364
MART-NİSAN 2012
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA

TAKSİM MEYDANI VE TOPÇU KIŞLASI’NIN YENİDEN YAPIMI: Rekonstrüksiyon Tutkusu / “Hortlatılmak” İstenen Yapılar

Zeynep Ahunbay, Prof. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü

TAKSİM KIŞLASI VE ANILAR

Tarihî kentleri derin zaman boyutlarından ayrı düşünmek olanaksız. Efsaneler, gravürler, kartpostal ve fotoğraflar yaşadığımız çevrenin anılardan silinip giden ayrıntılarını geçmişten günümüze getirirler. Eski resimlere bakarken, kaybolmuş güzel yapılara bakarken ne gelir içinizden? Yıkılan Dolmabahçe Çinili Köşkü’nü, yitirilmiş Kâğıthane kaskadlarını hayalinizde canlandırmak anlamlıdır; onların günümüze kadar gelmiş olmalarını dileriz, ancak zaman onları silmiş, götürmüştür; yeniden yapılmalarını istemek sınırları aşmaktır.

Yıkım yakın bir tarihte olmuş ve yok olan eserin/eserlerin yeri hâlâ boşsa, kent ve kentli o boşluğu doldurmak için çaba gösterir. Özellikle savaşlar, doğal afetler sonrasında, insanların barınma ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra, simge değeri taşıyan anıtsal yapılarının da yeniden yapılması, kent yaşamının yeniden normale döndürülmesi için seferber olunur. Yıkıntılarla dolu kentlerde kaybedilenleri geri getirmek için gösterilen yoğun çabalar yaşama dönüş, diriliş sürecinin bir parçasıdır. Ancak yeniden yapılmak istenen Taksim Kışlası (Resim 1, 2) kısa bir süre önce vuku bulan bir savaşta veya doğal afette yok olmamıştır; bugün 70 yaşın altında olan İstanbulluların tanımadıkları, anılarıyla bağlı olmadıkları bir yapıyı yapmak neden gereklidir?

YENİDEN YAPIM İÇİN KOŞULLAR

Bilindiği gibi koruma açısından rekonstrüksiyon / yeniden yapım en son başvurulmak istenen bir onarım tekniğidir. Tarihî eserler, yapıldıkları dönemle ilgili tarihî, estetik ve teknik bilgiler taşırlar. Bu bilgiler onların malzemesinde, strüktüründe, iç mekânında ve görünüşündedir. Yani tüm yapı ve ayrıntıları, zengin bir tarihsel ve sanatsal veri kaynağıdır. Yeniden yapılan binalar ise görünüşte eskiye benzeseler de, bugünün ürünüdür ve tarih bileşeninden yoksundur. Onun için koruma açısından ilginç bulunmaz ve öğreticiliği sınırlı olan bir kopya olarak değerlendirilirler.

Tarihî kentlerde dokunun oluşumu ve siluet açısından vazgeçilmez olan, yapıların doğal yollarla veya insan eliyle yitirilmesi sonrasında ortaya çıkan boşluğun doldurulması için “yeniden yapım / rekonstrüksiyon”a başvurmaktan başka çare kalmaz. Bunun için yıkım öncesi duruma ait ayrıntılı bilgi ve belgeye gerek duyulur. II. Dünya Savaşı’nın yıkımı sonrasında harap olan, bombalanan yapıların bir kısmı yeniden yapılmıştır. Yıkım öncesine ait yeterli bilgi, belgeler olduğu halde, uygulamalarda yeniden yapılan kısımların yalın bırakıldığı, yeni olduğunun vurgulandığı göze çarpar. Savaşın neden olduğu kayıpların yoğunluğunu azaltmak için, olabildiğinde, kimi mekânlarda, ayrıntılarda çağdaş sanata yer verilerek yeniden yapılan anıtlara ruh ve renk katılmasına çalışılmıştır.

