422
KASIM-ARALIK 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: MİMARLIK PRATİĞİ VE PANDEMİ ARA KESİTİNDE OLANAKLAR / SORU(N)LAR

M artı D Çalışma Ortamı, 2x1 Mimarlık, Mert Uslu Mimarlık, Yazgan Mimarlık, FREA Mimarlık, Salon Architects, NVA Mimarlık, PAB Mimarlık, Eyusta Tasarım ve Mimarlık Atölyesi, Tozkoparan Mimarlık, SCRA Mimarlık

 

Pandemi ve Yeni Normalde Mimarlık

M artı D Çalışma Ortamı

Dürrin Süer, Metin Kılıç

M artı D Mimarlık kurucuları ve aynı zamanda müşterek bir yaşamı sürdüren iki mimar olarak özel yaşam ortamı ev ile çalışma ortamı ofisin mesafesi oldukça yakın. İki bağımsız mekân birbirine karşı komşu. 2015 yılından beri sürdürdüğümüz bu düzeni, mimar Zeki Bozoklar tarafından 1971 yılında tasarlanmış kent merkezindeki bir apartmanda kurduk. Her katta bir bağımsız birimden / daireden oluşan dokuz katlı bir apartmanın, iki yüz elli metrekare büyüklüğündeki altıncı kat dairesini, hem ev hem ofis olarak bizim için kullanıma uygun ve yeterli alanları sağlayan iki bağımsız daireye bölerek yeniden tasarladık. Yüz yirmi metrekare büyüklüğündeki ofis iki çalışma alanı, tuvalet ve mutfaktan oluşuyor. Altı-sekiz kişi çalışma kapasitesine göre tasarladığımız ofisin bir bölümü dört-altı kişinin çalışmasına (çizim ve maket) diğeri ise iki kişinin çalışmasına ve toplantı yapmaya uygun olarak tefriş edildi. Bütün mekânların doğal ışık ve hava alması sağlandı. Bu dönüşüm yaşam konforumuzu olumlu yönde etkiledi. Başta zaman olmak üzere pek çok konuda ekonomi ve rahatlık sağladı.

Yan komşu ev / ofis yakınlığı, ayrı ama bir arada olma halinin yararlarını karantina döneminde de yaşadık. Mekânsal olarak kurguladığımız düzen pandemi koşullarına uyum sürecinde kolaylaştırıcı oldu. Karantinada ilk etapta ekip arkadaşlarımız evlerinden çalışmalarını sürdürdüler. Bizim için değişiklik olmadı, ofiste çalışmaya devam ettik. İki ayı aşan evden çalışma döneminden sonra tüm ekip yüz yüze ofiste çalışma sistemine dönmüş olduk. Çalışma saatlerimizde yaptığımız ayarlamalarla eski ve yeni dönemi birbirine kaynaştırdık.

Pandemi nedeniyle üniversitelerin staj için önerdiği ve kabul ettiği sanal / çevrimiçi / dijital staj modelini ofis olarak uygun görmedik. Bu nedenle ofis işleyişinde her yıl haziran-eylül arasındaki dört aylık zaman sürecinde yapılan stajyer kabul süresini esnetmek durumunda kaldık. Eğitimin uzaktan / sanal ortamda olması nedeniyle, yüz yüze staja koşulları uygun olan öğrencileri diğer aylara yayarak ve ofis kullanım kapasitesini alt sınırda tutarak stajyer kabul ettik. Böylelikle ofiste geçici olarak tüm yıla yayılan bir stajyer hareketliliği oldu. Kurum olarak DEÜ Mimarlık Fakültesi staj için farklı bir uygulama gerçekleştirdi. Kamu - belediye, şantiye - ücretli, ofis - serbest gibi farklı ortamlarda çalışan mimarların çalışma alanlarını tanıttıkları bir seminer programı hazırladılar. Çevrimiçi gerçekleşen bu seminerlerden birini de biz serbest mimarlık üzerine verdik.

Pandemi öncesi çalışma düzenimizde özellikle biz (Metin ve Dürrin) sanal iletişimi kullanmıyor, yüz yüze iletişimi tercih ediyorduk. Pandemi bu deneyimi kazanmamızı sağladı. Örneğin bir yarışmaya sanal iletişimle hazırlandık. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yarışmaya açtığı Kentsel ve Ekolojik Omurga Olarak Meles Çayı Ulusal Kentsel Tasarım Fikir Projesi Yarışması’na katılma kararı verdikten sonra küresel ölçekte karantinaya girilmesi nedeniyle, ilk etapta her şey ve diğer tüm yarışmalar gibi süreçler uzatıldı. Kiminin teslim tarihi kiminin değerlendirmesi ertelendi. Biz de ofis olarak bu sürece 17 Mart 2020’de teslimi olan Torbalı Belediye Hizmet Binası, Pazaryeri ve Otopark ile Yakın Çevresi Ulusal Mimari Proje Yarışması’na teslimini yaparak girdik, diğeriyle sürdürdük. Torbalı'nın değerlendirmesi ve sonucunun açıklanması uzarken Meles'le de uzaktan çalışma becerisi kazandık. Ekibimizden bir kişi yurtdışında bir kişi de kent dışındaydı. Bu nedenle ekibin bir kısmı sürecin bir bölümünü yüz yüze geçirse de, iki kişiyle süreç boyunca uzaktan / sanal iletişim kuruldu. Haftalık, bazen daha sık Zoom üzerinden görüşmeler yaptık, WhatsApp ise hep bizimleydi.

Bu arada bireysel olarak da sanal iletişimin artan kullanım hızına her ortamda uyum sağlamaya çalıştık. Örneğin üniversitelerde yaptığımız yarı zamanlı stüdyo yürütücülükleri / jüri üyelikleri çevirimiçi ve dijital olarak gerçekleşti. (Resim 1, 2) Yarışmaların pek çoğu uzaktan iletişimle yürütüldü. Jüri buluşmaları, şartname hazırlıkları, proje değerlendirmeleri, kolokyumlar, ödül törenleri gibi. Zoom, Teams, Skype, Sakai gibi programlar aracılığıyla sanal ortamlarda buluştuk tanıdık veya yeni tanış olduklarımızla. Erişim sınırlarını esneten / kaldıran sanal iletişim her yerde olmanın yolunu açtı. Bu durum pandemide öğrenilen, geliştirilen olumlu bir kazanım. Her yer çalışma mekânı, her saat çalışma zamanına dönüştü. Çalışma ve özel zaman ayrımını ortadan kaldırdığı için olumsuz olarak değerlendirilse de ulaşım için harcanan zaman ve bütçeyi ortadan kaldırdığı için sanal iletişim çalışma biçiminde dönüşüm sağlayacak gibi görünüyor.

Normal zamanlarda yapı sektöründeki firmaların tanıtım amaçlı yaptıkları ofis ziyaretleri ve sosyalleşme buluşmaları pandemide sanal ortamlarda gerçekleşti. Firmaların yaptığı bu sanal buluşmaların gündemini çoğunlukla yaşanılan küresel salgının yaşam biçimi, mimari üzerindeki etkileri oluşturdu. Tasarımcı, mimarlar gelecek ön görülerini paylaştılar, tartıştılar.

Pandeminin mekânlar üzerindeki etkisini konu alan yarışmalar açıldı: "COVID19'la Yaşamak" DEÜ'nin açtığı lisans öğrencileri arasında fikir projesi ile "Sağlıklı Bir Yaşam Alanı Olarak Ev" BAUMİT Türkiye'nin yüksek lisans öğrencileri arasında açtığı yarışma. Her ikisinin de jürisinde yer aldık. Şartname hazırlıkları jüri toplantıları sanal ortamda geçse de birisinin kolokyum ve ödül törenini, birisinin değerlendirmesini reel ortamda gerçekleştirdik.

