423
OCAK-ŞUBAT 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Sunuş
    Editörler: T. Elvan Altan, Nurbin Paker Kahvecioğlu

  • Müşterekleşme Mekânları
    Pelin Tan, Prof. Dr., Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi; Misafir Araştırmacı, Thessaly Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Fatin Uran’ın Ardından

Funda Uz, Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü

 

Dergilerdeki, “Ah…” diyerek okunan anma yazılarında, sevenlerine nezaketle duyurma ve genç nesillere tanıtma sorumluluğu ötesinde, mimarlık sevgisiyle geçirilmiş koca bir ömrü birkaç satıra sığdırmanın nasıl bir ağırlığı olduğunu insan okuyucuyken anlamıyor, yazmak zor.[1] Yüksek Mühendis Mimar Fatin Uran’ı 24 Kasım 2021’de kaybettik. Mart 2018’de, otel tasarımıyla ilgili bir kitap yazmayı yeni bitirmiş, İTÜ Mimarlık Fakültesi matbaasında bastırılması[2] için beni aramıştı, İpek Yürekli vesilesiyle. Evine giderken, böylesine önemli bir mimarla tanışacak olmanın heyecanı ve artık fakültede kitap basılmadığını söyleyecek olmanın mahcubiyetiyle karışık duygular içindeydim. Vefatına dek sürecek, beş çayı sohbetlerimiz, pandemi sürecinde uzun telefon konuşmalarımız, farklı dillerde bana ve kızıma yazdığı mektuplar, çeşit çeşit üretimlerle dolu dosyalarla zengin bir dünyanın kapısında olduğumu bilmiyordum. Fatin Uran’ın adını ilk duyuşum, Ferhan Yürekli stüdyosunda olmuştu. Stüdyoda, zemin kotu ilişkileri konuşulurken[3] Ferhan Bey, önündeki kağıda basitçe bir kaç çizgiyle bir kesit çizdi, The Marmara Oteli’nin, yüksek bloğun önündeki insan ölçeğiyle ilişki kuran platform, Taksim Meydanı’na bir balkondan bakar gibi kurgulanmış lobi ve pastaneyi gösteren yaşam dolu kesitiydi bu. Uzun sohbetlerimiz sonrasında sıklıkla düşünürdüm, mimar kimdir, kim için mimarlık yapar? Fatin Uran hakkında hızlı bir internet taraması size pek çok bilgi verir ama aslında mimarlığı nasıl kavradığı, yorumladığına dair pek az şey... Fatin Uran öğrenciliğini, Yüksek Mühendis Mektebi’nden, Teknik Üniversite’ye dönüşen İTÜ’de, II. Dünya Savaşı’nın yoksunluk zamanlarında, Emin Onat ve Paul Bonatz’ın öğrencisi olarak 1946’da tamamladı. Ancak o yatılı okuduğu öğrencilik zamanlarını büyük bir paylaşım ve zenginlik olarak tanımlardı. Okulda öğrendiği mimarlık dilini uyguladığı ilk yapı, öğrenciliğinde tasarlamaya başladığı, mühendislik formasyonuyla, betonarme projesine kadar çizdiği, Pendik’teki aile eviydi. Süreyyapaşa Sanatoryumu yarışması birinciliği sayesinde, 1954’te Rockefeller bursu ile gittiği Amerika seyahatinin mimarlığa bakışını güçlü bir şekilde değiştirdiğini anlatırdı. Kariyerinin her döneminde birikimlerini cömertçe yeni nesillerle paylaştı, kitaplar yazdı. İTÜ İnşaat Fakültesi’nde Mimarlık Bilgisi dersleri vermesinin yanında, Taksim’de ve sonra Nişantaşı’ndaki ofisi, pek çok mimarın yetiştiği bir okuldu. Taksim Meydanı’nın yaşayan tanığı The Marmara Oteli gibi, Cumhuriyet Meydanı ve Atatürk Anıtı’na fon oluşturan Büyük Efes Oteli ve Çankaya’yı karakterize eden İlbank Blokları da, üç büyük kentin toplumsal hafızasını güçlü imgelerle kuran yapılarıydı. Ama o aynı zamanda mimarının kim olduğu bilinmeden sevilen, fotoğrafı, sosyal medyada “like”lanan Lofça Palas’ın[4] mimarıydı. Begonvillerin sardığı yan cephesi, Antalya doğumlu oluşuna bir selamdı sanki. Mimari üretimleri yıllar içinde sürerken, alışveriş merkezleri gibi yeni tipolojileri denedi, Akmerkez’i tasarladı. Salt biçime indirgenemeyecek modernist bir tavır ve mimari etik konusunda tavizsizdi. Türkiye’de uzun yaşayan her mimar gibi tasarladığı yapılarının yıkıldığına, ona hiç danışılmadan kötü müdahalelerle değişimine tanık oldu.[5] Üzüldü evet, ama üretme heyecanını asla yitirmedi. Öğrenciliğinde hiç yapmamasının acısını çıkardığı pek çok maket yaptı ömrünün son yıllarında, sevdiklerine tasarladığı evleri, ince ince keyifle çizdi. Mimarlığın yoğun üretimini, karikatürler, fıkralarla, Oulipocu denemeler, felsefi yazılarla katmanlaştırdı ve merak etmeyi hep sürdürdü. Bunu yazmaktan kaçınıyorum apaçık… Biz, bilmiyorum, kaç kez vedalaştık. Bana bıraktıklarınızı okurken, ne okuyorsun diye soranlara, “Bir varmış bir yokmuş” dersin, demiştiniz; Fatin Bey, varsınız, buradasınız, bizimlesiniz...

NOTLAR

[1] Ne yazsam her şey eksik kalacak duygusunu ancak, yaşasaydı 100 yaşına basacağı doğum gününde onu daha iyi tanıtan bir yazı yazabilme ümidiyle bertaraf ediyorum.

[2] Söz konusu kitabın farklı yayınlarda bastırılmasıyla ilgili çabalarım sonuçsuz kaldı. Arzusu üzerine, kitabın bir kopyasını İTÜ Mimarlık Fakültesi Kütüphanesi’ne konulmak üzere, Fatin Uran’ın dekanlığa hitaben yazdığı nazik bir mektup ile ilettim. Metni dijital ortama aktarma ve mizanpaj konusunda destek olan Arş. Gör. Eda Adıgüzel’e teşekkür ederim.

[3] Konuyla ilgili olarak şu makaleye bakılabilir; Yürekli H.; Yürekli F., 2004 “İstanbul: ya 0.00 kotunda olanlar”, Mimarlık Bir Entelektüel Enerji Alanı, Yem Yayın, İstanbul.

[4]“Türkiye Mimarisi” Instagram ve Facebook sayfası

[5] Büyük Efes Oteli gibi İzmirlileri kentsel hafızasında çok güçlü izler bırakmış bir yapının, başka bir önemli mimarlık ofisi tarafından değiştirilmesiyle ilgili makale için, bkz: Tuna Ultav, Z., Savaşır, G., “The Erasure of History in the Remodeling of The Grand Efes Hotel in Izmir”, Interiors, cilt:3, sayı:3, ss.181-202.

Bu icerik 483 defa görüntülenmiştir.