423
OCAK-ŞUBAT 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Sunuş
    Editörler: T. Elvan Altan, Nurbin Paker Kahvecioğlu

  • Müşterekleşme Mekânları
    Pelin Tan, Prof. Dr., Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi; Misafir Araştırmacı, Thessaly Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK-DEMOKRASİ-KATILIM

Müşterekleşme Mekânları

Pelin Tan, Prof. Dr., Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi; Misafir Araştırmacı, Thessaly Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

Süregelen müşterekleşme pratiklerinin oluşturduğu ağları “eşik altyapıları” olarak adlandıran yazar, klişeleşmiş kentsel katılımcılık ve demokrasi tanımlarından bağımsızlaşan kolektif inisiyatiflerin sivil mücadelelerine işaret ediyor.

 

Kentsel teori ve mekân çalışmalarında artık kendine geniş yer bulan katılımcılık kavramının doğrudan demokratik hakları içermesi gerektiğini uzun sayılabilecek bir süredir biliyoruz. Bu haklar kamusal alanda eşit temsil edilmek, mekân üretiminde paydaş karar verici olmak; kent vatandaşlığı, kent hakkı, temel insan hakları gibi toplumsal kavram ve sözleşmeler ile siyasi-tarihsel süreç ve yönetişim yapısı içinde işleyen bütün mekanizmaları kapsıyor. Kentsel bir topluma doğru evrildiğimiz bu yüzyılda[1] kentsel vatandaşlığı, mekânsal adalet ve kolektif hafızayı çoğaltan bir toplumsal sözleşme ve ilişkisel altyapılar içinde ele almak gerekirse; Türkiye’de kentsel katılım ve demokrasiden bahsedebilir miyiz? Katılım ve demokrasi kavramlarını bu paradigma içinden konuşuyorsak eğer, klişeleşmiş varsayımlarla gerçek bir demokratik kamusal alan varmış gibi bir paradigmanın içinde yaşadığımızı düşünmek yerine bu illüzyonu daha net bir biçimde reddetmek, katmanlı ve çatışmalı bir kamusal alan ve mekân gerçekliği ile yüzleşmek gerekiyor. Farklı mekânsal ölçekler, farklı ekonomik ve siyasi mücadelelere karşılık gelir. Planlama ve mimaride kullandığımız mekânsal ölçek de toplumsal ve siyasidir. Bu bağlamda, kentsel vatandaşlık kimleri kapsar, kimleri dışarıda bırakır? Mülteciden öğrenciye, kırılgan ve güvencesiz olarak adlandırdığımız kesim, bu kapsamın neresindedir? Eğer katılım pratiği sadece bir mekân, arazi hak elde etme, yani mülkiyet talebi temelli bir hak arama değil, aynı zamanda kolektif mekânsal hafızayı da devam ettirmek ve çoğaltmak ise mekânsal adalet adına verilen mücadele kentsel katılımın neresinde, nasıl kendine yer bulur?

Kamusal alan ve katılımcı pratiklere dair mimarlık ve tasarım disiplini içindeki tartışmalar genellikle iki farklı temelde ele alınmaktadır. Bunların ilki tasarımın desteklediği, determinist bir sürece dayalı, toplum mühendisliği içeren, kentsel mekânı fiziksel olarak da kontrol altında tutmaya çalışan ve ideolojik söylemlerle desteklenen plancı anlayış; diğeri ise STK ve aracı inisiyatifler dahil edilerek tabandan gerçekleşen katılımdır. Katılımcı pratikleri, bu iki temellendirmeden başka çerçevelerde, toplumsalın farklı ağlarını ilişkilendiren modeller ekseninde düşünebilir miyiz? Meksikalı kent aktivisti ve mimar Miguel Robles-Duran (prof., The New School, New York) ile kentsel coğrafyacı David Harvey’in (prof., City University of New York) kurucularından olduğu Urban-Front derneği, tabandan katılım modellerinin belediye ve devlet kurumlarının uygulamalarına müdahale ederek daha adil şehirler yaratması anlamında “aracı” rolünü üstleniyor. Onlarca yıllık deneyime sahip Urban-Front derneğinin uzmanları, barınma hakları, çevresel adalet, halk sağlığı, kültürel eylem, şehir planlaması ve siyasi strateji gibi kritik konuları ele alıyor. Dernek aynı zamanda Ekvador Quito Belediyesi, yerel halk toplulukları ve İspanya Barcelona Belediyesi ile kentsel pedagoji ve yerelden katılım atölyelerini sürdürmekte. Urban-Front bu tür deneyimlerin, dikey katılım modellerinin yapısı gereği, çok kesintili ve bazen de başarısız olduğunu; bu nedenle interdisipliner uzmanlardan oluşan kent aktivistlerinin “aracı” görevi görerek süreçlere müdahil olması gerektiğini savunuyor. Kentsel aktörlerin kim olduğu, neyi ve hangi topluluğu temsil ettiği ise tam da bu bağlamda önem kazanıyor. Quito kentindeki deneyimleri yıllara yayılan Robles-Duran ve Harvey, Ekvator hükümetinin daveti üzerine 2014-2017 yılları arasında Toprak Hakkı Ulusal Strateji Merkezi’ni (CENEDET) kurarak burada halk meclisleri ve kentsel pedagojik altyapılar uyguladılar. Latin Amerika coğrafyasında yerel siyasetin güçlü etkisi, yerli toplulukların dekolonyal pratikleri ve yerel dinamiklerin deneyimleri ile bu süreç, başarı kadar tıkanıklık da barındırıyor.[2]