Geçen on sekiz aylık “normal” dışı / karantina ortamı insanlığa farklı bir deneyim yaşattı. "Yeni normal" olarak adlandırılan bu dönem ve gelecek ise artık başka biçimde yaşanacak.

“İşgalci Bir Yaşam Tarzı”

2x1 Mimarlık

Kutlu İnanç Bal, Hakan Evkaya

Pandemi, hayatlarımıza bir anda giren ve girdiği andan itibaren birçok şeyi tersyüz eden, anormal bir gerçeklik. Özellikle ilk zamanlarında uzunca bir süre üzerimizden atamayacağımız büyük bir şaşkınlık olarak yaşandı. Bir süre ciddiyetini kabullenmemeye çalıştığımız, sonrasında kayıtsız kalamayacağımızı fark ettiğimiz, bir sonraki aşamada ise gelen sosyal kısıtlamalar ve sokağa çıkma yasaklarıyla yeni düzenin dayatmacı formunu tüm şiddetiyle hayatlarımızda hissettiğimiz bir süreç yaşattı hepimize. Halen risk faktörünü neredeyse başlangıç zamanlarındaki kadar taşıyan, sonraki sürecinin daha iyiye gidip gitmeyeceğini de kestiremediğimiz bir kabus olarak yaşanmaya devam ediyor maalesef.

Sosyal hayatımızı, arkadaşlık ilişkilerimizi, hayat alışkanlıklarımızı böylesine etkileyen bu sürecin meslek hayatlarımıza da etkileri oldu muhakkak. Normal rutinde, sürekli etkileşerek, yüz yüze hatta yan yana çalıştığımız ekip arkadaşlarımız ile farklı mekânlarda çalışmayı sürdürmeye çalışmak hiç şüphesiz yabancı olduğumuz bir şeydi. Kapalı kaldığımız ev ortamında düzenli ve sürdürülebilir çalışma motivasyonunu sağlamak da öyle keza. Gelebilecek her türlü soru ve paylaşılması gereken her tür fikir düşünce için uzaktan iletişim araçları ise çok yetersiz kalmıştı. En önemlisi de evde kullanmaya çalıştığımız gezici donanımımız, ofiste kullandığımız masaüstü bilgisayarlar ve diğer teknik ekipmanlara erişim kolaylığı düşünüldüğünde teknik olarak yetersiz kalıyordu. Bu yüzden ofisi uzaktan sürdürme kararı verdikten birkaç hafta sonra, genel kısıtlamaların izin verdiği her fırsatta (hatta bazen yasak delerek) en azından iki kişi ofiste sürdürmeye çalıştık çalışmalarımızı. Sonraki aylarda ayrıcaklı sektörler için düzenlenen imkanlara başvurup şahsi araçlarıyla gelebilme ihtimali olan ve tercih eden ekip arkadaşlarımıza da çalışma izinleri çıkarttık. Sonuç itibariyle baştan ne kadar süreceğini kestiremediğimiz uzaktan çalışma sürecimiz ancak bir kaç ay sürdü.

Tüm bu süreç boyunca özelden süren işlerimiz maske, mesafe ve kişi sayısı kısıtı olan toplantılarla da olsa normalden çok farklı olmayarak sürdü. Kurumlarla sürdürmeye çalıştığımız işlerimiz ve kurum onayı gerektiren projeler ise kısıtlamalardan ve uzaktan çalışma yöntemlerinden fazlasıyla etkilendi elbette. Haftalar ve aylar süren ertelemeler ve gecikmeler, tüm ticari işletmeler gibi bizleri de olumsuz yönde etkiledi. Bütün bunların yanı sıra zaten kötüye gitmekte olan ve pandemiyle iyice kırılganlaşan ekonomik durum yüzünden birçok proje ya iptal edildi ya da askıya alındı.

Genel olarak toplantı, görüşme, ofis ziyareti gibi sosyal trafik oluşturan eylemlerin azalması tasarım ve projelendirme süreçlerinin daha yüksek konsantrasyonla gerçekleştirilmesini mümkün kıldı diyebiliriz. Ancak uzaktan iletişim araçlarının bu derece aktif bir şekilde hayatımıza girmesi, işveren, meslektaş ya da proje paydaşlarının her gün ve saatte birbirine ulaşabilir olmasını meşru kılan, işgalci bir yaşam tarzına sürükledi hepimizi. Mesai saati, tatil günü, dinlenme aralığı gibi rutinlerimizin hepsi birbirine girdi. (Resim 3) Pandemi döneminin başından beri geçtikleri uzaktan çalışma yöntemini halen sağlıklı bir biçimde sürdürebilen mimari ofisler olduğunu biliyoruz. Bazıları için kalıcı olacak alternatif bir model olarak da devam edecek belki. Bizim için ise bir türlü ısınamadığımız, sistem ve alışkanlıklar olarak oturtabileceğimize inanmadığımız bir seçenek olarak kalacak gibi görünüyor. Profesyonel olarak icra etmeye çalıştığımız bu mesleğin, amatör bir ruhla, aynı ortamda aynı atmosferi soluyarak, aynı sinerjinin paydaşları olarak gerçekleştirilebileceğine dair romantik bir yaklaşımımız var. Bundan da vazgeçmeye halen niyetimiz yok.

“B ve Belki de C Planı”

Mert Uslu Mimarlık

Mert Uslu

Pandemi başlangıcında tüm ofisler gibi başlangıçta biz de olumsuz yönde etkilendik. Evlerden çalışmaya başladığımız ilk aşamada, belki de daha çok çalışmamıza rağmen ekip olarak hareket etme becerimizin baskılandığını hissettik. Ofiste çalışırken tüm kararları beraber değerlendiriyor ve tasarım sürecini birlikte yönetiyorduk. Ofisin bu kurgusal düzeni ne yazık ki pandemiyle birlikte aksadı ve ekip olarak hepimiz bireysel olana odaklanıp onu toparlamaya çalıştık. Bunun yanı sıra birçok ofisin de bireyselliğin daha ön plana çıkabildiği bu sürece çok daha iyi adapte olabildiğini de belirtmek gerekir. Ben bireysel olarak ofis içi ekibimizle gerçekleştirilen çevrimiçi toplantılara çok alışamadığımı ve bu yönde bir çalışma sürecini benimsemediğimi net bir şekilde ifade edebilirim. Pandeminin kısa sürede bitemeyeceği gerçeğinden hareketle -süreç içinde ofise döndüğümüzde- kaldığımız yerden pandemi öncesi çalışma ve işleri organize etme biçimimize devam etmeye başladık ve ekip olarak yeniden ortak karar alan ve bu kararları sonuçlandıran ofis içi yapımıza döndük. Bu noktada mimarlık hizmeti üreten ekiplerin, yan yana çalışmasının değerini anlamış olduk. Dışarıdan gelen misafir görüşmelerimizi olabilecek en az seviyeye çektik. Özellikle işverenlerle yaptığımız mecburi yüz yüze toplantılar dışında çok zorunlu olmadıkça ofiste görüşme yapmama kararı aldık ve mevcutta bu kararı uyguluyoruz. Diğer mühendislik disiplinleriyle olan tüm toplantılarımız çevrimiçi ortamda yapılan görüşmelere dönüştü. Projelerin mühendislik disiplinleri açısından yürütülmesi gereken toplantılarının yüz yüze olmamasının hiçbir olumsuz etkisini görmediğimiz gibi bu durumun ofis içi zaman kaybını azalttığı da söylenebilir. Zorunlu haller dışında bundan sonra böyle devam etmesinde bir sakınca görmüyoruz. Bu kapsamda sadece mühendislik disiplinleri bakımından değil aynı zamanda çevrimiçi ortamda yürütülmesi mümkün olan tüm görüşmeleri bu şekilde gerçekleştirmek ofisteki toplantıların sayısını azalttığından, ofis içi işleyişin bölünmemesi anlamında fazlasıyla olumlu oldu. Pandemi sürecinde ofis olarak en büyük mekânsal eksikliğimiz, açık alan olarak kullanabileceğimiz bir mekânın olmayışı idi. Açık alan kullanımına ilişkin yetersizlik, bu yönde yeni kararlar almamızı gerekli kıldı. Kısa zamanda ofisimizi bahçe-teras kullanımı olan bir mekâna taşımayı hedefliyoruz ve halihazırda bir arayış içindeyiz.

