422
KASIM-ARALIK 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

6. Ulusal Mimari Koruma Proje ve Uygulamaları Sempozyumu’nun Ardından

Zeynep Eres , Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü
Mustafa Sayan , Arş. Gör., İTÜ Mimarlık Bölümü

Bu yıl Cengiz Bektaş’ın anısına düzenlenen 6. Ulusal Mimari Koruma Proje ve Uygulamaları Sempozyumu, 22-23 Ekim 2021 tarihlerinde İzmir’de gerçekleşti. Ülkemizde koruma alanında yapılmış ve süren çalışmaları değişen ölçek ve konular bağlamında değerlendiren sunuşlara bir de poster sergisi eşlik etti. Yazarlar, sempozyum programına ve forum tartışmalarına ilişkin notlarını paylaşıyor.

 

Ulusal Mimari Koruma Proje ve Uygulamaları Sempozyumu’nun altıncısı, 22-23 Ekim 2021 tarihleri arasında İzmir’de düzenlendi. (Resim 1) Kültürel Mirasın Korunması ve Geliştirilmesi Komitesi’nin önerisiyle geçtiğimiz yıl içerisinde yitirdiğimiz yüksek mimar, yazar ve ozan Cengiz Bektaş’ın anısına armağan edilen sempozyum, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları, TMMOB Mimarlar Odası Genel Merkezi’nin koordinasyonu ve Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin evsahipliğinde, İzmir Mimarlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. (Resim 2) Mimari koruma alanında ülkemizin çeşitli kentlerinde üretilen 14 proje ve uygulama, 2 gün boyunca 5 oturum halinde sunulurken söz konusu çalışmalara yönelik bir poster sergisi de katılımcıların ilgisine sunuldu. (Resim 3) Bu sergiye paralel olarak Cengiz Bektaş’ın mimari ve koruma alanındaki görüşlerini yansıtan bazı projeleri de bir seçki biçiminde sergilendi.

Sempozyumun ilk günü, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İlker Kahraman ve Mimarlar Odası Genel Başkanı Prof. Dr. Deniz İncedayı’nın açılış konuşmalarıyla başladı. Koruma bilincinin içselleştirilmesi, kültürel yozlaşma ve rant ilişkileri sonucunda yitirilen kültür varlıkları konularında ülkemizde yaşanan sorunlar dile getirildi. Korumada toplumsal farkındalığın yaratılması, koruma bilincinin mimarlık ile şehircilik pratiği ve eğitimi içerisine daha etkin katılımının sağlanması gibi önemli konulara değinildi. Bu bağlamda Mimarlar Odası’nın öteden beri “kamusal bir sorumluluk” bilinciyle üstlendiği işlev ve öncü görev üzerinde duruldu. Cengiz Bektaş’ın yanı sıra camiamızın diğer duayen hocaları ve yakın bir süre önce kaybettiğimiz Prof. Dr. Doğan Kuban saygıyla anıldı.

Açılış konuşmaları, Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı Funda Erkal Öztürk’ün sözleriyle devam etti. İzmir kentinde karşılaşılan başlıca koruma sorunları ile yerel yönetim birimleri tarafından gerçekleştirilen koruma uygulamaları ve bazı üst ölçekli koruma stratejileri / kararları aktarıldı. Bu bağlamda kültürün, sürdürülebilir kalkınmanın bir “kaldıracı” olarak görülmesi gerektiğini belirten Öztürk, öncelikli olarak bir “aidiyet”, “katılım” ve “birlikte yaşama” kültürü ile “bize özgü bir sahiplenme” modelinin geliştirilmesi gerekliliğini dile getirdi.