Simge değeri taşıyan yapıların yeniden yapımı çok ayrıntılı çalışma gerektirir. Almanya’nın Dresden kentinin ünlü Frauenkirche’si böyle bir çaba ile ayağa kaldırılmıştır. Kilisenin yerinde korunan parçaları, etrafa dağılan taşları derlenmiş; kilise malzeme ve strüktür açısından titizlikle incelenerek değerlendirilmiş; görkemli anıt özenli bir işçilikle, eski güzelliğine yakın bir görünüşle ayağa kaldırılmıştır. Kentin içindeki harabe tekrar hayata dönmüş, Alman halkı bu sonucu bilim ve inancın zaferi olarak kutlamıştır.

İSTANBUL’DA YENİDEN YAPIM TALEPLERİ

İstanbul’da son yıllarda hazırlanan Tarihî Yarımada ve Beyoğlu “koruma” imar planlarında birçok unutulmuş, yıkılmış anıtın “ihya edilmek”, başka bir deyişle yeniden yapılmak istendiği gözlenmektedir. Bunların bir kısmı bugünkü kentsel düzenlemelerle, yaşamla tam olarak uyuşmayan öneriler olarak dikkati çekmektedir. Nasıl göründüğüne dair bir resim dahi olmayan, üzerinden yol geçmiş mescit, medrese gibi yapıların yeniden yapılması koruma öğretisine aykırıdır. Bu yöndeki yoğun istek, kentin geçip giden tarihî dokusunu geri getirme çabası gibi görünse de, bilimsel dayanağı olmayan, zorlama rekonstrüksiyonlar, sözde (pseudo) tarihî eserler yaratmaya yönelik bir yaklaşım olarak rahatsız edici olmaktadır.

Birden ortaya çıkarak kamuoyunun gündemine oturan Taksim Kışlası Yeniden Yapım Projesi de bu kapsamda ele alınabilir. Konu ne zaman ve nasıl kent gündemine geldi diye bakıldığında, bir emrivaki ile karşı karşıya olunduğu gözlenmektedir. Kışlanın yeniden yapımı için halktan gelen bir istek ve hukuksal bir zorunluluk bulunmamaktadır. Taksim Kışlası projesi tümüyle kent yönetiminin güdümünde gelişen ve kentlilerden, kent plancılarından, koruma uzmanlarından saklanan, tartışılmayan, dikte edilen bir projedir. Üç boyutlu çizimlerinden tam anlaşılamasa da, Taksim Kışlası devasa bir yapıdır. Yıkılmadan önceki durumunu gösteren Pervititch Haritası’ndaki plan ölçüleri 146 x 176 metredir. Basından öğrenildiğine göre, yeniden yapılması önerilen kışla ise daha farklı boyutlarda, doğu-batı kenarı 152-153 metre, kuzey-güney kenarı 188-189 metre uzunlukta olarak planlanmıştır. Bu ölçülerin de tahkik edilmesi gerekmektedir.

Taksim Kışlası yerinde dursaydı, kuşkusuz onu bir tarihî eser olarak koruma altına alır ve uygun biçimde değerlendirilmesi için öneriler sunardık. Arap ve Hint mimarisinden esinlenen atnalı kemerleri, soğan biçimli kubbeleriyle canlandırmacı bir üslup yansıtan kışla, üslubuyla İstanbul’daki askerî yapılar arasında ünik bir örnektir. İlk yapılışı III. Selim dönemine, 18. yüzyıl sonuna tarihlenen Taksim Kışlası, 19. yüzyılın ortasında yenilenmiş, 1894 depreminde hasar görmüştür. 1914 yılına kadar askerî amaçlı kullanılan kışlanın kitabesinde Sultan Abdülaziz’in adı geçmekteydi:

“İşbu topçu kışla-yi dilcusunu inşa için

Eyledi deryayı ihsanın revan Abdülaziz.”

Ahırları, fişekhanesi, sarnıçları, talim yeri ile bir bütün olan kışlanın ahır ve depoları 1928’de yapılan Taksim Cumhuriyet Anıtı’na yer açmak için kaldırılmıştır. Kışlanın talim yeri de, arsa olarak parsellenmiş ve yerinde apartmanlar yükselmiştir.