Mimarlık pratiğimizde iç - dış mekân kurgusuna pandemi öncesinde de çok önem veriyorduk. Açık alan ve kapalı alanın iç içe geçmesi her daim hedeflediğimiz bir unsurdu. Pandemi süreci bu tavrımızın değerini pekiştirdi ve iç - dış ilişkisini önemseyen işverenlerin sayısını artırdı. Bu yönde ilerleyen tasarım pratiklerimizin daha hızlı kabul görmesinin motivasyonumuzu artırdığını söyleyebilirim. Yapımı biten son işimiz olan Yasemin Kafe buna iyi bir örnek olabilir. Geçen sene yangın geçirerek kullanılamaz hale gelen yapının tasarım sürecini, tam da pandemi sırasında restoranların bile kapalı olduğu bir dönemde kurgulamaya başladık. Yapının kullanılan kapalı alanlarının tamamını açık alana dönüşebilecek şekilde tasarladık. Bioklimatik sistemlerle ürettiğimiz çatıyı, yağmurlu havalarda bile kısmi olarak açılıp yağmur suyunu içeriye geçirmeyecek bir biçimde düzenledik. İç mekânda öngördüğümüz ağaçlar ise farklı bir bioklimatik öneriydi. Tasarım ve uygulama süreçlerini bütünsel olarak değerlendirdiğimde; kapalı alanın açık alana dönüştüğü, açık alanın ise kapalı alana dahil olduğu ve kentlinin hafızasında yeni kimliğiyle yer alabilecek nitelikli bir yapı olduğunu belirtebilirim. Tam pandemi döneminde böyle bir işle uğraşmak bizim için güzel bir fırsat oldu. Pandeminin burada sürece kattığı en büyük olumlu durum, işveren önerilerimizi memnuniyetle kabul etti. Belki maliyetten dolayı istenmeyecek bir kurgu, pandeminin gündelik hayatı biçimlendirmesi sebebiyle hızlıca kabul edildi.

Sonuç olarak küresel bir salgının üretim alanlarının çok büyük kısmını olumsuz etkilediği, bu sebeple günün belli bir zamanını kapsayan geleneksel çalışma biçimlerinin yerini daha esnek bir yapılanmaya bıraktığı kaçınılmaz bir gerçek. Böyle bir sisteme adapte olabilmek ve bu sistem içerisinde var olan işleri en verimli şekilde yürütebilmek detaylı bir planlamayı ve yönetimi de beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan mimarlık pratiği, her ne kadar esnek çalışmaya uygun gibi görünse de bu süreçte deneyimlediklerimizden sürecin her aşamasının kontrolünün çok iyi sağlanması gerektiğini öğrendik. Nitekim bir tekrarını ya da benzerini yaşamamayı arzuladığımız pandemi gibi özel süreçlere ilişkin her zaman bir B ve belki de C planına ihtiyacımız olduğunu unutmayarak bu yönde kararlar ve yönetim biçimimizdeki değişiklikler ile tasarım serüvenimize devam ediyoruz.

“Esnek ve Dönüştürülebilen Mekânlar”

Yazgan Mimarlık

Kerem Yazgan

Ofis mekânlarına dair kullanım alışkanlıkları düşünüldüğünde, tasarım ofisimizi ele alırsak öncelikle mimarlık pratiğin gerektirdiği durumları düşünebiliriz. Mimarlık pratiği, açık ofis sistemini gerektiren bir kurguyla sürdürülebilir. Takım çalışması ön plandadır. Proje gereksinimleri doğrultusunda ekipler oluşturulur. Bu ekipler hiyerarşik olmakla birlikte, projelerdeki ihtiyaçların sürekli değişiklik göstermesi sebebiyle bir esnek sistem de gerekir.

Pandemi dönemi bizim için, açık ofis sistemi içerisindeki organizasyonun düşünülmesini gerektiren bir süreç oldu. Pleksi ayraçlar gibi kişisel bir alan oluşturan, aynı zamanda da görsel geçirgenliğiyle birlikte çalışmayı etkilemeyen mobilya sistemleri ve aksesuarlar kullanımda ön plana çıktı. Toplantı kurgusunda ise bilgisayar yazılımları ön plana çıkmış ve çevrimiçi toplantıları destekleyen Zoom, Microsoft Teams, WebEx gibi yazılımların tüm bilgisayarlara ve telefonlara entegre olması gündeme geldi.

Kapanma sürecinde, hem çevrimiçi hem de yüz yüze çalışma pratiğinin bir aradalığı gerekti. Bunun için de uzaktan bağlantı sistemleri kurulması ve ofisteki teknolojik donanımlarda iyileştirme için yatırım yapılması gündeme geldi. Ofis işleyişinde, pandemi sürecindeki iletişim kopukluğu sebebiyle bireysellik önem kazandı. Çalışan her bireyin üzerine düşen görev fazlalaşmış, projeler için gerekli kararları kendi inisiyatiflerinde alması gerekti. Pandemi başlangıcındaki herkesin deneyimlediği iletişim problemleri çözüldüğü andan itibaren, iletişim seçeneklerinin çoğalması ile işveren ilişkilerinde de süreç sorunsuz yürütüldü. Örnek olarak haftalık toplantılar şeklinde işverenle sürdürülebilir bir iletişim platformu oluşturuldu. Mimarlık eğitiminin başlangıcında olan stajyerler için yüz yüze eğitim önemli bir faktördür. Pandemi süresindeki kapanma zamanlarında yüz yüze eğitim olamadığı için, okulların çevrimiçi staj alternatifleri içerisinde öğrencilere çeşitli sunumlar yapılarak eğitim verildi. Tasarımda, daha bireysel kullanımı öne çıkaran, çalışma ve barınma ihtiyaçlarının ortak bir platformda değerlendirildiği mekân organizasyon çeşitlerinin kurgulandığı stratejiler geliştirildi. Uygulama pratiklerinde ise hijyen ve güvenliğin daha çok düşünüldüğü ve esnek fonksiyonların ön plana çıktığı alanlar değerlendirildi.

Pandemi sonrası esnek ve dönüştürülebilen mekânlardan oluşan proje önerileri kendini gösterdi. Çalışma alanlarında kullanılan mobilyalar ve aksesuarlar gibi iç mekân ögeleri ise pandemi sonrası bireysel çalışmayı gözeten tasarımlar olarak yeniden değerlendirildi.

Tasarladığımız mevcut sağlık yapıları, pandemi sonrası yeniden ele alınarak, pandemiye uygun hale getirildi. İletişim imkanlarının artması sebebiyle müşteri ilişkilerinin periyodik sürdürülebilir toplantılar çerçevesinde geliştiği deneyimlendi. Çalışma mekânlarındaki sağlık ve hijyen konuları daha çok önem kazandı. Ofis yapılanmasında, bireysel konforun ön plana çıktığı tasarımlar daha çok düşünülmeye başlandı. Ortak yaşam alanları arka plana alınarak, bireysel yaşam alanlarının geliştirilmesi üzerine daha çok fikirler üretildi.

“Tasarım Süreçlerinde Yeni Paradigmalar”

FREA Mimarlık

Fatih Yavuz

Pandeminin başlangıcından bugüne gözle görünür şekilde birbirinden ayrışan çalışma alışkanlıklarını deneyimlediğimiz dönemler oldu. COVID-19 ile yüzleşmemizin ilk evresi olan Mart 2020’de hızlı bir aksiyon alarak uzaktan çalışmayı deneyimlediğimiz ve yaklaşık 3 ay süren bir dönem yaşadık. İlk normalleşmenin denendiği Haziran 2020’de ise tüm ekip yine ofiste buluşup çalışmayı denedik. Bu tarihten beri ofisten ayrı kalmadan çalışmalarımızı yürütüyoruz.

