430
MART-NİSAN 2023
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: DEPREMLERLE YÜZLEŞMEK

Deprem Kaynaklı Afet Riskinin Dirençli Kent Yaklaşımıyla CBS Ortamında Modellenmesine İlişkin Bir Çerçeve Önerisi

Serkan Kemeç, Doç. Dr., Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü
H. Şebnem Düzgün, Prof. Dr., Colorado School of Mines Maden Mühendisliği Bölümü

 

İnsanların yüzyıllardır afetlerle karşı karşıya olmalarına rağmen, son yıllarda kentleşme ve nüfus artışı ile birlikte doğal afetlerle etkileşimi önemli maddi ve toplumsal kayıplara neden olduğundan kentler sosyal ayrışma, fiziksel çöküş ya da ekonomik yoksunluğa yol açabilecek streslerin biriktiği ya da ani şokların yaşandığı merkezler haline gelmiştir. Bu nedenlerle doğal afet ve toplum etkileşiminin kent düzeyinde yeni yaklaşımlarla ele alınması gerekmektedir. Risk değerlendirmesi ve afet yönetimi için gerekli olan veriler genellikle mekânsal bir bileşene sahiptir ve zamanla değişir. Bu nedenle, CBS kullanımı kentsel afet yönetiminde vazgeçilmez hale gelmiştir. Kentsel bir ortamda risk altındaki unsurların sayısı değişken ve karmaşık olduğundan (örneğin risk altındaki sosyal, ekonomik, kültürel, tarihi ve fiziksel unsurlar) kentsel bağlamda risk haritalaması karmaşıktır. 3 boyutlu görselleştirme, afet yönetiminde karar verme sürecinin her aşamasında görsel risk iletişimi için etkili bir araç olma konusunda büyük bir potansiyele sahiptir.[1]

Önceki çalışmalar, tehlike, kırılganlık, başa çıkma kapasitesi ve riskin dijital haritalar biçiminde sunulmasının geleneksel analog bilgi temsillerinden daha yüksek bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir.[2]

Diğer bir değişle, CBS ve UA destekli görselleştirmedeki gelişmeler, bir risk iletişim aracı olarak kullanılarak afet yönetimi operasyonlarının verimliliğini artırma potansiyeline sahiptir.

“Dirençli kent” kavramı, kentlerin sosyal, ekonomik, ekolojik yapılı çevreleri ile çok karmaşık sistemler olmasına bağlı olarak, bu karmaşık sistemlerin var olan kırılganlıkları ile birlikte değişimlere ve belirsizliklere karşı dayanıklı olabilmesini ifade etmektedir. Dünya genelinde birçok farklı ülkede kentsel direnci artırmaya yönelik çok çeşitli politikalar geliştirilmiştir. Bu dirençli kent politikaları daha çok iklim değişikliğine uyum süreci, doğal afetler, kentsel riskler, sosyo-ekonomik sürdürülebilirlik ve sosyal kırılganlığın azaltılması amaçlıdır. Meerow, Newell, ve Stults,[3] kentsel dirençliliği “kentsel sistemin -ve onun tüm kurucu sosyoekolojik ve sosyoteknik ağlarının zamansal ve mekânsal ölçeklerde- bir rahatsızlık karşısında istenen işlevleri sürdürme veya hızla geri dönme, değişime uyum sağlama ve mevcut veya gelecekteki uyarlanabilir kapasiteyi sınırlayan sistemleri hızla dönüştürme yeteneğini ifade eder.” şeklinde tanımlamıştır. Tanımda geçen kentsel sistemler, kendileri de çok boyutlu, ağa bağlı ve çoğunlukla sıkı bir şekilde ilişkili olan dört alt sistemden -ki bunlar yönetişim ağları, ağa bağlı malzeme ve enerji akışları, kentsel altyapı ve biçim ve sosyoekonomik dinamik- oluşan karmaşık, uyarlanabilir, yeni ortaya çıkan ekosistemler olarak kavramsallaştırılırlar. (Resim 1) Tanımlanan bu karmaşık kentsel sistemin dirençliliğinin sağlanmasında hayati öneme sahip afet riskinin azaltılması için ise öncelikle herhangi bir doğal afetten kaynaklanacak olan riskin kentsel sistemi oluşturan dört alt sistemi kapsayacak şekilde belirlenmesi gereklidir.

