430
MART-NİSAN 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINA DOĞRU

Türkiye Kentleşme ve Planlama Pratiğinde Birikenler

İclal Dinçer, Prof. Dr., YTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

429. Ocak-Şubat 2023 sayısıyla birlikte başlattığımız bölümün ikinci yazısında odağı kentleşme politikalarına çeken yazar, “Cumhuriyetin yeni yüzyılına ‘kurucu bir onarım için hasar tespiti’ yaparak girmenin” yaşamsal boyutuna vurgu yapıyor.

 

GİRİŞ: “KURUCU BİR ONARIM İÇİN HASAR TESPİTİ” [1] YAPABİLİR MİYİZ

Türkiye, 2023 Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerine hazırlanırken Cumhuriyetin 100 yıllık birikimini sorgularken ve özellikle son 20 yılın yarattığı kırılmayı onarmak mı yoksa sistemi yeniden kurmak mı tartışmaları yaparken 6 Şubat 2023 ve devamında yaşanan büyük depremlerle sarsıldı. Bugün itibarıyla bakıldığında fay hatlarında gerçekleşen bu kırılmaların yerleşmelerin bünyelerinde yıllardır biriken yanlışlıkları açığa çıkardığını görüyoruz. Şimdi önümüzde sorular sorulması gereken yeni bir yüzyıl uzanıyor. Tanıl Bora’dan ödünç alarak "kurucu bir onarım için hasar tespiti" yapmamız gerekiyor. Bu sorulara verilecek cevaplar ve tespitlerden çıkarılacak dersler geleceğin belirlenmesinde rol oynayacak önemde.

KENTLEŞME VE PLANLAMA PRATİĞİNİN ALTYAPISI İNŞA EDİLİRKEN…

Cumhuriyet tarihinin ilk çeyreğini kapsayan modernite projesinin ulus devleti inşa ettiği yıllardır. Fakat projenin mekânsal yönü olan kentleşme henüz ortaya çıkmamıştır. Bunun nedenleri 1929 dünya buhranı nedeniyle tarımda makineleşmenin sürdürülememesi, sermaye birikiminin zayıf olması nedeniyle sadece küçük üreticinin desteklenebilmesi, sanayileşmenin derinleştirilememesidir. [2] Dünya ekonomik buhranın yanı sıra iki dünya savaşı arasına denk gelen bu çalkantılı dönemde Cumhuriyetin idealist ve modernleştirici kadroları birçok proje başlatmışlardır. Yeni kurulan ulus devletin benimsediği “radikal modernite”[3] projesinin en önemli kararlarından biri Ankara’yı başkent ilan eden mekân politikasıdır. Bu kararın sosyo-mekânsal açıdan çok stratejik olduğu açıktır. Fakat yeni başkentin planlama sürecinin aynı başarıyla tamamlandığı konusunda şüpheler vardır. [4] Türkiye kentlerinde henüz nüfusun yoğunlaşmadığı dolayısıyla Kıray’ın tanımıyla köylülüğün henüz çözülmediği bir dönem yaşanmaktadır. [5] Sermaye birikimi zayıftır ve modernite projesi kurucu kadrolar tarafından yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştirilmektedir. Dönem “devlet eliyle sanayileşme” olarak tanımlanıyordu. Bu dönemin öne çıkan “yurdu demirağlarla örmek” projesi ülkenin doğu-batı yönündeki erişilebilirliğini sağlaması ve mekânın biçimlenmesini yönlendirmesi nedeniyle önem taşır. Devlet eliyle gerçekleştirilen Birinci Sanayi Planı yatırımlarının Anadolu kentlerinde modernleşmeyi tetiklemesi ve ekonomik coğrafyayı belirleyerek kentlerde sermaye birikimini yönetmesi hedeflenmiştir. Bu nedenle Şengül bu dönemi “ulus devletin kentleşmesi” olarak tanımlar. [6] Ancak 1950’li yıllara gelindiğinde görülecektir ki sanayi sermayesinin birikmesine daha zaman vardır, o nedenle liberal döneme geçilmiş olarak tanımlansa bile devlet eliyle sanayileşme stratejisi 1950’li yıllarda ve içerik değiştirerek 1970’lerde de devam edecektir. Bugünden bakıldığında Anadolu’da yaratılmak istenen yeni gelişme kutupları bir anlamda bölgeler arası dengeli kalkınma hayali 1980’lere gelindiğinde ters yüz olacak ve İstanbul çok büyük bir çekim merkezi olarak sanayi yatırımlarını bünyesinde toplayacaktır. 1980 sonrası ise Cumhuriyetin kuruluş yıllarında devlet eliyle gerçekleştirilen sanayileşme birikimi olan kamu iktisadi teşekküllerinin bir anlamda “toplumun müştereklerinin” birer birer özelleştirilmesine tanık olunacaktır.