Bu noktada Prof. Dr. Gülşen Özaydın tarafından “Cengiz Bektaş ile Son Tanıklık: Birim Öğeden Bağlama Koruma Düşüncesi” başlığıyla gerçekleştirilen sunuş, mimari korumanın bazı temel gerekliliklerini açıklar nitelikteydi. (Resim 4) Öncelikle Cengiz Bektaş’ın şair ve mimar kimliklerini karşılaştıran Özaydın, aralarındaki en temel paralelliğin “minimalizm” üzerinden kurulabileceğine değindi. Bektaş, bir şair olarak nasıl “az ile çok şey” anlatabiliyorsa, bir mimar olarak da geleneksel mimarinin “yerin verdikleri ile yetinen” vokabülerini kendi mimarlığında kullanabiliyordu. Ona göre “tarihten ve gelenekten doğru ders almak” gerekliliği vardı ve “gelenek, her şeyden önce çağdaş olmayı” gerektiriyordu. Bu noktada Bektaş’ın koruma yaklaşımında iki farklı bağlam olduğundan bahseden Özaydın, bunlardan birincisinin Fener Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde olduğu gibi tarihî kent dokusundaki binaları onarmak, çağdaş eklerle yeni bir kullanım ve estetik değer kazandırmak; ikincisinin ise Polonezköy At Çiftliği’nde olduğu gibi geleneksel malzemeyi çağdaş bir yapıda kullanmak şeklinde olduğunu dile getirdi. Bektaş’ın diğer pek çok mimari projesine de değinerek onun mimarlığını “yerin verdikleri ile ilişki kurma”, “Anadolu hümanizmi”, “az ile çok şey anlatan bir yalınlık” ve nihayet “müthiş bir soyutlama yetisi” üzerinden özetledi. Bu sunuşun ardından Cengiz Bektaş’ın eşi Sayın Gönül Bektaş’a Mimarlar Odası Genel Merkezi tarafından çiçek takdim edildi.

Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Eti Akyüz Levi “İzmir’de Korumanın Dünü, Bugünü” başlıklı bir tematik sunuş gerçekleştirdi. (Resim 5) Levi, İzmir’deki geçmiş ve güncel koruma uygulamaları ile karşılaşılan temel koruma sorunlarını yakın bir tanıklıkla aktararak kentin tarihî dokusunun son yüzyılda geçirdiği değişimi gözler önüne serdi. Bu bağlamda, bir yandan kent içerisinde 133 numaralı sokakta olduğu gibi özgün işleviyle korunabilen tarihî dokulara değinirken, diğer yandan Mithatpaşa Caddesi üzerinde özellikle Asansör bölgesindeki tarihî doku kayıplarından, çeşitli kullanıcı müdahalesi ve uygulamalarla özgünlük kaybı yaşayan tekil yapılardan örnekler sıraladı. İlk günün sonunda Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin organizasyonuyla yapılan teknik geziyle bu çalışmaların bir kısmı yakından da incelenebildi. (Resim 6) Agora Ören Yeri ile başlayan teknik gezi, Çukur Han ve Kızlarağası Hanı ile tarihî Kemeraltı bölgesinden devam ederek Konak Meydanı’nda son buldu.

Yapılan açılış konuşmaları ve tematik sunuşun ardından birinci oturumun ilk sunuşu, bir sivil toplum hareketiyle başladığı için önemli bir örnek teşkil eden, 28 yıllık uzun bir proje ve uygulama süreci sonucunda müze olarak işlevlendirilen “İstanbul Hasanpaşa Gazhanesi: ‘Müze Gazhane’” oldu. En başından itibaren akademiyle yakın ilişkide olmuş bu proje vesilesiyle süreç içerisinde emek vermiş merhum hocalarımızdan Afife Batur, Kani Kuzucular ve Ahmet Ersen de saygıyla anıldı. Ardından, Boğaziçi’ndeki iki tarihî yalının arka bahçe parsellerinde projelendirilen Divan Kuruçeşme projesi ile ilgili sunuşta, özellikle arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan kalıntıların korunma biçimlerine ve bunların üzerine inşa edilmekte olan etkinlik mekânının mimari özelliklerine değinildi. İlk oturumun son sunuşu ise Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) kapsamında “AB Türkiye Anadolu Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü” olarak işlevlendirilen Gaziantep Kendirli Kilisesi oldu. Proje ve uygulama esnasında hem Avrupa Birliği hem de Türkiye’deki mevzuat uyarınca hareket edildiği vurgulandı.