Diğer taraftan, kentsel dirençliliğin sağlanmasında dirençliliğin tanımından kaynaklanan farklı kişi, yer ve/veya zamana göre uyarlanabilecek karar süreçleriyle karşılaşılmasının önemi, akademik yazında daha önce “kim için ve neye, ne için?” sorularının sorulması gerektiğinin üzerinde durulan çalışmalarda vurgulanmıştır.[4]

Bu yaklaşım Meerow, Newell ve Stults tarafından genişletilmiş, kentsel dirençliliği sağlamayı / geliştirmeyi amaçlayan her hangi bir uygulamanın amacını belirlemede sorulması gerekli beş temel soru şeklinde özetlenmiştir. Bu temel sorular;

  • Kim için dirençlilik?
  • Neyin dirençliliği?
  • Neresi için dirençlilik?
  • Ne zaman dirençlilik?
  • Ne için dirençlilik?

Her ne kadar, bu sorulara tam olarak doğru ya da kolay ve hızlı şekilde cevap vermek mümkün olmasa da bunlara cevap bulmak üzere kolektif şekilde mücadele etmek gerçekten dirençli kente ulaşma yolunda önemli adımları teşkil edecektir. Son zamanlara kadar, özellikle deprem riskinin belirlenmesi sadece sismik riskin saptanması ile sınırlıydı. Belirlenen sismik riskin toplumun içinde yaşadığı çevre ve sosyal mekân ile ele alınmaması, bu tür yaklaşımların sürdürülebilir kalkınma politikalarına uyumunu zorlaştırmış, hatta imkansız kılmaktadır. Ancak kentin mekânsal olarak belirlenmiş çeşitli risk düzeyleri bilindiğin takdirde afet riskini azaltmak ile sorumlu karar mekanizmaları gerekli stratejileri geliştirebilir. Bu nedenle kentsel alanlarda afet riskinin belirlenmesi ile kent elemanlarını oluşturan, zeminin, yapıların, sosyal dokunun, idari yapılanmanın, kritik servislere erişimin ve ekonominin hepsini içine alan, disiplinler arası bir yaklaşımla geliştirilmiş modellere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaca cevap vermek üzere önerilen çerçeve (Resim 2) kapsamında oluşturulacak CBS temelli risk modelinin karar vericiler tarafından kullanımı ile kentsel dirençlilikle ilgili sorulacak beş temel soruya cevap verebilecek, model ile karar vericilerin farklı durumlarda kullanılabilecekleri etkin bir karar destek aracını oluşturacaktır.

Bu çerçeve kapsamında önerilen Mekânsal Karar Destek Sistemini (MKDS) oluşturan bileşenler açıklanacak olursa; risk modelini oluşturan kentsel sistem yaklaşımından temellenen dört temel bileşenden oluşmaktadır:

  • Ağ Erişilebilirliği,
  • Sosyo-Ekonomik Kırılganlıklar,
  • İdari Yapılanma Analizi,
  • Sismik Geri Plan Analizi ile Zemin Tehlike Analizleri ile Şekillenen Kentsel Biçim -Yapısal Kırılganlıkları

Bu bileşenlerden gelen skaler girdiler ile oluşturulan risk modeline ek olarak risk değerlendirmesinin yapıldığı kentin CBS ortamına oluşturulmuş 3 boyutlu kent modeli ve CBS’nin sağladığı tüm mekânsal analiz kabiliyetlerine sahip MKDS’nin farklı risk yapılarına sahip tüm yerleşimlere uyarlanması mümkün olabilecektir.