EMEK GÜCÜ KENTLEŞİRKEN [7] KENTLERİN PLANLAMAYLA İMTİHANI

Kentleşme pratiğinin anlatımı, sermaye birikimi perspektifinden ele alındığında 1950’li yıllardan sonra da ithal ikameci sanayileşme politikalarının süreci biçimlendirdiği kabul edilir. Bu süreçte devletin merkezî bir konumda ve özellikle kaynak aktarımı rolüyle etkin olması önemlidir; ancak aktarılan kaynağın sınırlı olması kentleşmenin biçimlenmesinde belirleyici olmuştur. Önceki dönemin devlet eliyle sanayileşme politikasının 1950’lerde de devam etmesi devletin kamu kaynaklarını konut, toplu taşım, hizmet sektörlerine aktarımının sınırlı olmasıyla sonuçlanmıştır. Bu ise 1950’lerin başından itibaren çok hızlı göç almakta olan büyük kentlerde konut ve hizmet ihtiyacının çözümünün enformel süreçlerle, toplumun kendisi tarafından, aşağıdan yukarıya doğru üretilen ve gecekondu, dolmuş vb. [8] biçimlerle tezahür ettiği bir mekân yaratmıştır. Bu yapılanmayı Şengül “emek gücünün kentleşmesi”olarak tanımlar. [9] Sermayenin, kâr maksimizasyonu ve ucuz işgücü talebine dayanan sanayi yer seçim kararları kırdan kente göçü doğurmuş ve bu dinamik devletin kentlere göç edenlerin gecekondu yapmalarına göz yumması ve ardından af yasaları çıkarmasıyla sonuçlanmıştır. Bu dönemin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere hızla büyümekte olan kentleri çok önemli altyapı sorunlarıyla karşı karşıyadırlar. Kentiçi toplu taşım, temiz suya erişim, kanalizasyon altyapısının yetersizliği, sanayinin yarattığı kirleticilik başta olmak üzere yaşanan sorunlar kentlerin planlanmasında da yönetilmesinde de çok temel konular haline gelmişlerdir. İlerleyen yıllarda daha da derinden hissedilecek olan kırların boşalması, küçük kentlerin daha da küçülerek büzüşmeye başlamalarının başlangıcı da bu dönemdedir. Bu dinamiklerin etkisi altında mekânsal olarak büyüyen ve biçimlenmeye başlayan kentleri yönlendirecek olan planlama kurumu bir önceki dönemde filizleri atılan Anadolu’da yeni kutuplar yaratılması ve dengeli kalkınmanın gerçekleştirilmesi projesini devam ettirememiş, ülkenin ekonomik coğrafyasını bu yönde yönlendirememiştir. Kentlerin planlanması ise bu dönemin en sorunlu alanıdır. Çeperlere doğru gecekondu ve kaçak yapılaşma ile yayılan İstanbul’da 1980 yılında yürürlüğe giren nazım plan onaylandığı tarihte mevcut gelişmenin gerisinde kalmıştır. Daha alt ölçekteki planların hazırlanabilmesi için ise gerekli teknik donanımın olmaması, halihazır haritaların elde edilmesinin uzun süreler alması, kaçak kentin gelişiminin plan hazırlama süreçlerinin çok üstünde bir hıza sahip olması planları büyük ölçüde işlevsizleştirmiş ve mevcudu yasallaştıran belgeler haline getirmiştir. Dolayısıyla “emek gücü kentleşirken” planlamanın bu kentleşmeyi yönlendiremediği bir dönemden geçildiğini kolaylıkla iddia edebiliriz. Burada planlamanın gücünün ve etkinliğinin hangi dinamikler tarafından yönlendirildiğinin cevabını bulmaya odaklanmamız ve öncelikle dönemin planlama paradigmasını hatırlamamız gerekir. Çok disiplinli, kapsamlı, rasyonalist planlama anlayışının planlama süreçlerini ağırlaştıran, esnek olmayan, hızlı müdahalelere olanak vermeyen içeriğive bu bağlamda planlama kurumunun yukarıdan aşağıya, kapalı uçlu, emredici biçimde yapılandırılmış olması dönem boyunca yaşanan hızlı kentleşme karşısında planlamanın yetersiz kalmasını getirmiştir. 1960’ların ilk yarısında kurumsallaşan beş yıllık ülke kalkınma planının sektör temelli, sistem yaklaşımlı ve mekândan büyük ölçüde bağımsız olması, kısa bir dönem denenen bölge planlama kademesinin 1970’lerde siyasi endişeler nedeniyle kaldırılması, kentlerin kendi bölgeleri içinde birbirlerinden bağımsız fiziki planlar ile yönetilmeye çalışılması bu sürecin başarısızlığının göstergeleridir.[10]