20. yüzyılın ilk yarısında ülkemizde geçerli olan koruma anlayışı ve örgütlenmesi bir 19. yüzyıl askerî binasının tescil edilmesini, korunmasını öngörmemiştir. Kışlanın yıkılmaması konusunda Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde tartışmalar çıktığı ve kışlanın korunması yönünde görüş belirdiği, ancak o sırada kışlanın büyük bir kısmının yıkılmış olduğu anlaşıldığından 2 Numaralı Park Projesi’nin uygulanmasının karşısındaki engellerin kalktığı belirtilmektedir. Kışla dursaydı, onun kışla mimarisinin özel bir örneği olarak korunması ve çevresinin de ona göre düzenlenmesi düşünülürdü. Bu çerçevede, kışlanın bir parçası olan Talimhane’nin parsellenip satılmaması ve bu bölgenin bir yeşil alan olarak kalması da gerekirdi. Fakat tarih başka türlü seyretmiş, Taksim ve çevresi başka dinamiklerle değişmiştir. (Resim 3, 4)

İstanbul 2010 etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen “Hayalet Yapılar” konulu sergide çeşitli nedenlerle yıkılıp ortadan kalkmış 12 yapı araştırılmış ve restitüsyon çizimleri 3 boyutlu ve renkli olarak canlandırılmıştır. Ele alınan yapılar arkeolojik kalıntılardan Rus ordularının Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelişini kutlayan Rus Anıtı’na kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Taksim Kışlası da bu seçki içinde yer almış; serginin hazırlık aşamasında Taksim Kışlası’nın yıkım süreci ayrıntılı olarak araştırılmıştır.

Serginin danışmanı Prof. Dr. Turgut Saner çalışmayla hafızalardan silinen yapıların anımsatılmak istendiğini belirtiyor; bu binaların 3 boyutlu canlandırmalarının yapılmasının amacının onları “zinhar yeniden yapmak olmadığını” vurgulayarak okuyucuyu sakinleştiriyor. Proje yürütücüsü Cem Kozar ise, 3 boyutlu canlandırmalarda çok zorlandıklarını, çünkü yapılara ait hiçbir çizim olmadığını belirtiyor. Hatta Prof. Saner, 3 boyutlu çizimlerin yükseklik ölçülerinde bir miktar hata olabileceğini not etmiştir. Sergide sunulan görsel veriler hep dış mekânlarla ilgilidir; iç mekânları, salonları gösteren fotoğraflara yer verilmemiştir. (Resim 5) Bilgi ve belge eksikliğini açıklayan bu dürüst, özlü ifadelere karşı, büyük bir proje olarak sunulan Taksim Kışlası Projesi nedir? Sahte bir tarih gösterisi mi, yoksa gelir getirecek bir rant yapısı mı?

GEZİ PARKI’NIN KENT İMGESİNDEKİ YERİ

Taksim Kışlası yasal bir kararla ortadan kaldırılmış ve yerine yine yasal olan bir proje uygulanmıştır. Kışlanın yerini alan park düzenlemesi de çok değerlidir ve 20. yüzyıl mirası olarak korunmayı hak etmektedir. 19. yüzyılda mezarlıklarla dolu bir alan olan Taksim çevresinin, 20. yüzyıl İstanbul’unun turizm, eğlence ve kültür merkezinin odaklandığı bir meydana dönüşmesinde, bölgenin yeniden biçimlenmesinde Taksim-Cumhuriyet Meydanı fikrinin önemli rol oynadığı açıktır. Cumhuriyet rejimiyle bölgeye yeni bir düzen getirilmiştir ve bunda H. Prost’un 2 No.lu Park fikrinin önemli bir rol oynadığı açıktır. Park çevresine katkıda bulunan büyük bir projedir. İstanbul için de çok önemlidir; aynı döneme ait başka bir yeşil alan düzenlemesi bulunmamaktadır.

Zamanı geri sarıp 1930’lara dönmek ve kışlayı yeniden inşa etmek olanaksızdır. İstanbul’un görülecek yerleri arasında önde gelen, turizm açısından eğlence sektörü bakımından çok yoğun bir yaya trafiği olan Taksim’in yeni kimliği ve kişiliği 1930’lardan çok farklıdır. Adı Cumhuriyet’ten çok Taksim Meydanı olarak anılsa da, Taksim-Cumhuriyet Meydanı ve onunla birleşen eski Rue de Pera, yani İstiklal Caddesi İstanbul’un en çekici yerlerinden olmuştur. Aradan geçen süre içinde Taksim Meydanı şenlikler, konserler, 1 Mayıs kutlamaları ile toplumun belleğinde yer etmiş ve yüklü bir anlam kazanmıştır.

