşıyan İstanbul’un en önemli kamusal alanları arasındadır. Bu nedenle bu tür kamusal alanlara müdahale etmek için kullanılan yöntemlerdeki yaklaşım biçimi de bir o kadar önem taşımaktadır. 19. yüzyılın başında yöneticiler ve plancılar tıp terminolojisinden aldıkları ödünç kavramlarla kamusal alana müdahale ediyorlar, kent dokusuyla hiç bağdaşmayan, tarihî yapının etrafını boşaltma operasyonları ve ölçek dışı yollarla adeta kentleri altüst ediyorlardı. Bu temizleme projelerine “sventramenti” yani kelime anlamıyla “bağırsaklarını çıkartmak / içini boşaltmak” deniyordu. (1) 21. yüzyıla gelindiğinde aradan geçen 300 yılda çok sayıda deneyim yaşanmış, öldürmenin iyileştirmek olmadığı, anlık ihtiyaçları ve zevkleri aşan bir toplum bilincine sahip olmanın sağlıklı kentler oluşturduğu ve dolayısıyla kent bağlamını korumanın kentler için ayrıcalıklı bir durum belirlediği ve en önemlisi kamusallığın kent yönetiminin olmazsa olmazı olduğu anlaşılmıştır.

Oysa 2012 yılında İstanbul’un en önemli kamusal alanlarından biri olan Taksim Meydanı için “Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi” adı altında yapılmak istenen müdahalenin, problem çözmek yerine kendisinin birçok problem alanı oluşturacağı ortadadır. Kent yönetiminin kamuya kapalı biçimde hazırladığı proje süreci ile ilgili meclis kararları dışında yapılması istenen müdahalenin biçimine ilişkin açıklayıcı bir bilgi edinilemediği ve dolayısıyla hiçbir şekilde konunun tartışmaya açılmadığı bir dönem yaşanmaktadır. Kent yönetiminin gerçekleştirmeyi hedeflediği Taksim Meydanı müdahale projesi için yazılı basındaki açıklamalardan nasıl bir meydan tasavvuru yapıldığı anlaşılmaktadır (Taksim’in Üstü Altına İniyor (2)):

Projeye göre Tarlabaşı Bulvarı, yayalaştırılan Talimhane ve Taksim Meydanı’yla birleştirilecek. Meydandaki otobüs durakları, otobüs bekleme peronları ve yanındaki yol kaldırılacak. Mc Donald’s önündeki otobüs durakları da yeraltına alınıp, alt geçitten meydana yaya çıkışları verilecek. Metro çıkışları ise İstiklal Caddesi kenarlarına çekilecek. Bölgedeki binalar da aslına uygun restore edilecek… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Taksim Kışlası’nın zemin katındaki kafeler ve dışarıya konulan masa düzeniyle oluşacak yeni yapı çerçevesinde, bugün sadece bir geçiş güzergâhı olarak kullanılan Taksim Meydanı’na işlev kazandırıp, İstanbullulara ‘meydan keyfi’ yaşatacaklarını söyledi.

19. yüzyılın yaklaşımı olan sventramenti yanibağlamıniçini boşaltma yaklaşımından hiçbir farkı olmayan söz konusu Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’nin temel eleştiri noktaları şunlardır:

  • Kamusal alan için yapılacak bir müdahalede karar alma mekanizmasının tepeden inmeci ve şeffaf olmayan bir yöntemle geliştirilmesi ve müzakere süreçlerine açılmaması; (3)
  • Ulaşım, erişim, işlevsel ve algısal gibi konuları birbirinden ayrıştırarak ve mekânı parçalayarak kamusal alana bütünsel bakılamaması;
  • Taşıt yollarının kent içinde otoban mantığı ile planlanmaya kalkışılması;
  • Ulaşımın zemin altına alınması sonucunda taşıt içindeki insanın kentsel peyzajdan koparılması;
  • Kentsel mekânın yapısal olarak nasıl örgütlendiğini irdelemeyen ve bağlamsal ilişkileri kuramayan dar çerçeveli bir yaklaşımın sergilenmesi.