İlk oturumun ardından, sempozyuma ev sahipliği yapan Mimarlar Odası İzmir Şubesi İzmir Mimarlık Merkezi yapısının yeniden işlevlendirilme projesi hakkında Doç. Dr. Deniz Dokgöz tarafından bir sunuş gerçekleştirildi. Projede alınan koruma kararlarına ve benimsenen temel tasarım ilkelerine değinen Dokgöz’ün anlatımları üzerinden, Mimarlık Merkezi ziyaretçiler tarafından iki gün boyunca yakından deneyimlendi.

İkinci oturumda, farklı kentlerde projelendirilen ve birbirinden ayrı yapım özelliklerine sahip sivil mimarlık örneği konut yapılarına yer verildi. Bursa Yıldırım ilçesinde 1940 yılında modern mimarinin bir temsilcisi olarak inşa edilen “Kâmil Koç Konutu” ile İstanbul Beyoğlu ilçesinde 1930’ların başında Cihangir’deki ilk kagir yapılardan biri olarak art nouveau cephe özellikleri ile tasarlanan “Cihannüma Apartmanı”nın restorasyon projesi kararları sunuldu. Özgün konut işlevlerini devam ettiren proje kararlarının yanı sıra, Cihannüma Apartmanı özelinde uygulama aşamasına dair bilgiler de aktarıldı. Oturumun ve ilk günün son bildirisi ise Mersin Gastronomi Müzesi olarak yeniden işlevlendirilen Karamancılar Konağı hakkındaydı. Mersin’in 19. yüzyılda gelişen ticari kent dokusu içerisinde, konut ve ticari, karma bir işlev ile inşa edilen konağın günümüze kadar geçirdiği dönüşümler ve restorasyon uygulaması kapsamında ne gibi müdahalelerin öngörüldüğü ayrıntılı bir şekilde aktarıldı.

Sempozyumun ikinci günü, anıtsal yapıların yer aldığı üçüncü oturum ile başladı. İlk olarak Şehzade Mehmet Camisi’nde gerçekleştirilen güncel belgeleme çalışmaları, yapıda tespit edilen hasarlar ve öngörülen müdahale yöntemleri aktarıldı. Oturum sonundaki tartışma bölümünde, en isabetli rölövenin ancak iskele kurulduktan sonra yapılabileceği ve teknolojik yöntemlerin yanı sıra, özellikle bu tip anıtsal bir yapıda geleneksel belgeleme yöntemlerinin de hâlâ geçerliliğini koruduğuna vurgu yapıldı. Bu çerçevede, son restorasyon uygulamaları sırasında özgün yapı detaylarında ve özellikle yapının bezeme programında kayıplara yol açan önceki dönem restorasyon uygulamaları da tartışmaya konu oldu. Bu noktada, 1979-1980 yılları arasında, İstanbul Teknik ve Bonn Üniversiteleri ortaklığı ile gerçekleştirilen analitik fotogrametri çalışmaları sırasında elde edilen fotografik arşivin yol gösterici bir kaynak olabileceği aktarıldı. Oturumun son sunuşu, Gelibolu Yarımadası’nda Çanakkale sınırları içerisinde yer alan çeşitli türbe ve yapı grupları ile ilgiliydi. Ahmed-i Bican Türbesi ve Çilehanesi ile Bayraklı Baba Türbesi’nin birbirinden ayrı ilginç hikayeleri dinlendi, yapı gruplarının teşhir ve çevre düzenlemesi ağırlıklı projeleri anlatıldı.