ACABA GEZİ PARKI NİÇİN YOK EDİLMEK İSTENİYOR?

Halkın yeşile ihtiyacı kalmadı mı? Baharda müthiş güzellikler sunan bu parkta 70 sene önce var olan kışlayı kondurmak niçin gerekti? Kışlayı yapmak, bir tarihî eseri ihya etmek anlamında meşru bir eylem gibi sunulsa da, bunun mantıklı bir süreç olmadığı âşikardır. Kışla kazayla, savaşta veya yangınla yok olmamış, yeni bir imar planı uygulaması olarak, “Güzelleşen İstanbul” projesine geçit vermek üzere yıkılmıştır. Bu bir tarihî olgudur ve geri dönüş için uygun bir zemin bulunmamaktadır. 2 No.lu Park’ın planlanmasında modern şehirciliğin temel ilkeleri rol oynamış, yoğun iskân bölgesine yeşil bir alan getirilmiştir. 1999 depreminin de gösterdiği gibi Gezi Parkı, bölgede yaşayanlar için bir doğal afette kaçılabilecek, sığınılabilecek tek alandır.

Yeşil alan yaşamsal bir gereksinimdir ve parkın kamuya açık işlevi sürmelidir. Bugün Taksim Kışlası’nı yeniden yapmak için ortaya çıkanlar, mevcut durumun meşruiyetini gözardı etmekte, sanki yeri boş kalan bir anıtı yeniden yaparak kente kazandırma çabasındaymışlar görüntüsü vermektedirler. Şehircilik kurallarına uymayan bu yapılaşma, tarihî eser rekonstrüksiyonu kisvesi altında sunularak kabul ettirilmek istenmektedir. Kamuya ait olan bir yeşil alanın ticarete dönüşmesi, otel, AVM, kafe ve otopark alanı olarak kullanımı düşünülmemelidir. Bu konuda çevrede yaşayanlara, İstanbullulara hiç danışılmamış, bir tartışma-uzlaşı aranmamıştır.

ÖNERİLEN “REKONSTRÜKSİYON” PROJESİ BU KONUDAKİ KURALLARI KARŞILAMAKTA MIDIR?

Rekonstrüksiyon için kesin belgelere sahip olmak gerekmektedir. Süleymaniye’de yok olan 5-6 metre genişlikte cepheli ahşap evler, dış mekân fotoğrafları yardımıyla, belki tipolojik özellikleri tahmin edilerek yeniden yapılabilir. Bu rekonstrüksiyon kent dokusunun yeniden oluşturulması, mahallenin uyumlu görünmesi ve bütünlüğüne kavuşması açısından uygun görülebilir. Ancak Taksim Kışlası’nın durumu oldukça farklıdır; değişen çevresi, yok olan ögelerine rağmen yeniden yapılması, aradan geçen zamanı ve onun meşru kararlarını yok sayan, bir dönemin yasal planlama kararlarını reddeden bir yaklaşım olacaktır. 1930’ların plan kararlarını yok saymamalı, Gezi Parkı’na korunacak bir değer değilmiş gibi davranılmamalıdır.

Özlenen bir zamana geri dönmek, hayal âlemine dalmak eğlenceli olabilir. Ancak geçmişle günümüzü karıştırmak, sanal bir ortam oluşturmaya çalışmak, gerçekleri reddeden sağlıksız bir davranış gibi tezahür edebilir. Tarihî yapılar üzerinden özlenen geçmişe dönme saplantısı bazı Balkan ülkelerinde görülmektedir. Örneğin Makedonya’da Osmanlı dönemi camisinin altında bir kilise olduğu ileri sürülerek, caminin döşemesi kaldırılmış, altında kazı yapılarak kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Tercih edilen bir dönemi öne çıkarma, seçmeci tarihcilik tehlikeli bir yaklaşımdır. Eserleri ve çevreleri geçirdikleri değişimle kabul etmek gerekir. Çok katmanlı yerler ve yapılar tarafsız yaklaşımlarla korunmalı ve sunulmalıdırlar.