Başlangıçta kısa sürede uyum sağlayabildiğimiz uzaktan çalışma pratiğine normalleşme başladıktan sonra da devam edip edemeyeceğimizi değerlendirdik. Ofisin sadece bir temsil mekânı olarak kullanılabileceğini ve hatta belli gün ve saatlerde ekipten proje yürütücüsü arkadaşlarla kısıtlı zamanlarda bir araya gelinebileceğini değerlendirdik. Ancak uzaktan çalışmanın iş programımızı çok fazla aksatmamasına rağmen sosyallik ve çalışma arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığını deneyimlediğimiz için takım olarak bu fikre pek de alışamadık. (Resim 4) Biz bir arada çalışmayı ve üretmeyi seven bir ekibiz. Bu yüzden ilk normalleşme sürecinde yeniden ofiste bir araya gelme motivasyonumuz çok yüksek seviyedeydi. Yeniden bir araya geldikten sonra ise ofis içinde niş ve akustik olarak ayrışmış daha çok mekâna ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. Artık daha fazla parçası olduğumuz çevrimiçi toplantıların aynı anda yapılabilir olması yeni bir ihtiyaç olarak karşımıza çıktı. Öncesinde tümüyle açık ofis prensibini benimsemiş bir ofis olarak daha fazla alt alana ihtiyaç duyar olduk. Temel ihtiyaç ortamdan izole olmaktan çok akustik konforu sağlamak oldu. Ofisin mekânsal anlamda bu ihtiyaçlara cevap veremediğini deneyimledik ve mekânsal sorgulamalara başladık.

Yüz yüze yapılan toplantılardan farklı olarak çevrimiçi toplantılarda sürenin daha iyi kontrol edilebildiğini ve birim zamanda daha fazla verimli olunabildiğini deneyimledik. Çevrimiçi toplantılarda verimliliğimizin artmış olmasına rağmen ekibimizle yaptığımız tasarım odaklı toplantılardan aynı oranda verim alamadık. Farklı şehirlerdeki paydaşlarla uzaktan da verimli ve stressiz iletişim kurabiliyor olmayı deneyimlenebilmiş olmak sürecin tüm paydaşları için en büyük kazanımlardan oldu. Aynı şehirde olmamıza rağmen proje ve hatta bazı şantiye toplantıları Zoom üzerinden yürütüldü ve bugün de devam ediyor. Bu imkanın kabullenilmiş olması ve yaygınlaşması önümüzdeki süreçler için oldukça sevindirici.

Bunların yanında pandemiyle birlikte mekâna ve kullanıma dair oluşan hassasiyetlerimizin tasarım süreçlerinde yeni paradigmalar olarak yer aldığını açıkça deneyimliyoruz. Tam kapanmayla birlikte içinde bulunduğumuz mekânları daha fazla sorgulama şansı elde ettik. Pandemi dönemine dek çokça kalıplaşmış alt mekânlara sahip konutlarda yeni mekânsal ihtiyaçların doğduğu açık. Özellikle çalışma odası / mekânı en çok sorgulananlardan oldu. Çalışma mekânının akustik konforu ve teknik altyapısı çözüm bulunmaya çalışan konuların başında gelmekteydi. İç ve dış mekânın keskin sınırlar yerine bir geçiş mekânıyla yumuşatılma imkanı tanıyan tasarımlarda daha mutlu olduk ve bu deneyimin sonraki tasarı süreçlerinde de güncelliğini koruyacağını düşünüyoruz.

“Krizlere Karşı Daha Korunaklı İş Üretme Biçimleri ve Yapılar”

Salon Architects

Alper Derinboğaz

Pandemi sürecinde deneyimlediğimiz çalışma ortamının kimi açılardan olumlu sonuçlar getirdiğini söyleyebilirim. Öncelikle üzerinde yoğunlaştığımız işin koordinasyonu konusunda daha efektif toplantılar ortaya koyduk. Çalışma mekânını dijital ortamda yeniden var etmek zamanı daha iyi değerlendirmek konusunda bir motivasyon gerektiriyor. Günlük, aylık ve haftalık programlar yapmak ve bunları sistemli bir biçimde takip etmek çevrimiçi mekânda daha da önem kazandı. Tabii ki fiziksel ortamın yitirilişi insanlar arasındaki diyaloğun kaybına ve dolaylı olarak tasarım yapmada duyulan heyecanın ve motivasyonun yitirilişine denk düşüyor. Çünkü çevrimiçi olarak konuşmak ve sıkı bir iletişimi yürütmek çok daha güç. Bir arada, aynı mekân içinde yer aldığımızda tasarım yalnızca konuşulan ve çizilen bir olgu olmanın ötesine geçiyor. Pandemi sürecinde en başta bu durumu yitirdik. Çalışma kurgusunda bir değişim yaşanmamış olsa dahi tasarım üzerinden kurduğumuz diyaloğu ve tasarım samimiyetini özlediğimiz bir süreci deneyimledik.

Pandemi süresince işveren tarafındaki değişim daha baskın yaşandı. Çok fazla işin duraksadığı ve sonuçta daha az iş ürettiğimiz dönemi deneyimledik. Yine de bu süreçte işverenler daha talepkardı. İşveren ve çalışma arkadaşlarımız arasındaki uçurumlar arttı. Ekibi ve çalışma arkadaşlarımızı bu durumdan yalıtmak amacındaydık.

Problemlerimizi dijital alanda halleder olduk. Yüz yüze diyalogları daha çok tasarım odaklı tartışmalara dönüştürdük. Bu durum aynı zamanda ofis pratiğinde sözlü iletişimden yazılı iletişime geçişe de denk düştü. Yazı kalıcı bir şey, fakat yazı üretmek belli bir zaman tüketiyor. Bu durum zaman verimliliği açısından dezavantajlı, fakat bilginin kalıcılığı açısından avantajlıydı.

Hep birlikte deneyimlediğimiz tüm bu süreç pandemiye ve olası krizlere karşı daha korunaklı iş üretme biçimleri ve yapılar yapabilir miyiz konusunda düşündürdü. Örneğin Ecotone isimli projemize başladıktan sonra pandemi gelişti. Bu gerçeklikle projeyi yeni baştan ele aldık. Pandemi durumunu aşabilecek mekânlar üzerine düşündüğümüz, ürettiğimiz iyi bir öğrenme süreci oldu. Hava ve dış mekânla daha iyi temas eden, açık iklimlendirmeye sahip, akışkan mekân kurguları üzerine çalıştık.

Pandemi sürüyor ve etkileri hâlâ belirgin, ancak önemli bir şeyin farkına vardık: İnsan bir tür olarak yaşantısının her an bitebileceği bir dünyada yaşıyor. İnsanlık olarak kırılganız. Gücümüz bir topluluğun parçası olmaktan geliyor. Tüm bu deneyimin insanlık için kalıcı bir öğreti olmasını umuyorum.