Böyle bir durumda Taksim Meydanı’nda yayalaştırma amaçlı yapılacak müdahale sonucunda ulaşımın zemin altına alınmasıyla birlikte meydanın hem yayalar, hem de araçla gelenler açısından bütünlüğünü kaybedeceği; caddelerin meydanla birleştiği noktaların dalış tünelleriyle birlikte derin yarıklar haline getirildiğinde mekânsal parçalanmaların olacağı ve bu yarıkların kenarlarında kaldırımların daralması sonucunda yayaların otoyol kenarındaki parapetlerin kıyısına sıkışacağı ve en önemlisi zemin altına alınan otobüs duraklarındaki yayaların egzoz gazları içindeki sağlıksız mekânlara mahkûm edileceği aşikârdır. Öte yandan, zemin altında oluşacak yerler tekinsiz ortamlar yaratacak, taşıttan arındırılacağı iddia edilen meydana bağlanan yollardan fiziki olarak yayanın erişimi mümkün olamayacağından meydan yayalar tarafından kullanılamayacak ve sonuçta meydan insansızlaştırılacaktır.

Reşad Ekrem Koçu’nun 1960’lı yıllarda meydanlarla ilgili yorumu, Taksim Meydanı için bugün yapılmak istenen müdahale biçimini çok iyi açıklamaktadır:

Unutmamalıdır ki meydan olan, şehir içinde iyi veya kötü, o şehir halkının toplanabileceği arızasız boşluktur… Meydanlar mitinglerin, büyük siyasi nümayişlerin, ihtilâllerin, on binlerce insanı toplayan duvarsız ve tavansız salonlarıdır; onun içindir ki müstebit, despot idareler meydanları hiç sevmemişlerdir, meydanları şenlendirme, güzelleştirme adı altında, havuzlarla, tarhlarla, ağaçlarla arızalandırmaya, mümkün olduğu kadar insan ayağının basacağı sahasını daraltmaya çalışmışlardır. (4)

Unutulmamalıdır ki arızalandırılmaya çalışılan Taksim Meydanı ve Gezi Parkı, ulus devlet kültürünün gösteri alanı olarak tasarlanmış bir kamusal alanlar bütünüdür. Cumhuriyetin kurulması ve başkentin Ankara olarak ilân edilmesiyle birlikte İstanbul, modern metropollerin yaşadıklarına ters bir süreç yaşamaya başlamıştı. İstanbul’un nüfusu hem niceliksel olarak küçülmekte hem de niteliksel olarak değişmekteydi. Cumhuriyet yönetimi İstanbul’u 1930 ve 40’lı yıllarda “yeni bir anlayışla” modernleştirmeye girişti. Batının büyüyen, sıkışan şehirlerine nefes aldırmak için geliştirilen modeller, küçülen ve eski konumunu yitiren bir dünya kentini “daha modern göstermek” için kullanıma sokuldu. (5) Bu dönemde sürdürülen imar hareketleri ile Taksim’de yeni bir meydan oluşturulmuş, bu meydan ana ulaşım aksları ile kentin diğer merkezlerine bağlanmış, içine yerleştirilen çeşitli yapı ve yapıtlarla meydanın kamusal alan olarak kullanımı güçlendirilmiştir. Bu bütünleştirici kentsel kurgu içinde yer alan bütün bu yapılar ve yapıtlar, dönemin siyasal iktidarının gücünü simgeler. Meydanın iktidarın gücünü sergileme işlevi, ulusal kutlamaların, kamusal gösterilerin İstanbul’da yapıldığı kamu alanı olarak kullanılmasıyla pekiştirilmiştir. (6)

Taksim Gezi Parkı’nın yapılması Taksim Meydanı ile paralel bir süreç izler. Meydan ve parkın her ikisi birlikte, mekânsal ve işlevsel olarak güçlü bir kentsel imge oluştururlar. Gezi Parkı bir taraftan İstanbul’da erken Cumhuriyet dönemindeki ilk ve en kapsamlı şehircilik uygulamasının bir belge değeri oluşturması, diğer taraftan kent strüktürü içinde bir yeşil sistem oluşturan dizinin bir öğesi biçiminde planlanmış olmasıyla kent için büyük bir önem taşımaktadır.