SERMAYENİN KENTLEŞMESİNDEN RANTIN KENTLEŞMESİNE YA DA KENTLERİN RANT İLE İMTİHANI

Sermaye dolaşımı ve üretim süreçleri örgütlenmesinin neoliberal politikaların etkisiyle değişmeye başladığı 1980 sonrası dönem aynı zamanda devletin kentle olan ilişkisinin de dönüşüme uğramasıyla ortaya çıkar. Temel yapısal değişimlerin yaşandığı dönem artık kendi içinde de dönüştüğü için yirmi yıllık iki alt dönem içinde incelemeye konu edilir hale geldi. 1980’ler ve 2000 sonrasında iki evresiyle farklılaşan yapısal durum; kamu hizmetinde ve kamusal alanda özelleştirme, ticarileştirme ve kuralsızlaştırma uygulamalarının artışıyla yaşanmakta. Bugün hâlâ bu süreçleri kolaylaştıracak hukuksal ve kurumsal düzenlemelere öncelik ve ağırlık verilen bir ortamdan geçilmektedir.

Cumhuriyetin üçüncü çeyreğinin tamamlandığı 2000’li yıllara girerken neoliberal kentleşme ve küresel kent söyleminin birbirinden beslenerek büyüdüğü, ulus devletin giderek geri plana atıldığı, buna karşın kentlerin birbiriyle yarıştırıldığı bir ortam söz konusudur. Büyük sermayenin kentsel toprağa ilgisinin arttığı, sermaye birikim sürecinde önemli bir araç haline dönüşen toprağın kar alanı haline geldiği bir dönemdir. Mekânın yeniden üretimi ve üretilen mekânın rantının paylaşım mücadelesi içinde bir taraftan İstanbul’un küresel kent yarışına sokulmaya çalışıldığı, diğer taraftan üretim süreçlerinin yine küresel olarak örgütlendiği bir ortamda Anadolu kentlerindeki sermaye birikimlerinin “Anadolu Kaplanları”nı doğurmasına tanık olunmaktadır. 1990’lı yılların bu ivmesi çok uzun sürmeyecek ve 2010 yılı sonrasında arsa ve konut politikalarındaki değişim tıkanan sanayi sermayesinin birikimini bu alanlara yatırmaya başlamasını getirecektir. Nitekim bu kentler TOKİ’nin yönettiği inşaat sermayesi eliyle mekânsal açıdan büyük dönüşümlere sahne olmaya başlayacak bu da sosyal dokudaki değişimi tetikleyecektir. Şengül’ün “sermayenin kentleşmesi” olarak tanımladığı bu dönemin 2020’li yıllara başında artık kentsel rant savaşına dönüşeceği ve bu Anadolu kentlerinin de tıpkı küresel mega kent İstanbul’da olduğu gibi kendi inşaat oligarşilerini kuracakları bugünün gerçeği olarak önümüzde duruyor ve adeta “rantın kentleşmesi” olarak tanımlayacağımız bir ortamı yaratıyor.[11]