Hangisi toplum yararınadır? Kışlayı yeniden yapmak mı, bir yeşil alanı korumak mı? Burada dikkatle düşünmek ve kenti fırsatçı yönetimlerden, korumayı hafife alan kurul kararlarından ve fırsattan nemalanmak peşinde olan zevattan korumak için canla başla çalışmak gerekiyor.

Kentin belleği ve kamu yararı parkın korunmasını gerektiriyor. Taksim Gezisi çeşitli eklerle zedelenmiş olsa da, Beyoğlu ilçesinin, konsolosluk bahçeleri dışında, yegâne nefes alınacak yeridir. Tepebaşı’ndaki küçük park alanı da kent yönetimince yapılaşmaya açılıp yok edilmiştir. Şimdi gözler “buradan ne çıkarabiliriz”e yönelmiştir. Çevrede oturanlar, İstanbul’u sevenler bu rantçı projeye karşı eleştirilerini dile getirmeliler.

II. Dünya Savaşı’nda yıkılan katedrallerin, sarayların restorasyonu ayrıntılı resimler, detaylar üzerinde çalışılarak, yıllarca süren araştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Taksimde ise herşey 1,5 yılda bitirilmek istenmektedir. Profesyonel olmayan, ucuzcu yaklaşımlar ne yazık ki fırsatçılıktan öteye gidemez. Maksat, yitirilen bir tarihî eseri yeniden yapmak mıdır, yoksa onun sağlayacağı metrekare ve metreküp inşaat alanını havada kapmak mıdır? Projenin ortaya çıkışını yönlendiren ince düşünce, yeşil alan statüsünde olan bir yerde toplam 35.000 metrekarelik yeni yapılaşma hakkı kazanılmasıdır.

Kenarları 100 metreyi aşan dörtgen planlı bir yapıyı, “olsa olsa” yöntemiyle, faraziyelerle yeniden yapmak kabul edilir bir koruma yaklaşımı olamaz. Hiç belgelenmeden ortadan kaldırılan bu eserin kazılarak belki temelleri ve ara bölme duvarları ortaya çıkarılabilir, ancak cepheleri, üçüncü boyuttaki biçimlenişi için eski çizim ve fotoğraflara başvurulması gerekiyor. Mevcut resimlerinden anlaşıldığı kadarıyla kışla, batı ve güney cephelerinde farklı bir kompozisyona sahipti. Doğu ve kuzey cephelerine ait fotoğrafları olmadığından, bu cephelerin nasıl göründüğü hakkında ancak tahmin yürütülebilir. Zaman içinde onarımlar geçirmiş bir bina olduğu için, kışlanın sağlıklı bir rekonstrüksiyonunu yapmak, güvenilir belge eksikliği dolayısıyla oldukça zordur.

Yalnız dıştan ve avlusundan çekilmiş resimlerle bir 19. yüzyıl kışlasını yeniden projelendirmek, benzer yapılardan detaylar almak, benzetmek, varsayımların ağır bastığı, yeniden yapım kurallarına pek uymayan bir durum ortaya çıkarmaktadır. Kışlanın tefrişli zamanına ait hiçbir iç mekân fotoğrafı ortaya konulmadı şimdiye kadar. Hiçbir özgün ayrıntısı olmayan, AVM olarak düzenlenen bir iç mekân, dıştaki zengin görünüşe karşılık, içte ruhsuz mekânlarıyla hayalkırıklığı yaratacaktır. İBB’de buna benzer başka rekonstrüksiyon projeleri de üretilmekte, hatta imar planlarına işlenmektedir. Bu gidişle eski eser ihyası adında kitch bir takım yapılar tarihî kentin özgünlüğünü zedeleyecektir. (Resim 6)