Ağ Erişebilirliği: Afet planlama çalışmalarına esas teşkil etmek üzere CBS ortamında bulunan ağ analizleri ile söz konusu kentsel fonksiyonların erişilebilirlik düzeyleri mahalle ölçeğinde farklı deprem senaryoları için tespit edilerek sonuçların oluşturulacak modele erişilebilirlik indeksi oluşturulması ile entegrasyonuna dayanan bir yaklaşımla elde edilecektir.

Erişilebilirlik analizleri şehir ve bölge planlama disiplini açısından çok geniş bir yelpazede kullanım alanı bulmaktadır. Ulusal ve uluslararası ölçeklerde, ülkelerin değişen pazarlara erişebilme potansiyellerinin saptanmasında, alt bölgelerin belirlenmesinde veya il merkezlerinden farklı alt merkezlere erişebilme olanaklarının ortaya konmasında vb. kullanılabilmektedir. Kentsel ölçeklerde ise donatıların erişim olanaklarının belirlenmesi, etki ve hizmet alanlarının saptanması, kritik eşiklerin ve kapasitelerin belirlenmesi ve kentlilerin/kentsel hizmetlerin kent mekânın etkin ve rasyonel dağılımının ortaya konmasında planlama çalışmalarına çok önemli girdiler sağlayabilmektedir.

Bu bileşenin amacı kentlerimiz için, emniyet, sağlık ve yangın ile ilgili acil durum kurumlarımız açısından hizmet erişebilirlik bölgelerinin saptanabilmesi ve mekânsal erişilebilirlik endekslerinin geliştirilebilmesidir. Elde edilen mekânsal erişilebilirlik bölgeleri ve bu bölgelerin erişilebilirlik endeksleri, geliştirilecek olan risk modelinin girdisi olacaktır.

Sosyo-Ekonomik Kırılganlıklar: Bu bileşen kapsamında temel olarak yerleşmede bireysel ve hane halkı düzeyinde ortaya çıkabilecek sosyo-ekonomik risklerin analizi yer almaktadır. Bu temel riskler kapsamında 0-4 ile 65 yaş üstü bağımlı nüfus grubu, engelli, dul, yetim, öksüz gibi kırılgan kesimler, okuryazar olmayan bilinç düzeyi düşük bireyler ve işsiz, vakıf ve derneklerden çeşitli biçimlerde yardım alan, sağlık güvencesi olmayan yoksul kesimlere ilişkin durum tespit edilecektir. Kentsel bir afetin olumsuz etkilerine en açık olacak olan bu kırılgan toplumsal katmanların belirlenmesi ve bunun yol açabileceği olası işsizlik ve yoksullaşma senaryoları geliştirilecektir.

Yine bu bileşen kapsamında, kırılgan toplum kesimlerinin krizlerle baş etme stratejilerinin neler olabileceği belirlenecektir. Ayrıca sivil toplum örgütlerinin ilk tepki olarak kurtarma ve yardım faaliyetlerinden sonra yeniden yapılanma sürecinde bölge halkına nasıl yardımcı olabilecekleri ve sivil toplum örgütlerinin devlet kurumlarından farklı olarak ne gibi hizmetler sunabileceği ve katılım eğilimleri incelenecektir. Afetin sosyal ve ekonomik etkilerinin ve baş etme mekanizmaları yanında kültürel olarak yaşanabilecek “sosyal dışlanma” olgusunun dinamikleri de irdelenecektir.

İdari Yapılanma Analizi: Afet yönetimi çerçevesinde, uygun bir idari yapılanmanın nasıl olması gerektiği sorusuna verilecek yanıt şeffaf bir örgütlenme modeli kapsamında oluşturulacak yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının koordinasyonunu ve katılımını gözeten bir yapılanma modeli oluşturulması olacaktır. Bu yapılanma modeli, sadece afet anındaki taleplere cevap verme amacının ötesinde, olası bir afete sürekli hazır olmayı öngören kapsayıcı bir eğitim modelini de içermelidir.