Diğer taraftan günümüzde şu da bir başka gerçek olarak gün yüzüne çıkmış durumdadır; küresel süreçlerin yarattığı kentsel eşitsizlikler, yoksulluk, işsizlik, ayrımcılık, göçmenlik durumları sadece büyük kentlerin değil, tüm kentlerin sorunu olarak çözüm beklemektedir. Ülkede dengesiz kalkınmanın devam ettiği, küçülen kentlerin daha da küçüldüğü, kırsal alanların boşaldığı bir kentleşme döneminden geçilmektedir.

1980’lerin başında yerel yönetimlerin planlama yetkilerinin artırılması ve bütçelerinin güçlendirilmesiyle filizlenmeye başlayan yerellik arayışları ise 1990’lara gelindiğinde AB uyum programları kapsamında başka bir yapıya evrilecektir. 2000’li yılların başlangıcında kamu yönetimi reformu çalışmaları kapsamında yerel yönetim yasalarının değişmesi, bölge planlamanın yönetişim ilkeleri üzerinden yapılandırılmaya çalışılması ve bölgeler özelinde kalkınma ajanslarının kurulması bu konudaki ilk adımlardır. Fakat 2000’li yılların başından itibaren bu yapı da dönüşmeye başlayacak ve sistem yeniden merkezîleştirilecektir. İletişimsel planlama anlayışına dayalı katılımcı, müzakereci planlama arayışlarına sekte vurulacaktır. Diğer taraftan uygulama alanında geniş kapsamlı rasyonel planlamanın bütüncül bakış açısını reddeden, büyük ölçekli, tepeden inme, parçacı projeler yaklaşımı sisteme hakim olmaktadır. Günümüzde giderek merkezîleşen ve otoriterleşen neoliberal yapı “istisna”[12] durumlar tanımlayarak sermayenin ve devletin hakimiyetini güçlendirdikçe güçlendirmektedir. Bu sürecin katılım ve tarafsız denetim mekanizmalarına kapalı bir yapı inşa etmesi ise “otoriter neoliberalizmin” ürettiği bir sistemdir. [13] Bu süreçte temel kırılma noktası olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kentleşme ve planlama alanında dolayısıyla kentler, köyler ve doğal alanlar üzerinde kurduğu hegemonyayı esas almak gerekir.[14] Her ne kadar CHS’ne 2018 yılında geçilmiş gibi görünse de 2011 yılından itibaren bu sistemin altyapısının kurulmaya başlandığını iddia etmek hiç de zor değildir.

SONUÇ: KURUCU BİR ONARIM İÇİN HASAR TESPİTİNE BAŞLARKEN 2024’E NOTLAR

Önümüzde uzanan Cumhuriyetin yeni yüzyılına "kurucu bir onarım için hasar tespiti"[15] yaparak girmenin eşiğinde birkaç temel konuda hemfikir olmamız gerekiyor;

  • Özellikle son yirmi yılda kaybettiğimiz müştereklerimizi geri kazanabilmek, kazanamadıklarımızın yerine yeni müştereklikler yaratmanın yollarını aramak bunların başında geliyor.
  • Kentsel ranta temellenmiş ve inşaat oligarşilerinin yönettiği bir sistemden sosyal devlet anlayışına evrilmek ve planlamaya kamu yararı ve eşitlikçi bakış açısını yeniden yerleştirebilmek için katedilecek uzun bir yol var.
  • Kalkınmayı ekonomik büyüme ve mekânsal genişleme eksenli olmaktan çıkaran yenilikçi bakış açılarını kentleşme ve planlama pratiğimiz içine yerleştirmemiz gerekiyor.
  • Planlamada ve kentlerin düzenlenmesinde koruyucu, iyileştirici ve onarıcı bakış açısını egemen kılan bir paradigma değişimine yön vermekle işe başlamak gerekiyor.
  • Planlamayı yukarıdan aşağıya kuran mevcut sistemden uzaklaşarak katılımcı süreçlerle ve iletişimsel modellerle yeniden örgütlenmeyi başarabilmek zor da olsa yapılması gereken olmazsa olmaz bir ön koşuldur.