Kışla için önerilen kullanımlar da genel olarak uygun değildir. Özgün işlevini yitiren bu tür yapıların eğitim, kültür vb. sosyal hizmetlere tahsisi uygundur; ama amaç bellidir. Taksim’de hiç yoktan otel, kafe, AVM, otopark yapacak alan yaratmak için 70 yıl önce yıkılan kışlanın ihyası fikri güzel bir bahane oluşturmaktadır. Kışlanın giydirme cepheli, sahte bir tarihî yapı olarak inşası, onu bir film seti olmaktan öteye götüremeyecektir. Anılarla yüklü Taksim Meydanı ve İstanbullular her Taksim’e çıkışlarında Disneyland gibi bir ortamla karşılaşmaya müstehak mıdırlar? Burada “hangi İstanbullu?” diye sormak da yersiz olmayacaktır. Yeni Taksim Kışlası, parlak renkleri ve boyutlarıyla kentin varoşlarından gelenleri etkileyecek, kent yönetiminin mükemmel yeni tarihî yapılar yaptığı konusundaki öyküleri başarı olarak kaydedilecektir.

Avrupa’nın büyük kentlerine Zürih’e, Paris’e gitseniz, Taksim Gezi Parkı’nın on katı park, yeşil alan bulursunuz. Bu kadarcık bir yeşile dahi tahammül edemeyen kent yöneticileri İstanbul’u İstanbul olmaktan çıkarıp imarlı gecekondu bölgesine çevirmekte işbirliği etmektedirler. Onların önerilerini hiçbir süzgeçten geçirmeden onaylayan kurul üyelerinin koruma uzmanı olduğuna da, herhalde sadece onları göreve getiren bakanlık inanıyor.


İstanbul çeşitli riskler altında. Bunlardan biri de sahte tarihçilik akımı. Var olan tarihî eserlere bakıp onları düzgün biçimde korumak yerine, yok olan anıtların yalan yanlış yeniden yapılmak istenmesi çok kaygılandırıcı. “Neden, niçin”sorularına verilecek cevaplar “neo-Osmanlıcılık” ve yeşil alanları imara açarak, “kâr amaçlı yatırım yapmak”tan öteye gidemiyor.

Koruma ile hiç ilgisi olmayan Taksim Kışlası projesinin Taksim’i güzelleştirmeyeceğini, tersine Cumhuriyetin kurduğu yeni kent düzenini ve çevreye kazandırdığı yeşil alanın anlamını yok edeceğini bilmek ve karşı koymak gerekiyor.

 

KAYNAKLAR

Ahunbay, Z. 2007, “Yeniden Yapım, Rekonstrüksiyon”, Tarihî Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM Yayın, İstanbul, ss.99-100.

Çiftçi, A. 2004, 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Askeri Mimari ve İstanbul’da İnşa Edilen Askeri Yapılar, cilt: I, II, YTÜ, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, ss.132-135.

Karahan, A. 2011, “Ethem Paşa Konağı Rekonstrüksiyon Projesi ve İrdelenmesi”, Kargir Yapılarda Koruma ve Onarım Semineri II, İBB KUDEB, İstanbul, ss.150-215.

Kozar, C. 2011, “Hayal-et Yapılar”, Hayal-et Yapılar, (ed.) Turgut Saner ve Cem Kozar, PATTU Mimarlık, Araştırma, Tasarım Yayınları, İstanbul, s.10.

Polvan, S. ve N. Aydın Yönet, 2010, “Story of Taksim Square’s Transformation: ‘From Death’s Stillness to Life’s Hubbub’”, Urban Transformation: Controversies, Contrasts and Challenges, Conference Proceedings, cilt: I, İTÜ, İstanbul, ss.383-390.

Saner, T. 2011, “Gözden Irak Yapılar”, Hayal-et Yapılar, (ed.) Turgut Saner ve Cem Kozar, PATTU Mimarlık, Araştırma, Tasarım Yayınları, İstanbul, s.8.

Üzümkesici, T. 2011, “Taksim Topçu Kışlası”, Hayal-et Yapılar, (ed.) Turgut Saner ve Cem Kozar, PATTU Mimarlık, Araştırma, Tasarım Yayınları, İstanbul, ss.104-108.

Bu icerik 14913 defa görüntülenmiştir.