Prost’un 1936 yılından itibaren üzerinde çalıştığı İstanbul nazım imar planına bakıldığında, bu bütünsel şehircilik yaklaşımının mekânsal yansıması hemen görülmektedir. (Resim 1) İstanbul nazım imar planı lejantında “kentsel açık alanlar olarak tanımlanan” serbest mekânlar iki kategoride ele alınmıştır: Bu planda kırmızı renkle hemen uygulanacak ve gelecekte uygulanması düşünülen yeni yollar ve meydanlar gösterilmekte; yeşil renkle ise hemen uygulanacak ve henüz tasarı niteliğinde olan parklar, yeşil alanlar ve koruma bölgeleri gösterilmektedir.

Kentsel ölçekte özellikli mekânlara hassas bir yaklaşım içeren bu serbest mekânlar bütünü kurgusu içinde yer alan park alanları, gerek çevrelerindeki kent parçalarını dönüştürmek üzere planlanmış alanlar olarak, gerekse programları ile dikkat çekmektedirler. Bu park alanları, Henri Prost tarafından Tarihî Yarımada’da “1 No.lu Park” ve “Arkeoloji Parkı”, Beyoğlu tarafında ise Taksim Gezisi ile başlayan yeşil alan “2 No.lu Park” olarak adlandırılmıştır. 1937 tarihli Nazım İmar Planı’nda 2 No.lu Park alanı, hemen uygulanacak alan olarak belirtilmiş ve kısa sürede plan uygulamaya geçirilmiştir. Parkın tasarımı, özellikle Prost ve İstanbul Belediyesi’nde görevli mimarlar tarafından ayrıntıda etüt edilmiştir. Parkın projelendirilmesine ait plan, kesit ve aksonometrileri içeren ilk çizimler 1939 tarihlidir. Parkın tasarım süreci, belediye yetkilileriyle görüş alışverişi içerisinde yürütülmüş ve üç yıla yakın bir sürede geliştirilmiştir. Uygulamaya esas olan son projenin aksonometrik çizimi 1942 tarihlidir. (7) İnşaatı kısa sürede tamamlanan Gezi Parkı’nın açılışı 1943 yılında Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar tarafından yapılmıştır.

Prost’un raporlarında betimlediği parklar, gezi parkları (les esplanades), gezinti yolları (les promenades), manzara terasları (les belvédères) ve meydanlar (les places et les squares) çağdaş bir kent yaşamını destekleyecek kamusal alanlar olarak tasarlanmışlardır. (8) Bu bağlamda Taksim Meydanı ile birlikte ele alınmış olan Taksim Gezi Parkı bu anlayışa göre gerçekleştirilen en başarılı tasarım örneğidir.

Öte yandan 19. yüzyılda gelişen modern kent merkezi Beyoğlu ile II. Meşrutiyet sonrasında gelişen Şişli arasındaki vadiye giriş niteliği oluşturan, 2 No.lu Park olarak adlandırılan ve Taksim Gezi Parkı ile başlayan açık alan düzenlemeleri, Cumhuriyet yönetiminin benimsediği ve gerçekleştirmek istediği modern kent imgesini ve anlayışını sembolize etmekte, çağdaş bir kent yaşamını destekleyecek kentsel mekânları oluşturmayı amaçlamaktadır.