Sempozyumun dördüncü oturumu, arkeolojik nitelikte iki farklı yapıdaki müdahaleleri konu alan sunumlarla devam etti. İlk olarak, Şerefiye (Theodosius) Sarnıcı için tasarlanan çağdaş giriş yapısına ve sarnıcın çevresinde gerçekleştirilen düzenlemelere dair sunuşa yer verildi. Ek yapının transparan, hafif ve sökülebilir olmasına dikkat edildiği ve yapıyı taşıyan dört ayaktan sadece birinin sarnıç üzerine denk getirildiği vurgulandı. Bu ayağa binen statik yükün ise, diğer ayaklarınkine nazaran daha az olacak şekilde projelendirildiği ifade edildi. Oturumun diğer sunuşu, Adana Anavarza Antik Kenti’nde bulunan Zafer Takı’nda yapılan koruma çalışmalarıyla ilgiliydi. 2007’de başlayan ve farklı aşamalarda gerçekleştirilen projelendirme süreçlerine de değinilen sunuşta, kazı ve araştırma ile mümkün olan anastylosis uygulamalarının yanı sıra, dikiş, enjeksiyon gibi sağlamlaştırma uygulamalarına, bazı alanların bütünlenmesine ve yapının çevresinde bir zemin güçlendirme uygulamasının yapılmasına neden olan statik güvenlik gerekçeleri üzerinde duruldu. Oturumun son sunuşunda, Muğla’da yer alan Ağa Bahçesi Konağı’nın restorasyonu için öngörülen proje kararları aktarıldı. Danışmanları arasında Cengiz Bektaş’ın da yer aldığı projede koruma önerilerinin, bir “tek yapı koruma projesi” olarak değil, yapının aynı zamanda içerisinde bulunduğu tarihî çevre ile ilişkisini sağlayacak ve böylece mevcut Koruma Amaçlı İmar Planı kararlarına hizmet edecek şekilde geliştirildiği vurgulandı.

Sempozyumun son oturumunda, İstanbul Fener semtindeki Maraşlı Rum İlkokulu ile Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası’ndaki güncel belgeleme çalışmaları sonucunda üretilen rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri ayrıntılı bir şekilde sunuldu. Sempozyumun son bildirisi olarak, Antalya Akseki ilçesi kırsalında yer alan ve bu coğrafyadaki “düğmeli” yapım tekniğinin korunmuş bir örneği olan Aker Konağı için geliştirilen restorasyon projesi sunuldu. İşveren belediyenin isteği üzerine butik otel olarak yeniden işlevlendirilmesi öngörülen yapının ciddi düşeyden sapmaları olması nedeniyle, kuru örgülü duvarlarının nasıl ayakta tutulacağı ve bu bağlamda yapıda ne tür müdahaleler öngörülmesi gerektiği tartışılan başlıca konu oldu.

İki gün süren sunuşların ardından (Resim 7) Mimarlar Odası Genel Başkanı Prof. Dr. Deniz İncedayı’nın yöneticiliğinde gerçekleştirilen forumda, sunuşlar sırasında yeterince değinilemeyen konuların tartışılabilmesini sağladı. Bu bağlamda;

1. Oldukça verimli geçen forumun en dikkat çeken konusu, koruma projesi hazırlayan birçok mimar meslektaşımızın müelliflik konusunda karşılaştığı hak ihlalleri oldu. Özellikle kamu ihaleleri söz konusu olduğunda, uygulama aşamasına geçilirken proje üzerindeki haklarını idare makamlarına devretmek zorunda bırakılan müelliflerin, yasal mevzuat gereğince bir yandan uygulamanın projeye uygun yürütülmesinden sorumlu tutulduğu, bir yandan ise süreç içerisinde gerekebilecek muhtemel revizyon ve tadilat projelerinin dışında bırakılabildiği dile getirildi. Bu durumun son derece çelişkili bir meslek pratiği yarattığı ve esas itibariyle hukuksuz olduğu, ancak şu ana kadar yapılan çeşitli girişimlerden de bir sonuç alınamadığı ifade edildi. Bu durum karşısında çeşitli öneriler sunulmakla beraber, Mimarlar Odası’nın da desteğiyle ortak bir akıl yürütmeye ihtiyaç olduğu vurgulandı.