Yukarıda sözü edilen modelin oluşturulabilmesi için iki boyutlu bir çalışma yapılacaktır: 1. Kentin afet yönetimine yönelik var olan idari yapılanmanın kapsamlı bir çözümlemesi ve olası aksaklıkların tespit edilmesi. 2. Sosyoekonomik kırılganlığın durum tespiti çalışmalarının çıktıları ışığında ve tespit edilen idari yapılanma durumu çerçevesinde çalışılan kent için gerçekçi bir örgütlenme modelinin tasarlanması.

Kentsel Biçim - Yapısal Kırılganlıklar: Kentsel biçim - yapısal kırılganlıkları bileşeni sismik geri plan analizi ve zemin tehlike analizleri ile şekillenmektedir.

Sismik Geri Plan: Türkiye gibi aktif tektonizma ve depremsellik etkisi altında bulunan alanlarda bölgenin deprem potansiyeli kadar, bölgedeki yapı ve zemin özellikleri de depremlerin şiddetini artıran etkenlerin başında gelmektedir. Deprem dalgaları, zemin tabakaları içinden geçerken, tabakaların özelliklerini (sıvılaşma, dayanım azalması, zemin büyütmesi vb.) etkilemektedir. [5]

Diğer zemin koşullarının statik yükler altındaki davranışları yanında, deprem gibi dinamik yükler altındaki davranışlarının da belirlenmesi ile deprem hasarlarının büyük ölçüde azaltılmasını sağlanabilecektir.

Zemin Tehlike Analizi / Zemin Tehlike: Bu alt bileşen değerlendirilen yerleşim alanı ve çevresinin halen mevcut ve ileride derlenecek sismolojik, jeolojik, jeofizik ve jeoteknik vb. verilerin mevcut ve potansiyel yerleşim yerlerindeki sismik riskin belirlenmesi ve CBS tabanlı yazılımlar kullanılarak değerlendirilmesini kapsamaktadır.

Deprem açısından yüksek riskli bir bölgede yer alan ülkemizde son yıllarda meydana gelen depremlerde çok fazla can ve mal kaybı yaşanması, kentlerimizin deprem güvenilirliklerinin tespit edilmesini ve daha sağlıklı afet planlarının yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Kentler kendilerini oluşturan fiziki, beşeri unsurların bir araya gelmesi ile oluşan karmaşık yapılardır. Kenti oluşturan yapısal unsurların depreme karşı kırılganlıklarının değerlendirilmesinden önce bir bütün olarak kentin biçimsel durumu, kentsel gelişme eğilimleri ile arazinin kentleşme açısından uygunluğuna ilişkin değerlendirmelerin yapılması yaşanacak depremlerde karşılaşılacak yıkıcı etkilerinin azaltılabilmesini sağlayacaktır.

Mevcut yapı stoku sadece binalardan oluşmamakta, bunların yanında köprüler, karayolları, demir yolları, boru hatları, enerji nakil hatları, su ve doğal gaz dağıtım şebekeleri de bulunmaktadır. Sağlıklı bir afet planlaması bu kadar kapsamlı yapı stokunun deprem performansının belirlenmesi ile anlama kazanabilecektir. Yapı stokunun tamamının incelenmesi, afet öncesi, sırası ve sonrasındaki müdahaleleri kolaylaştıracak ve depremin meydana geldiği ilgili bölgede hayati faaliyetlerin eksiksiz işleyebilmesine olanak sağlayacaktır. Dolayısıyla afet planlaması veya deprem performans tahminleri bir bütün olarak ele alınması durumunda iyi bir sonuç alınabilecektir.