2 No.lu Park alanı Maçka, Harbiye, Taksim ve Dolmabahçe arasında yaklaşık 30 hektar büyüklüğündedir. (Resim 2) Taksim Gezisi ve Meydanı da bu kentsel yeşil alanlar bütününün bir parçasıdır. Taksim Meydanı’ndan başlayıp Harbiye’ye kadar devam eden yaklaşık 1500 metre uzunluğundaki gezi yolu, Gezi Parkı’nı 2 No.lu Park’a bağlayarak bu büyük yeşil sistemi tamamlayan bir öğedir ve 1948 yılı bahar aylarında büyük ölçüde tamamlanmıştır. (Resim 3)

“Henri Prost’un Taksim Cumhuriyet Meydanı ve İnönü Gezisi düzenlemesi çizimleri Kasım-Aralık 1939 tarihlerini taşımaktadır. Taksim Kışlası’nın yıkılmasıyla ortaya çıkan büyük alanda, Taksim Meydanı’na açılan bir teras ve bunun devamında bir gezi parkı (esplanade) düzenlemiştir. İnönü Gezisi’nin Taksim Meydanı’ndan girişinde basamaklar ve bu basamaklarla yükseltilmiş olan geniş teras, hem meydanda yapılacak olan törenleri izlemeye yönelik olarak, hem de parka anıtsal bir giriş oluşturacak biçimde tasarlanmıştır. […] Park, Taksim yönünde tribün şeklinde basamaklarla yükseltilmiş bir giriş terasının ardından, esplanad biçiminde geometrik olarak düzenlenmiş gezi alanı ile devam etmekte ve sonunda Taksim bahçesi ile son bulmaktadır. Park planlamasındaki bu aksiyel yaklaşımda yeşil koridora bağlanan açık bir perspektif yaratma düşüncesi hâkimdir.” (9) (Resim 4, 5)

Park etap etap uygulanmıştır. Uygulama detaylarına bakıldığında basamaklarda seçilen malzemenin sağlamlığı ve detayların son derece iyi çözülmüş olması, Prost’un detaylara gösterdiği özenin bir göstergesidir. Parkın birçok yerinde yer alan taş korkuluklar (balustradlar) da park tasarımında yer alan önemli öğelerden biridir.

“Taksim bahçesi, gezi alanının geometrik düzeniyle karşıtlık oluşturacak biçimde, kıvrımlı yollarla serbest düzende tasarlanmıştır. 1949 yılında sergi vesilesiyle inşa edilen bir yaya köprüsüyle Taksim bahçesi 2 no.lu park ile bağlanmaktadır. Böylece planlanmış olan yeni konut yerleşimlerinin ortasında araç trafiği ile kesilmeyen bir gezinti parkı yaratılmıştır. Henri Prost planlamış olduğu bu parklar dizisinin çok kısa bir zamanda projeden ödün verilmeden gerçekleştirilmesini vali ve belediye başkanı Lütfi Kırdar’ın başarısı olarak göstermektedir.” (10) (Resim 6)

Bütün bu nitelikleri ile Taksim Gezi Parkı, törensel ve anıtsal bir alan olma özelliği ile önemli bir kamusal alan; erken Cumhuriyet döneminin kültür ve kent anlayışını temsil eden simgesel mekân; kentsel ölçekte yeşil sistem oluşturan bütünsel yapının yaşayan ve kentliler tarafından benimsenerek kullanılan bir öğesi olarak kentsel açık alan; farklı dönemsel park tasarımları arasında döneminin tasarım anlayışını temsil eden nitelikli bir açık alan tasarımı; bu tasarım anlayışına uygun olarak açık bir perspektif oluşturma düşüncesiyle oluşan aksiyel ve aynı zamanda organik düzene sahip olması yanında, tek tek tescil edilerek özenle korunması gereken ulu çınar ağaçlarıyla tarihsel ve estetik mekân; farklı dönemlerin yaşam alanı olarak kentlilerin kolektif belleğinde yer etmiş olmasıyla anı mekânı olma ve İstanbul’un en önemli meydanlarından Taksim Meydanı ve çevresi ile bütünleşerek Taksim’in mekânsal niteliğini belirlemesiyle kent ve çevre kimliğine katkıda bulunma özelliklerinden dolayı önemli “bir kültür varlığı” olma özelliklerine sahiptir.