Alışıldığa Olan Sempatiler, Değişikliğe Olan Kaygılar”

NVA Mimarlık

Noyan Umur Vural

Pandemiyle birlikte hayatın tüm alanlarında ciddi değişimler meydana geldi. Bu değişimler, insanların hayata bakış açısını ve hayattan beklentilerini etkiledi. Hayatın akışına bağlı olarak çalışma hayatına da yansıdı. Bilgisayar çizim programlarının yanında ofis içerisinde Zoom, Skype gibi çevrimiçi platformlar kullanılıyordu. Bu platformlara aşina olan ve değerlendiren ofisler için çok büyük bir değişim olmasa da geleneksel yöntemlerle yüz yüze süreç yönetebilen ofisler de bu değişimlere hızla adapte olmak durumunda kaldı. Fakat kendi dışımızda iletişim kurduğumuz diğer disiplinler ve işverenler arasında bu refleksler çok gelişmemişti. Devam eden pandemi sürecinde diğer bütün paydaşların arasında koordinasyon ve uyum yakalandı. Ofis içi koordinasyon ve toplantılar çevrimiçi platformlarda gerçekleşti. Tüm çalışma ekibi için aslolan işin yapılması olduğundan pandemi döneminden öncesinde de insani ve çalışan dostu olan çalışma saatleri, pandemi sonrasında tekrar revize edildi. Toplu taşıma araçlarının yoğun olduğu saat aralıklarına dikkat edilerek başlangıç ve bitiş mesai saatleri değiştirilip -sabah 10.00, akşamüstü 16.00- dönüşümlü çalışma sistemi uygulandı. Mimarın tasarım ve üretimlerinde bir değişiklik yaşanmadı ancak ekibin bir araya gelmesi zorlaştı ve etkileşim azaldı.

Mimarlık mesleği temelde mekân üretmek üzerine kuruludur. Bu mekân çağa, olanaklara, fonksiyon değişikliklerine, ihtiyaçlara, teknoloji ve bunun gibi tüm değişkenlere bağlıdır. Mimar, yalnızca pandemi döneminde değil her bir değişkene karşı analiz halinde olup yeni şartlara adapte üretimler gerçekleştirebilmelidir. Bu sebeple, pandemideki etkiler kullanıcılara yansımış, mekânlarla kurulan ilişkilerde değişiklik yaratmış ve yeni talepler doğmasına neden olmuştur.

Kullanıcıların taleplerindeki değişkenliklere cevap olarak yeni öneriler getirmek durumda kaldık. Kullanıcılar daha çok yoğunluğu düşük alanlarda yaşam aktivitelerini sürdürmeyi deneyimledi ve haliyle yeni projelerde tasarım girdilerine etkileri oldu. İnsanların doğayla, doğal olanla tekrar temas etmesini sağladı. Hayattaki vazgeçilemez olarak nitelendirilen durumların aslında sadece birer algı olduğu anlaşıldı.

Dışarıyla etkileşim azaldığı için özellikle apartman, konut tipolojisindeki kullanım rahatsızlıkları daha çok hissedilmeye başlandı. “Küçük m²lerde büyük mutluluk” adı altında insanlara sunulan apartman bloklarının aslında insanın günlük barınma ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış alanlar olduğu gözlendi ve kullanıcıların bu konuyu gözden geçirmesine vesile oldu. Bu farkındalık, barınma, çalışma ve günlük mekân ihtiyaçları gereksinimleri üzerine düşünmeyi tetikledi. Toplum bu yönde uyarılmış oldu.

Pandeminin ülkemizdeki insanlara, insan davranışlarına ve tasarımlara etkisinin diğer ülkelerde gözlemlenen değişikliklere nazaran beklenenden daha az olduğunu söyleyebiliriz. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki insanların alışıldığa olan sempatileri, değişikliğe olan kaygılarından daha fazla olabilir. Bu sebeple eski alışkanlıklara dönüş beklenenden hızlı oldu.

“Tüketime Dayalı Bir Dünya Düzeninin Sonuçları”

PAB Mimarlık

Pınar Gökbayrak, Ali Eray, Burçin Yıldırım

Pandemiyle birlikte hayatımıza giren “sosyal mesafe” kavramı ve “evden çalışma” zorunluluğu kuşkusuz olarak mimarlık ofislerinin en çok birlikte üretme, birbirinden öğrenme, işbirliği kurma gibi alışkanlıklarını zayıflattı. Bir ekip ruhuyla tasarımı geliştirmek, sorunlarını birlikte çözmek ve detaylandırmak, sadece masa başında yapılan toplantıları değil çalışma saatleri arasındaki keyifli ve birbirini besleyen sosyalleşme zamanlarını da gerekli kılıyor. Her ne kadar tüm ofisler beklenenden hızlı bir şekilde çevrimiçi, uzaktan çalışma yöntemlerine adapte olsa da mimarlık ofislerindeki takım ruhunun eskisine göre zayıfladığı çok açık. Pandeminin en sorunlu ve belirsiz dönemlerinde uzaktan çalışmayı, bir sonraki adımda dönüşümlü olarak ofise gelmeyi deneyimledikten sonra, ofis içinde aldığımız ortak kararla mesafe ve hijyen kurallarına uyarak uzun zamandır ofiste çalışmayı sürdürüyoruz.

Bu yeni düzende en büyük mekânsal değişimin toplantı odasında yaşandığını ve bu mekânın fiziksel olarak bir araya gelinen bir toplanma mekânından çok, uygun teknolojik ve akustik altyapıya sahip bir çevrimiçi iletişim üssüne dönüştüğünü söylemek mümkün. Çevrimiçi görüşmelerin dışında çevrimiçi eğitimlerin ya da sunumların da yapıldığı bu mekân eskisine göre çok daha yoğun bir şekilde kullanılıyor ve kullanım saatleri gün içinde projelere göre programlanıyor.

Son dönemde mesafe ve hijyen kurallarına uyarak ofiste çalışmaya geçtiğimiz için, ofis içinde mimarın rolünde önemli bir değişim olmadı. Bizim için esas değişimin, mimar ile ofis dışındaki diğer paydaşların (işveren, mühendis, danışmanlar gibi) arasındaki ilişkide yaşandığını söylemek mümkün. Pandemi sürecinin ilk döneminde başladığımız bir projenin, konsept tasarımdan ihale sürecine kadar tüm aşamalarını işveren ve diğer tüm müellif ekiplerle yüz yüze bir araya gel(e)meden tamamlama deneyimini yaşadık. Çevrimiçi programlar ve araçlar alıştığımızdan çok farklı bir ortak tartışma ve üretim zemini sunsa da ortaya çıkan projenin niteliğini olumsuz olarak etkilemediklerini ve bu yeni ortamların iyi kullanıldığında, ofisin üretim ve tartışma dinamiklerini değiştirecek olumlu yanları olduğunu deneyimledik. Ayrıca pandemi öncesi sıkılıkla yüz yüze yapılan uzun toplantılar olmadan da projelerin yürütülebilmesi ve böylece zaman ve enerji kaybının azalması da bu sürecin önemli bir kazanımı oldu. Çevrimiçi ortamlarda yapılan toplantıların normalleşmesi ve paydaşların edindiği yeni alışkanlıklar özellikle yurtdışı bağlantılı işlerin daha pratik bir şekilde ilerlemesini sağladı.

Bu sürecin en büyük artılarından birinin, mesleki tartışma ortamlarının ve buluşmaların çevrimiçine kaymasıyla mekândan bağımsız olarak herkese eşit derecede ulaşılabilir olması olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte işverenlerimiz ve proje paydaşlarımız dışında, uzaktaki birçok üniversite öğrencisi ve eğitim kurumuyla da bir araya gelerek deneyimlerimizi paylaşma imkanı bulduk. Öte yandan çevrimiçinde konu odaklı ve kimsenin birbiriyle kişisel ilişki kuramadığı yeni tip toplantıların tesadüflere, rahat bir sohbet esnasında doğabilecek farklı işbirliklerine ve imkanlara izin vermediğini de not etmek gerekir.