Risk Modelinin Geliştirilmesi: Risk modelinin amacı deprem afeti riski kapsamındaki tüm faktörlerin (ağ erişilebilirliği, sosyoekonomik kırılganlıklar, idari yapılanma ve kentsel biçim - yapısal kırılganlıklar) CBS ortamında oluşturulacak bir model ile bütünleştirilmesi ve mekânsal analiz yeteneklerine sahip 3 boyutlu kent modeli ile MKDS’nin bağlamını oluşturmaktır.

Risk modeli oluşturulurken kullanılacak yöntemler:

  • Afet riskini oluşturan her faktör için ortak bir mekânsal birimin belirlenmesi, veri tabanı oluşturulması,
  • Faktörler için belirlenen ortak mekânsal birim cinsinden CBS’de veri dönüşümünün tamamlanması,
  • Risk faktörlerinin çoklu ölçüt karar verme (multi-criteria decision making) ÇÖKV teknikleri ile birleştirilmesi ve değişik ağırlık belirleme yaklaşımlarına göre risk haritalarının oluşturulması,
  • Oluşturulan risk haritalarının mekânsal istatistik teknikleri ile analiz edilmesidir.

Risk modeli farklı deprem senaryoları için dirençli kent yaklaşımında bahsedilen kentsel dirençlilik uygulamasının amacını belirlemede sorulması gerekli beş temel soru göz önünde bulundurularak ÇÖKV yöntemleriyle oluşturulacaktır. Bahsedilen göstergeler yapı ya da mahalle detayında değerlendirilebilecektir. Mahalleler için elde edilen genel kırılganlıklar CBS'de haritalanırken, binalar için elde edilen kırılganlıklar 3 boyutlu kent modelinde görselleştirilir. Kırılganlıklar için farklı haritalama ve görselleştirme araçlarının kullanılmasının ana nedeni, risk iletişim verimliliğinin farklı karar verici grupları için sağlanmasıdır.

CBS temelli risk modelinde ÇÖKV yaklaşımının kullanılmasının nedeni dört risk bileşeninden elde edilecek girdilerle oluşacak problem yapısının kötü yapılı (ill-structured) olmasıdır. ÇÖKV yöntemleri sayesinde bu tip karar süreçleri için temel sorunu teşkil eden öznelliğin karara etkisinin azaltılması ve belirlenen hedefleye uygun karar alternatifinin seçimi mümkün olabilmektedir.

3 Boyutlu Kent Modeli: Afet yönetiminde tüm çalışmalar mekânla ilgili olduğundan, CBS karar verme aşamasında etkili olur. Dirençli kentin elde edilmesine yönelik tüm uygulamalar mekâna ve özniteliğe ilişkin pek çok ölçütün aynı anda analize gireceği çok sayıda değişkenin koordineli bir şekilde ortak yönetildiği analizler gerektirmektedir.

Önerilen çerçeve kapsamındaki 3 boyutlu kent modeli ile tespit edilen riskin iletişimi sağlanacak/geliştirilecektir. Mekânsal verilerin görselleştirilmesi, CBS alanındaki en temel görevdir. Veri görselleştirme sayesinde, insan gözü verilerde doğal olarak depolanan kalıpları ve ilişkileri tanıyabilir. Mekânsal bilgi, insan bilişinin gerçek kelime süreçlerini tanımasında en önemli araçtır.[6]

Bu nedenle, görselleştirmenin iletişim yeteneği ile, mekânsal bir görüngü (fenomen) daha verimli ve anlaşılması kolay hale gelmektedir.

Bu alt bileşenin amacı; 3 boyutlu analiz, mekânsal verinin x, y ve z, boyutları ile sorgulanması ve görüntülenebilme sisteminin geliştirilmesidir. Bilinen 2 boyutlu verinin 3 boyutlu görüntülenebilmesi ve oluşturulan veri tabanlarından elde edilecek bilginin çoğaltılmasında yeni algoritmaların geliştirilmesi, oluşturulacak 3 boyutlu CBS’nin ağ analizleri, tampon analizi, alan bindirme algoritmaları karar vericileri daha hassas sonuçlara ulaştırabilecektir.