Oysa 16.09.2011 tarih 2111 karar sayılı “Beyoğlu İlçesi Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesine ait 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planı tadilatları” İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oybirliği ile kabul edilmiş ve İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 04.01.2012-165 tarih sayılı kararı ve yine oybirliği ile mevcut trafiğin tamamının meydanın altına alınması onaylanmıştır. Ayrıca onaylanan planın notlarında, 09.02.2011 tarih ve 4225 sayılı İstanbul II Numaralı KVKK'nın kararı ile kültür varlığı olarak tescil edilen “Taksim Kışlası”nın kentsel tasarım projesi ile bir bütünlük içerisinde değerlendirileceği ve plan onama sınırı içindeki uygulamanın kurulca onaylanacak kentsel tasarım projesi doğrultusunda yapılacağı notu düşülmüştür. Böyle bir uygulama ile kentin planlama süreciyle elde edilmiş Taksim Meydanı’nı 2 No.lu Park’a bağlayan bu büyük yeşil sistemin tamamlayıcı bir öğesi olan Gezi Parkı’nın büyük bir kısmı ortadan kaldırılarak bir koruma problematiği oluşacaktır. 1939 yılında tümüyle yıkılmış ve günümüzde olmayan bir yapının koruma nesnesi haline getirilmek istenmesi ile Prost planı doğrultusunda serbest mekânlar bütünlüğü içinde yapılan ve yaşayan bir kültür varlığı olan Taksim Gezi Parkı’nın gerçek bir koruma nesnesi olma özelliği yok edilmiş olacaktır. “Kentsel yapıya bir dizge olarak tanım kazandıran, öğeleri arasındaki ilişkiler düzeni ya da bağıntılar düzenidir. Kentin içeriğini oluşturan mekânsal örgütlenme mantığı, öğeleri arasındaki ilişkiler düzeninde somutlaşır.” (11) O yere ait mekânsal örgütlenme mantığını okumadan yapılacak bir müdahale, var olan sisteme de müdahale etkisi yapar ve kent için bir daha geriye dönülemez hatalar oluşturur ve bunun bedelini kentliler ödemek zorunda kalır.

Öte taraftan, 2011 yılı içinde UNESCO tarafından da kabul edilen “tarihî kentsel peyzaj” (historic urban lanscape) kavramının temelini oluşturan düşünceler şu şekilde dile getirilmektedir: (12)

Kentsel büyüme, tarihî kentsel alanların özünü dönüştürmekte, kentsel yoğunluklar ve yönetilemeyen değişiklikler, yerin ruhunu, kentsel dokunun bütünlüğünü, toplumların kimliğini zayıflatmaktadır. Bazı kentsel alanlar işlevselliklerini, geleneksel rol ve kimliklerini kaybetmektedirler. “Tarihî kentsel peyzaj” yaklaşımı, bu etkilerin yönetilmesi ve hafifletilmesinde yardımcı olabilir. [...] Tarihî kentsel peyzaj, kentsel bağlamın genişletilmesinin ve "topluluk" kavramıyla desteklenmesinin ötesinde, kültürel ve doğal değerlerin katmanlaşması olarak anlaşılmaktadır. Bu daha geniş bağlam, alanın doğal özellikleri; tarihi ve günümüzün yapılı çevresini; zemin üstünde ve altındaki altyapıları; açık alanları ve bahçeleri, arazi kullanım deseni ve mekân organizasyonu; kentsel yapının diğer tüm unsurlarını ve yanı sıra algıları, görsel ilişkileri içerir. Aynı zamanda, sosyal ve kültürel uygulamaları, değerleri, ekonomik süreçleri, çeşitlilik ve kimliğe ilişkin maddi olmayan boyutları içerir.”