2. Restorasyon uygulamalarının nitelikli düzeyde tamamlanmasında müelliflik haklarının yanı sıra yüklenici seçimi ve inşaat süreçlerinin izlenmesinin de önemli olduğu dile getirildi. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin ICOMOS’un desteği ile geliştirdiği “Kültür Mirasına Etkisi Olabilecek AB Destekli Projeler İçin Avrupa Kalite İlkeleri Başlıca Tavsiyeler” başlıklı yol gösterici metnin, kültür varlıklarına yönelik restorasyon uygulamalarının süreç yönetimine ilişkin önemli bir referans olduğu belirtildi.

3. Forum’da tartışılan bir diğer konu, koruma alanında geleneksel yapı ustaları ve nitelikli ara elemana duyulan ihtiyaç oldu. Geçmişte hayata geçirilen ancak istenilen etki ve yaygınlığa ulaşamayan; “Yaşayan İnsan Hazinesi Envanteri” ve “Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi” uygulamalarına ve geleceğe dair öngörülere değinildi. Bununla paralel tartışılan bir diğer konu, Şehzade Mehmet Camisi’nde karşılaşılan durumun da işaret etmesiyle, özellikle anıtsal yapılar için tarihsel süreçte elde edilen bilgi, belge ve restorasyon arşivlerinin ortak bir envanter havuzunda toplanması ve bu havuzun herkes tarafından erişilebilir hale getirilmesi gerekliliği oldu.

4. Son dönemde Diyarbakır Sur’da gerçekleştirilen yıkım ve yeniden yapım faaliyetleri de Forum bölümünde tartışılan konular arasında yer aldı. Bölgede gerçekleştirilen uygulamaların kültür varlıklarında yarattığı ve yaratmakta olduğu tahribat dile getirildi ve bu tahribat karşısında yerel paydaşların uygulamalara erişim sorunu üzerinde duruldu. İstanbul Sulukule’de de kentsel sit alanında gerçekleştirilen büyük ölçekli ve tarihî çevreyle uyumsuz uygulamalar hatırlatılarak Mimarlar Odası’nın 5366 sayılı yasa çerçevesinde yenileme alanlarındaki bu tür uygulamaların masaya yatırılacağı bir çalıştay gerçekleştirmesinin yararlı olacağı vurgulandı.

5. Son yıllarda koruma bölge kurullarının işleyişi ve iç yapısında yapılan değişiklikler neticesinde bu kurumların da giderek kamusal şeffaflıktan uzak bir hale geldiği, ülkedeki kurulların büyük bölümünde kurul gündemlerinin artık ilan edilmediği ve meslek odalarının gözlemci statüsünün işletilmek istenmediği ifade edildi.

6. Forumda ele alınan bir diğer önemli başlık, ülkemizdeki koruma süreçlerine genel yaklaşımdaki eksiklik ve yanlışlar üzerindeydi. Koruma proje ve uygulamalarının iki ayrı aşama olarak görüldüğü ancak bu süreçlerin kesintisiz, birbiri içerisine geçen ve her şeyden önce “yönetilen” bir süreç olarak ele alınması gerekliliği üzerinde duruldu. Bu bağlamda en önemli eksikliğin koruma projelerinin ihale süreçlerinde yaşandığı ve bu noktada fiyat esaslı ihaleler yerine, mevcut mevzuatta da yer alan fiyat dışı unsurlar üzerinden tanımlanan süreçlerin işletilmesi gerektiği ifade edildi. İhale süreçlerinde kamunun “kamusal fayda”yı mali açıdan değil, kültür varlıklarının koruma değerleri üzerinden hesaplanması gerektiği dile getirildi.

Bu icerik 407 defa görüntülenmiştir.