Mekânsal Analizler: Bu alt bileşenin amacı önerilen çerçevedeki tüm bileşenlerinde toplanan mekânsal ve mekânsal olmayan verileri mekânsal analiz teknikleri ile analiz ederek. Afet riski belirlenmesinde kullanılabilecek gözle görülmeyen ilişkilerin ortaya çıkarılmasıdır.

Bu amaçla mekânsal analizler alt bileşeninde izlenmesi gereken yol:

  • Var olan çıkarım kurallarından faydalanarak toplanan tüm veriler için sınıflandırılmaların yapılması,
  • Sınıflandırmalar arasındaki korelasyonların mekâna bağlı olarak belirlenmesi,
  • Sınıflandırma sonuçlarının saha gözlemleri ile teste edilmesi,
  • Verilerin bir ya da birden çok özelliğine göre kendi içlerindeki benzerlik ve farklılıklara bağlı olarak veri içinde barındırdıkları doğal kümeler ve bunların mekâna bağlı dağılımlarının belirlenmesi,
  • Oluşturulan kümelerin anlamlılığının istatistiksel yöntemlerle test edilmesi.

Mekânsal analizler kapsamında oluşturulan sınıflamalar arasında lineer korelasyon olan özellikler belirlenerek veri boyutunun azaltılması ile analiz kolaylığı ve anlaşılırlık sağlanacaktır. Lineer olmayan korelasyonların belirlenmesi ve veri boyutu azaltılmasına dönük araştırma yapılacaktır. Ayrıca verilerin ait oldukları kümenin tümüne benzer olsa dahi belli bir komşuluktaki (mesafe ya da birlikte bulunma) diğer verilere nazaran az rastlanan ya da farklılık gösteren mekânsal olmayan özellikleri belirlenecektir. Bu işlem hem kaba hatalı ölçülerin tespit edilip ayıklanmasında hem de modele uymayan, beklenmeyen, ilginç ve açıkça bilinmeyen veri ya da şablonların belirlenmesinde kullanılacaktır.

Veriler arasında bulunan korelasyon, sıklıkla birlikte yer alma ya da bunun tam tersi ve bunlardan biri ya da birine ait özelliğin başka bir olgu ya da bunun özelliğinin belirlemesine dönük mekânsal (topolojik, mesafe ve yön ilişkileri) ya da mekânsal olmayan ilişkiler belirlenerek saptanacaktır. Bunların yanı sıra, olay ve olguların zaman içinde tespiti, belirlenen kuralların istatistiksel geçerliliği, çok sayıda kuralın minimal sayıya indirgenmesi ile geleceğe dönük tahmin modelleri oluşturulacaktır.

Mekânsal Karar Destek Sistemi: Önerilen çerçevenin son aşaması olan MKDS’nin amacı oluşturulan risk modelinden yola çıkarak karar vericilerin riski azaltmak amacıyla yapabilecekleri her türlü uygulama, önlem ve tedbirin etkilerini gözlemleyebilmek için bir ortam oluşturmaktır. Bu kapsamda izlenmesi gerekli yöntem;

  • Mekânsal risk modeli kullanarak kent için afet durumunda ortaya çıkabilecek senaryoları yaratmak,
  • Senaryolardan yola çıkarak karar vericilere alternatifleri önermek,
  • Ağ erişilebilirliği, sosyo-ekonomik kırılganlıklar, idari yapılanma ve kentsel biçim - yapısal kırılganlıklar bileşenlerinden elde edilecek indikatörlerinin sürdürülebilir kalkınma açısından değerlendirilmesi.