Pandemi öncesinde de projelerimizde öne çıkan esnek ve modüler tasarım anlayışı, tek bir işleve göre tasarlanmamış çok amaçlı mekânlar, doğal havalandırma ve aydınlatma gibi konuların, pandemiyle birlikte daha da önem kazandığını söylemek mümkün. Özellikle eğitim ve ofis yapılarında mekânın esnekliği, duvarların ve mobilyaların modülerliği ya da adapte edilebilir olması ve her türlü dışsal değişime hızla tepki verebilmesi artık temel bir tasarım stratejisi. Pandemi sona erse dahi, artık mekânların yeni krizlere ve beklenmedik değişimlere cevap verebilecek özellikte bir tasarım anlayışına sahip olacaklarını düşünüyoruz. (Resim 5)

Meslek profesyonelleri olarak, pandeminin tüketime dayalı bir dünya düzeninin sonuçlarından biri olduğunun farkına varmak ve sürecin tüm paydaşlarında bu farkındalığı yaratmak üzere, doğal kaynakların tüketim esaslarını ve ekolojik dengeyi dikkate alan yenilikçi tasarım - üretim - kullanım stratejileri oluşturmada rol oynamamız gerektiğini düşünüyoruz. Uzmanların iklim krizine bağlı olarak çoktandır altını çizdikleri üzere bu pandemi, önümüzdeki birçok olası afet ve krizden birisi. Ofisin ilgi ve bilgi alanlarını da olası yeni krizlere cevap verebilecek şekilde, bu yönde çeşitlendirmek ve derinleştirmek niyetiyle yeni dünyanın yeni ihtiyaçlarını takip etmeye çalışıyoruz.

“Geri Dönüş Yok”

Eyusta Tasarım ve Mimarlık Atölyesi

İbrahim Eyup

Öncelikle gerçekten zor bir dönemden geçtiğimizi belirtmek isteriz. Biz bu pandeminin psikolojik etkisinin ve başka pandemilerin bundan sonra hep var olacağını düşünüyoruz. Aslında zorlandığımız kısım pandeminin ya da bundan sonra meydana gelecek başka salgınları artık yaşantımızın, mimarlığımızın bir parçası haline nasıl getirip onunla nasıl yaşayacağımız.

İlk 6 ay ofisimizi kapalı tuttuk ve herkes evinden çalıştı. Ancak tekrar ofise döndüğümüzde ise açık ofis kullanım şeması bizi çok zorladı. Hatta bu nedenle Nisan 2021’de tüm ofis hastalığa yakalandık. Açık ofis sisteminden vazgeçmedik. Lakin çalışma aralıklarını iki katına çıkardık. Çok özel durumlar ve şantiye dışında tüm toplantıları dijital plartformlar üzerinden yaptık. Ofisimizin beraber düşünme ve beraber çalışma üzerine bir kurgusu var. Fakat pandeminin başlarında herkes bağımsız çalıştı. Daha sonra Zoom üzerinde birbirimize çalışmalarımızı anlatarak ve daha sonra tamamlayarak herkes elindeki işine devam etti.

Ofis işleyişinde mimarın rolünde gerçekleşen değişim(ler) / dönüşüm(ler) düşünüldüğünde roller birleşti diyebiliriz. Artık herkes her şeyi yapar oldu. İşveren ile ilişkilerimiz ise iyi yönde gelişti diyebiliriz. Yüz yüze görüşmektense dijital platformlar üzerinden toplantı yaparak görüşmek daha iyi oldu. Bazı zaman saatlerce süren toplantılar artık zamanın değerinden dolayı kısa sürüyor. Stajyerlerle ilişkilerimiz üzücü konulardan bir tanesi. Bir stajyer arkadaşımızdan hepimize bulaşan hastalıktan sonra hiç stajyer kabul edemedik.

Saatlerce ofiste baş başa tartışmalar yürütürdük -bizim en değer verdiğimiz şeydi- ancak tasarım stratejilerimiz / metodolojilerimiz dönüşüme uğradı. Artık herkes ilk kendi görüşlerini çiziyor sonra bir araya gelip tartışıp birisi yönünde hareket ediyoruz. Uygulama stratejimizde ise hiçbir değişiklik yok. Bizim sistemimiz zaten tasarlarken bir arada olmak daha sonra işi bir kişi üzerinden yürütmek üzerine kurulu. Pandemi odaklı ürettiğimiz tasarımlar da oldu, Talas Mevlana Mahallesi Meydan Düzenlemesi Projesi buna örnek gösterilebilir. Pandemi öncesi / sonrası yapmış olduğumuz mevcut tasarımlarda kapalı ve açık mekân kurgusuna önem verdik. Başından beri hep söyledik: Açık alanlara çok ihtiyacımız var, açık alanlarla içi içe geçmiş ve beraber çalışan mekânlara. Bu nedenle kendi ofisimizde de gelecek planları yapıyor ve yarı açık yarı kapalı bir ofis sistemini tartışıyoruz, çünkü bundan sonrası için bizce geri dönüş yok.

“Ofis Birlikteliğimiz, Pandemi ve Bunun Oluşturduğu Koşullar”

Tozkoparan Mimarlık

Tevfik Tozkoparan


Pandeminin ilk zamanlarında ofislerin fiziksel olarak tam kapanmasıyla birlikte çalışma ortamı tamamen yaşama / barınma alanlarına kaydı. Yaşama mekânları aynı zamanda çalışılabilen mekânlara dönüştürüldü. Yarı zamanlı kapanmalarda ise ofis çalışanlarının kimi zaman ofis içinde ayrı mekânlarda çalışmalarını sürdürmesi sağlanmaya çalışıldı kimi zamansa hijyen ve mesafe gibi konulara dikkat edilerek bir arada olması sağlandı. Pandemi öncesinde kimi zaman dışarıda yenilen öğlen yemekleri, pandemi zamanında gerek restoranların kapalı olması gerek ise dışarıda daha az kişiyle temas halinde olma gerekliliğinden kaynaklı ofis ortamında yapılmaya ve yenmeye başlandı. Ofis çalışmaları teknik imkanlar dahilinde internet aracılığıyla çevrimiçi platformlarda yapılmaya başlandı. Yapılan işler belirli saatlerde yapılan toplantılar üzerinde değerlendirilmeye ve geliştirilmeye çalışıldı. Pandemiye biraz da hazırlıksız yakalandık diyebiliriz, bu hazırlıksız olma hali toplantıların yapılış biçimlerini ve toplantı saatleri konusunda da zorlukları beraberinde getirdi. Toplantı yapılma şartlarının dijital platformlara kayması çoğu zaman mesai saatleri dışında da toplantı yapılabilmesi olanağını sağladı. Çalışma ve toplantı saatlerindeki aslında bu zamansız olma hali yaşama alanlarının toplantı koşullarına uygun hale getirilmesine sebep oldu. Teknolojik araç ve gereçlerin, yazılımların vermiş olduğu imkanlar çerçevesinde yapılan her çalışma dijital olarak sunulan mimari ürünler üzerinden değerlendirilmeye başlandı. Ofiste yapılan her mimari çalışmada maketle çalışma alışkanlığı yerini pandeminin ilk zamanlarında bilgisayar destekli 3D çalışmalara daha da çok bıraktı. Mimari proje yarışma çalışmalarıyla oluşan ofis birlikteliğimiz, pandemi ve bunun oluşturduğu koşulların bir arada çalışma ortamını ortadan kaldırmasıyla beraber yarışma çalışmalarımız sekteye uğradı ve bu zaman diliminde açılan yarışmalara bu sebeplerden dolayı uyum sağlayamadık.

Yeni yapılacak mimari çalışmaların organizasyonu, mevcutta devam eden çalışmaların kontrolü, proje kontrolleri sonucunda projelerde ortaya çıkan teknik problemler ve bunların düzeltilmesi gibi konularda ilk başlarda birtakım düzensizlikler ve uyumsuzluklar yaşandı. Bu yeni çalışma düzenine uyum sürecinde yaşanan bu problemlerin düzeltilmesi, yeni kontrol mekanizması ve yöntemlerinin geliştirilmesine sebep olurken ve mimari olmayan ama mimari işleyişe ait bu konular üzerinde de fazladan mesai harcanması gibi sonuçlara yol açtı.