Bu çağdaş yaklaşım, bir kentin tarihsel topografyasının büyük ölçekli kentsel projelerle müdahale edilerek değiştirilmesinin kentin belleğinin birdenbire silinmesini getireceğini ve bu durumun her açıdan bir kayıp olduğunu vurgulamaktadır. Taksim Gezi Parkı İstanbul kentinin, İstanbul’da yaşayanların ve hatta kısa süre ile bu kenti ziyaret edenlerin bile belleğinde yer etmiş bir kamusal alandır ve son 60 yılın kentsel topografyasının bir parçasıdır. Gelecekte kentin tarihindeki bir katmanı oluşturacak bu dokuyu yıkıp parçalamadan kullanmak bizim neslimizin sorumluluğundadır.

NOTLAR

1. Kostof, Spiro, 2011, “Majesteleri Kazma, Yıkımın Estetiği”, Şehirler ve Sokaklar, (ed.) Zeynep Çelik, Diane Favro, Richard Ingersoll, Kitap Yayınevi, İstanbul, s.15.

2. www.hurriyet.com.tr/gundem/19843363.asp (Erişim: 4 Şubat 2012)

3. Gümüş, Korhan, 2012 “Taksim’e Nasıl Müdahale Edilmeli?”, www.taksimplatformu.org/alternatif.php, (Erişim: 8 Şubat 2012)

4. Gurallar, Neşe, 2010, “Bir Cumhuriyet Dönemi Tartışması, Meydan ya da Park? Kamusal Mekânın Dönüşümü: Beyazıt Meydanı”, Cumhuriyet’in Mekânları Zamanları İnsanları, (der.) Elvan Altan Ergut, Bilge İmamoğlu, Dipnot Yayınları, Ankara, s.55.

5. Bu konuda daha detaylı bilgiler için bkz. Bilgin, İhsan, 1995, “Modernizmin Şehirdeki İzleri”, Defter Dergisi, sayı:23.

6. Özaydın, Gülşen ve Nuran Yavuz, 2003, “Bir Kentsel Dönüşüm Sürecinin Hikâyesi, Siyasal İktidarın Sanat Yapıtları Aracılığı ile Kamusal Alana Müdahalesi, Taksim Meydanı Nasıl Çözüldü?”, Uluslararası 14. Kentsel Tasarım ve Uygulamalar Sempozyumu Bildiriler Kitabı, MSÜ Yayınları, İstanbul, ss.164-165.

7. Henri Prost’un özel arşivinde bulunan bu çizimler bugün Paris’te Académie d’Architecture ve Cité de l’Architecture et du Patrimoine’a bağlı XX. Yüzyıl Mimarlık Arşivleri Merkezi’nde korunmaktadır.

8. Bilsel, Cânâ, 2010, “Serbest Sahalar: Parklar, Geziler, Meydanlar…”, İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet’in Modern Kentine: Henri Prost’un İstanbul Planlaması (1936-1951), İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayını, İstanbul, ss.349-350.

9. Bilsel, 2010, s.359.

10. Bilsel, 2010, ss.359-360.

11. Köksal, Aykut, 2009, “Kentsel Koruma Bağlamının Tanım Sınırları”, Anlamın Sınırı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, s.98.

12. Dinçer, İclal, 2012, “Kültür Mirasının Korunmasında ve Kent Planlamasında Değişen Politikalar”, Küreselleşme Sürecinde Kent ve Mimarlık Sempozyumu’nda sunulan bildiri, 13-14 Ocak 2012, Düzenleyen: Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi.

Bu icerik 6761 defa görüntülenmiştir.