Bu kapsamda üretilecek afet senaryoları 3 boyutlu CBS analizleri ve mekânsal analiz teknikleri ile analiz edilerek, karar vericilerin görsel yolla daha etkili ve çabuk karar almalarına yardımcı olunacaktır. Ayrıca afet öncesinde sırasında ve sonrasında afet yönetiminin her parçası tek tek ele alınmalı, oluşturulan MKDS yerel yönetimlerin kullanımına sunularak etkili kullanımının izlenmesi ve oluşabilecek geri dönüşlerle sistemin geliştirilmesinin sürekliliği sağlanmalıdır.

Depremler etkilediği insan yerleşmelerinde can kaybı, yapı ve altyapı kaybı, iş kaybı ve ekonomik kayıplarına neden olan içinde belirsizliklerin bulunduğu doğa olaylarıdır. Son zamanlara kadar sadece sismik riskin saptanması şeklinde algılanmakta olan deprem riskinin belirlenmesi, okuduğunuz yayın kapsamında önerilen çerçevede dirençli kent yaklaşımı kapsamında yer alan kentsel sistem yaklaşımı ile ele alınarak sistemi oluşturan tüm bileşenleri içerecek şekilde tasarlanmış; böylelikle kentsel alanlarda afet riskinin belirlenmesinde ihtiyaç duyulan disiplinler arası yaklaşım sağlanabilmiştir. Sonuçta, öneri MKDS, depremin yarattığı riskin belirsizlikler içeren yapısını aydınlatacak, başta deprem olmak üzere tüm doğal afetler ile mücadelede rol sahibi tüm karar vericilerin aldıkları kararların doğruluğunu ise etkin bir risk iletişim aracı oluşturarak artıracaktır.

NOTLAR

[1] Marincioni, F., 2007, “Information Technologies And The Sharing Of Disaster Knowledge: The Critical Role Of Professional Culture”, Disasters, Blackwell Publishing, Amerika, cilt:31, sayı:4, ss.459-476.

[2] Martin, D.; Higgs, G., 1997, “The Visualization of Socio-Economic GIS Data Using Virtual Reality Tools”, Transactions in GIS, cilt:1, sayı:4, s.255.

[3] Meerow, S.; Newell, J. P.; Stults, M., 2016, “Defining urban resilience: A review”, Landscape and Urban Planning, sayı:147, ss.38-49.

[4] Brown, A.; Dayal, A.; Rumbaitis Del Rio, C., 2012, “From Practice to Theory: Emerging Lessons From Asia for Building Urban Climate Change Resilience”, Environment and Urbanization, cilt:24, sayı:2, ss.531-556.

Carpenter, S.; B. Walker, J. M.; Anderies, N. Abel., 2001, “From metaphor to measurement: Resilience of what to what?”, Ecosystems, sayı:4, ss.765-781.

Elmqvist, T., 2014, “Urban Resilience Thinking”, Solutions, cilt:5, sayı:5, ss.26-30, http://www.thesolutionsjournal.com/node/237196

Vale, L. J., 2014, “The Politics of Resilient Cities: Whose Resilience and Whose City?”, Building Research & Information, cilt:42, sayı:2, ss.37-41, http://dx.doi.org/10.1080/09613218.2014.850602

[5] Ansal, A., 1999, “The Cyclic Behavior of Soils and Effects of Geotechnical Factors During 17 August 1999 Kocaeli Earthquake”, Earthquake Hazard and Risk in the Mediterranean Region, Nicosia, sayı:1, ss.89-104.

[6] Lin, H.; Zhu, Q., 2005, “Virtual Geographic Environments”, Large Scale 3D Data Integration - Challenges and Opportunities, (ed.) Zlatanova ve D. Prosperi, Taylor & Francis (CRCpress), Boca Raton.

Bu icerik 780 defa görüntülenmiştir.
<p><strong>1.</strong> Meerow, Newell ve Stults tarafından  hazırlanan “Defining Urban Resilience: A Review” başlıklı çalışma üzerinden geliştirilen  “kentsel sistemin” basitleştirilmiş bir kavramsal şeması</p>
<p><strong>2. </strong>Öneri mekânsal karar destek sistemi çerçevesi<strong> </strong></p>