Ofis sahibi olarak çalışanların çalışma koşulları, çalışma saatleri, düzenleri, çıkaracakları sonuç ürünlerin niteliğinin sürekliliğin sağlanması için yeni kontrol mekanizmalarının geliştirilmesi, bunu yaparken çalışan sağlığının ve haklarının düşünülmesi gibi insani değerlerin gözetilmesine de önem verildi. Pandemi öncesinde kabul alan stajyerler pandemide çalışma koşullarının değişmesiyle birlikte gerek kendi istekleriyle gerekse ofisimizin staj alımlarını ve yapılmasını çevrimiçi haricinde durdurması sebebiyle staj çalışmalarını gerçekleştiremedi. Mimari proje yarışmalarını ekip çalışmalarının bir sonuç ürünü olarak görmekteyiz. Bu dönemde de gerek sağlık koşullarından gerekse ortak bir çalışma zamanı ve ortamı oluşturma güçlüklerinden kaynaklı olarak yarışmalara iştirak edemedik. Serbest piyasada ise müşteri ilişkileri ve görüşmeleri kimi zaman gerçekleşmekte zorlaşırken kimi zamansa erteleme yoluna gidildi. Şantiyelerde ise dönem dönem ofis ortamından daha kalabalık gruplar halinde çalışma durumu ile karşılaştık ve daha tedbirli davranmak zorunda kaldık. Ayrıca malzeme temini konusunda ise zaman zaman zorluklarla karşılaştık. Bu da şantiyede bazı işlerin zamansal olarak ötelenmesine sebep oldu.

Uygulama yapacak firmaların seçimi yapılan malzemelerinin temini ve bunların uygulama alanına zamanında ulaştırılması konusunda problem yaşaması, bu nedenle yapılan uygulama işlerinde daha çok stoklu olan malzeme seçimlerinin yapılmasına sebep oldu. Ayrıca şantiye çalışanlarının sağlık tedbirleri çerçevesinde kimi zaman kademeli çalıştırılmasına dikkat edildi ve çalışanlar arasında gerekli sağlık aparatlarının kullanılması zorunlu tutuldu. Yeni projelerde özellikle hijyen gerektiren ıslak mekânlarda teknolojinin de vermiş olduğu olanaklar kullanılarak temas gerektirmeyen ürünler ve malzeme seçimleri yapıldı ve tasarımlar bu seçimlere göre gerçekleştirildi. Daha önce yapılmış tasarımlarda kullanıcı isteğine bağlı olarak gerek mekân kurgusunda gerekse kullanılan malzemelere dair herhangi bir değişiklik ve dönüşüm talebi karşımıza tasarım problemi ya da isteği olarak gelmedi.

Bu doğrultuda, tasarım yöntemlerinin daha çok dijitalleşmeye kayması ve toplantı zamanlarının ve çalışma saatlerinin esnekliği, pandemi döneminde kazanılan hijyen ve mesafe koşullarının ofis koşullarında kalıcı olması, içinde bulunduğumuz dönem normale döndüğünde dahi kalıcı olacak gibi görünüyor. Benzer şekilde, çalışma alanlarında hijyenin sağlanması; toplantıların ve proje görüşmelerinin daha az katılımla gerçekleştirilmesinin sağlanması; mümkün olduğunca mesafeli çalışma koşullarının sağlanması; dijital sunumlar konusunda mesleki pratiklerin geliştirilmesi; çalışanlar arasında sağlık koşulları için gerekli aşı, PCR testi gibi tedbirlerinin alınmasının sağlanması ve sağlık durumlarında oluşan negatif bir durum karşısında çalışma saatleri ve koşullarının değiştirilmesi gibi tedbirlerin alınması ofis yapılanması / kurgusuna bağlı olarak gerçekleşecek değişimlere örnek verilebilir.

“Çevre ve Canlılığın Sürekliliğine İlişkin Tavırlar ve Dönüşümler”

SCRA Mimarlık

Seden Cinasal, Ramazan Avcı

Hepimizin malumu 2019 yılının sonunda başlayan ve dünya geneline yayılan COVID-19 salgını haberleri büyük bir tedirginlik yaratmıştı, bu durum aslında gündelik yaşam koşturmacası içinde ıskaladığımız canlılığı(mızı)n kırılganlığı konusunu tekrar gündeme getirdi, belki bu manada doğa içinde varlığımızı ve etkimizi gözden geçirmek adına da olumluydu. Pandemi sürecinde, ekibimizin sağlığını riske atmamak adına evden çalışmaya başladık. Pandeminin iş hayatında ortaya koyduğu en radikal değişim, hepimizin bildiği gibi evden / uzaktan çalışma konusu oldu. Uzun bir süre evlerimiz ofis mekânlarımız oldu. Başlarda bu sürecin ne kadar devam edeceğini bilmediğimiz için evlerimizi yavaş yavaş minik ofislere dönüştürdük. Fakat ofisin aynı zamanda bir atölye lojistiğine sahip olduğunu ve maalesef evlerde bu imkanları oluşturmanın zorluğuyla yine tam bu dönemde yüzleştik. Örneğin maket çalışması, prova baskıları, masabaşı tartışmaları yapamamak başlarda oldukça tuhaftı. Zamanla çevrimiçi olanak(sızlık)ları keşfederek uyum sağladık ya da doğru deyişle uyum sağlamak durumunda kaldık. Ofis mekânımızın değişmesiyle, ofis işleyiş kurgusunun da değişimi kaçınılmaz oldu. Sabah evden çıkıp geldiğimiz ofisimizde, çalışma biçimimizi düzenleyen -ve belki biraz da dayatan- bir düzen içindeydik, fakat aynı süreci evde kurmak ya da kurulmasını beklemek anlamsız ve imkansızdı. Bu sebeple başlarda iş ve teslim takvimi bazlı daha serbest bir çalışma düzenine geçmeye karar verdik, fakat bunun da başta değindiğimiz türden çalışma sürecini düzenleyen kısıtlar olmadan (mesai saat tanımları, çalışma ortamının konforu / konforsuzluğu) belirsiz ve bazen aynı tekdüzeliğin içinde bitmek bilmeyen bir iş üretme biçimine dönüştüğünü ekipçe gözlemledik. Bu manada işlerin ekip tarafından üretilme verimliliğini -dönemin hepimizin üstündeki psikolojik etkilerini de- gözden geçirip iş süreçlerini yeniden değerlendirmeye aldık ve işverenlerimizden takvimlerde güncellemeler talep ettik. Özetle bu olağanüstü dönemde verimliliğin niceliksel değerlerine takılmaktansa ekibimiz ve ofis kurgumuzun bu yeni durumla sağlıklı adaptasyonuna hep birlikte karar vermeye çalıştık. Oluşturduğumuz kişiye ve işe özel esnek sistemlerle iş yapma biçimimizin niteliğini de ofisteki ortamımıza yakın şekilde tuttuğumuzu söyleyebiliriz.