Bunların da ötesinde yaşamın her alanında hegemonya kuran, oligarşi yaratan sistemleri bertaraf edebilecek bir zihniyeti ve iradeyi toplumda yerleştirmek önceliğimiz olmalıdır.

NOTLAR

[1] Bora, 2023. Bora’nın siyasette ve devlet yönetiminde hasar tespitine davet eden bu yazısı tam da 6 Şubat depreminin gerçekleştiği günlerde yayımlandı. Tıpkı siyaset alanında olduğu gibi kentleşme ve planlama pratiğimizdeki depremle ilişkisi açısından ödünç almak istedim.

[2] Tekeli, 1999.

[3] Tekeli Cumhuriyet tarihini dönemlendirirken bu yılları “radikal modernite” olarak tanımlar. Tekeli, 2009.

[4] Ankara’nın planlama öyküsü için, bkz: Tankut, 1988.

[5] Kıray, 1999.

[6] Şengül, 2009.

[7] Başlıkları Şengül’ün (2009) dönemlendirmelerinden esinlenerek tanımlıyorum.

[8] Tekeli; Okyay; Gülöksüz, 2020.

[9] Şengül, 2001.

[10] Enlil; Dinçer; Çetin, 2020.

[11] Şengül, 2009.

[12] Bu konuda bkz: Tayfun Kahraman, 2022.

[13] Geniş, 2020.

[14] Dinçer, 2022.

[15] Bora, 2023.

KAYNAKLAR

  • Bora, T., 2023, “Dosya: Seçime Giderken Hasar Ne Nasıl İyileşir Sunuş: "Kurucu bir onarım için hasar tespiti”, Birikim, sayı:406-407, Şubat-Mart 2023.

  • Enlil, Z.; Dinçer, İ.; Çetin, B. C., 2020, “Planlamada Müdahale, Regülasyon ve Yatırım İkilemleri: İstanbul Üzerinden Bir Değerlendirme”, Hüseyin Kaptan'a Armağan Kent ve Planlama, (ed.) İclal Dinçer, Zeynep Enlil, YEM Yayın, İstanbul, ss.69-84.

  • Geniş, Ş., 2020, “Giriş: Otoriter Neoliberalizm ve Otoriter Kentleşme”, Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde: Kent - Mekan - İnsan, (der.) Ş. Geniş, Nika Yayınevi,  Ankara, ss.9-37.

  • Kahraman, T., 2021,  İstisna Mekân-Hukukun Eşiğindeki Kent, Tekin Yayınevi, Ankara.

  • Kıray, M., 1999, “Modernleşmenin Temel Süreçleri”, Bilanço 1923-1998 Türkiye Cumhuriyeti'nin 75 Yılına Toplu Bakış Uluslararası Kongresi, (ed.) Zeynep Rona, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, ss.161-168.

  • Şengül, H. T., 2009, Kentsel Çelişki ve Siyaset - Kapitalist Kentleşme Süreçlerinin Eleştirisi, İmge Yayınları, İstanbul.

  • Tankut, G., 1988, “Ankara'nın Başkent Olma Süreci”, ODTÜ MFD, cilt:8, sayı:2, ss.93-104.

  • Tekeli, İ.; Okyay, T.; Gülöksüz, Y., 2020, Dolmuşlu, Gecekondulu, İşportalı Şehir, İdealkent Yayınları, Ankara.

  • Tekeli, İ., 2009, Modernizm, Modernite ve Türkiye’nin Kent Planlama Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

  • Tekeli, İ., 1999, “İnsan ve Çevre”, Bilanço 1923-1998 Türkiye Cumhuriyeti'nin 75 Yılına Toplu Bakış Uluslararası Kongresi, (ed.) Zeynep Rona, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, ss.315-318.

Bu icerik 649 defa görüntülenmiştir.