Çevrimiçi toplantılar artık yeni dönemin vazgeçilmezi haline geldi. Farklı olanakları deneyerek en verimli görüşmeleri yapabileceğimiz uygulamaları seçmek en başlarda vakit harcadığımız konulardı. Kısa bir süre sonunda bu yeni toplantı düzenlerine iyice entegre olduğumuzu söyleyebiliriz. Özel bir mekân ve bir aradalık gerektirmeden gerçekleştirdiğimiz bu toplantılar moda deyimle yeni normalimiz haline gelmişti. Ayrıca pandemi öncesi döneme nazaran ekip içi iletişimi de sağlamak adına da bu toplantılara sıkça gereksinim duymaya başlamıştık. Alternatif çevrimiçi iletişim araçlarını kullanıyor olsak da mesai günlerinde ekip içi mutlaka birkaç toplantı talebi oluşmaktaydı. Bunun dışında pandemi öncesinde işverenle haftalar öncesinden planlayarak yaptığımız toplantı ve görüşme randevularını bir mesaj ile kısa bir süre içerisinde karar verir ve gerçekleştirebilir hale gelmiştik. Farklı ekiplerle bir arada olmadan beraber üretme pratiği daha öncesinden de deneyimlediğimiz bir durum olmasına karşın ekip için beraber üretme pratiğimiz genel olarak ofis ortamına bağımlı şekilde ilerlemekteydi. Bu yeni süreçte çevrimiçi iletişimin alternatifsizliği nedeniyle çalışma kurgumuzda da zorunlu bir dijitalleşme yaşandı diyebiliriz. Örneğin ofisimiz özelinde el eskizleri tablet eskizlerine ve maket çalışmaları da model çalışmalarına nazaran daha az tercih edilir oldu diyebiliriz. Bu manada mimarlığın görece geleneksel üretim araçlarına ek olasılıkların zorunlu bir şekilde gündemimize girmesi kaçınılmaz oldu. Fakat farklı ekiplerle de kolektif üretime çabalayan ve işbirliği içinde proje üretme gayreti içerisinde olan ofisimiz için bu yeni çalışma araçlarının ufkumuzu genişletip lojistiğimizi güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu manada mimarlığın ya da temsillerinin hangi araçlarla üretildiğinden ziyade ne biçimde katkılar sunduğu ve önümüzü açtığına odaklanıyoruz. Çevrimiçi görüşme araçlarını kullanmak, proje anlatım ve tartışmalarını uygulamalar üzerinden yapmak ve bu araçların kullanımları ile ilgili yöntemleri geliştirmek daha önce de değindiğimiz gibi bu yeni düzenin en önemli katkılarından birisi oldu diyebiliriz.

Pandemi sürecinin başlangıcında işveren ilişkileriyle ilgili iletişimin neredeyse koptuğu bir dönem yaşandı. Özellikle kamu kurumlarında dönüşümlü çalışma ve evden çalışma sistemi olması sebebiyle, kamu dışı kurumlar ve işverenlerde ise içinde bulunduğumuz durumun kaygısı nedeniyle iş süreçleri neredeyse durma noktasına gelmişti. Fakat salgının artık hayatımızın bir parçası haline gelmesiyle ve kısıtlamaların büyük oranda kalkmasıyla iş yoğunluğu biriken işler nedeniyle daha da arttı diyebiliriz. Bu durumla başa çıkmak adına yukarıda da sıkça söz ettiğimiz üzere yeni iletişim ve iş araçlarını kullandığımızı, işverenle iletişimimizi çok daha fazla ve doğrudan yapmaya başlığımızı söyleyebiliriz. Bu her ne kadar iş yapma olanağı ve olasılıklarını artırmış olsa da üretim biçimimizi işveren nezdinde daha görünür ve süreci program ve kontrol altına alınabilir hale getirdi. İş üretimleri özelinde bu türden bir süreç iletişiminin ne getirip götüreceğini ilerleyen zaman içinde daha iyi anlayabileceğiz diye düşünmekteyiz. Ofisimiz çalışma ortamında stajyer ekip arkadaşlarımız her daim yer almakta, sadece yaz dönemiyle sınırlı kalmayıp uzun süreli staj programına sahip okullarla da işbirliği yapmakta ve çok değerli katkılar almaktayız. Ofisimizdeki staj döneminin katılımcı arkadaşlar özelinde bir nevi iletişim, üretim becerilerini ofis ortamında test etme ve de en önemlisi proje ve iş üretim pratiğindeki değerli rollerini gözlemlediklerini düşünmekteyiz. Bu manada staj ekimizle beraber üretim yapmayı, kendi deneyimlerimizi paylaşmayı ve mesleki serüvenimizin ilerleyen aşamalarında da iletişimde kalmayı oldukça önemsiyoruz. Bu süreçte onların ofisimize katkılarının oldukça fazla olduğu aşikarken, ofis içi deneyiminin eksik kalması sebebiyle ofisin onlara katkısının amaçlandığı kadar olamadığını gözlemledik. Ofis olarak pandemi döneminde en eksik kaldığımız ve verimliliği sağlayamadığımız konunun, ekibin stajyer üyeleriyle iletişimi olduğunu düşünmekteyiz. Bu konuda daha fazla çaba gösterip özveride bulunmak gerektiği özeleştirisini de yapmamız ayrıca gerekli elbette.

İş üretmeye dair yaklaşımlarımızı zaman için olgunlaştırıp belirli ilkeler ve bakış açıları edindiğimizi düşünsek de bu konuda çok katı ya da dönüşüme uzak olduğumuzu söyleyemeyiz. Bu bağlamda iş üretme yaklaşımımızı da birçok yönden belirleyen yöntemlerimizi çoğu kez tartışmaya ve dönüşüme açık görmekteyiz. Bu konuda tercihimizi katı bir tutarlılık çemberinde hapsolmak yerine iş özelindeki araştırma ve tartışmanın bağlamına uygun bir esneklikte olabilme özgürlüğünden yana kullanmaya gayret ediyoruz. Ayrıca güncel kalmanın da bu türden bir şüpheci bakışla gelişebileceğine inanmaktayız. Aslında tam da yukarıdaki sebeplerle yöntemlerimizi radikal biçimde değiştirdik diyemeyiz, sadece içinde bulunduğumuz koşulların, bağlamın ışığında gözden geçirmeler yapıp her zaman yaptığımız türden ayarlamalar yaptığımızı söyleyebiliriz. Fakat yine de pandeminin sosyal ve bilişsel yönden tüm canlılığın hassasiyeti ve kırılganlığına dair farkındalığı artırdığı da çok önemli bir gerçek gibi gözükmekte. Mimar meslek insanı olmanın ötesinde bireyler olarak kendi mikro iktidar alanlarımızda da çevre ve canlılığın sürekliliğine ilişkin tavırlar ve dönüşümler geliştirmek zorunda olduğumuz aşikar. Sözgelimi günümüzde kentleşmenin çok yoğun görüldüğü birçok alanda yapılaşmaya açık olsun olmasın her yeryüzü parçası metaya dönüşmekte ve değerlenmektedir, buna karşın bu durum ekolojik anlamda kentlerin büyük sorunlarından biri olan doğal alanların yapılaşma ve yoğun insan popülasyonu nedeniyle yok olması sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu manada, insan merkezli yaklaşımın tasarımlarımız özelinde yeniden sorgulanmasıyla beraber, yeşil alan ve canlı türleri potansiyellerinin değerlendirilmesi ve artırılmasını, yenileyici (rejeneratif) ilkelerin benimsenip doğanın ve kentin açık alanlarının erozyonunun azaltılmasını ve de en önemlisi beraber bir yaşantıya ilişkin olasılık ve stratejiler geliştirmeyi bu dönemde kaçınılmaz olarak görmekteyiz. Ayrıca yeni yapı üretimi süreçlerinin tüm değindiğimiz bağlamlardaki durumunu sorguluyor, halihazırdaki yapıların dönüşümü, yeniden yapım önermeden var olanı geliştirmek gibi konulardaki güncel tartışmaları izleyerek üretimimize yansıtmaya çaba harcıyoruz.

Ofisimizden bağımsız olarak bugün ve yakın gelecekte, çevrimiçi ortamdan ibaret çalışma düzenimizde edindiğimiz alışkanlıkları çabuk terk edeceğiz gibi görünmüyor. Sebep ise pandeminin süresi ya da uzak gelecekte nüksetme olasılığı değil de iş çevrelerinde çevrimiçi ortamın ofis ortamına denk ya da alternatif olabileceği kabulünün yapılmış olması olarak söylenebilir. Pandemi koşullarında çalışma deneyiminin niteliğinden bağımsız olarak yapılmış olan bu kabulün izinde ne kadar gitmeliyiz sorusunu da sorarak; ofis içi çalışma düzenimizin -fiziksel olarak kısıtlamaların kalkması, aşılanmanın sağlanması ve belki de tüm bu durumu insanlık olarak -görece- kanıksamamız sonrasında- eski düzenine gelmesi ya da yeni imkanlarla çevrimiçi çalışma olanaklarını hâlâ denemekteyiz.

Bu icerik 610 defa görüntülenmiştir.