Katılımcılığı kolaylaştıran ve süreçleştiren inisiyatif ve meclisler, çoklu talep, karşılıklı güven, yatay örgütlenme ve temsiliyet problemleri gibi kırsaldan kente, yerli halkların yönetici aktörlere dönüşmesine kadar farklı ölçekler içermektedir. (Resim 1, 2)

Toplumsal kolektif bellek, insan ve insan olmayanlarla örülmüş karşılıklı etik, toplumsal kültürel-sınıfsal geçişlilik ve birliktelik içinde kamusal mekânı nasıl hayal edebiliriz? Toplumsal belleğin sürekli kırıldığı ve yitirildiği ya da ortak bir belleğin kamusal alana yansımasının önlendiği bir ülkede tabandan ve yerelden farklı müşterekleşme pratikleri kurmak mümkün mü? Bu müşterekleşme pratikleriyle ilgili stratejiler ve manevralar neler olmalı? Örneğin İlhan Tekeli’nin İzmir odaklı olarak geliştirdiği “komünite” kavramı ve bu kavramla ilişkili strateji önerileri, çok güçlü bir teknokratik planlama düşüncesi ihtiva ediyor.[3]

Oldukça soyut olarak ele alınmış bu “komünite” kavramının İzmir Basmane’deki kağıtsız göçmenler, Kadifekale’de yerinden edilenler, Torbalı tarlalarında çalışan Suriyeli göçmenler gibi İzmir’in kentsel siyasetinde çok da görünür olmayan toplulukları ne derece kapsadığı belirsiz. (Resim 3) Karşılıklı güven ve etkin toplumsal ilişkilerin öne çıktığı “komünite” kavramında sosyal sermaye üretiminin önemi vurgulansa da şehirlerde sosyal sermayenin yine belli kurum ve kişilerin kontrolünde olduğunu; yerinden edilen yerel topluluklarının sosyal sermayesinin etkinleştirilmiş bir toplumsal hafıza ve mirasa çevrilmediğini biliyoruz. Oysa günümüzde kentsel dönüşüm ve kamusal alanda baskı gibi normalizasyonla dönüştürülen her ölçekteki kentsel mekân; hak mücadelelerinin ortaklaştığı, farklı dayanışma modellerinin deneyimlendiği bir katılım pratiğine dönüşmek zorunda.[4]

Kesintili bir kamusal alan ve kentsel mekân, eşikler ve parçacıklar şeklinde, ancak sürekli etkinleştirilen bir toplumsal hafıza ve eylemsellikte var olabilir. Mimar Stavros Stavrides dünyadaki farklı kentsel mekân deneyimlerini örneklendirdiği birçok yazısında, müşterek mekânın üretimi ile siyasal özgürleşmeyi birlikte kavrar. Stavrides’te müşterek mekân ve müşterekleşme pratiği teknokratik bir temellendirme içermez: “Müşterekleşme pratikleri insanlar arasında yeni ilişkiler üretiyor. Paylaşma biçimlerinin örgütlenmesini ve ortak yaşamın vücuda gelmesini mümkün kılan yaratıcı karşılaşmaları ve müzakereleri teşvik ediyor. O halde müşterekleşme pratikleri sadece malları üretmekle ve dağıtmakla sınırlı kalmıyor; en temelde yeni toplumsal yaşam biçimleri, müşterekte-yaşama biçimleri yaratıyor.”[5]

Müşterekte yaşama biçimi sermaye birikimine karşı ve antikapitalist üretim örgüsüyle yeniden örülen toplulukları da içerir: “Kentsel dönüşüm tehdidi altında ve tasfiye edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir yerde yaşayan insana kendi konutunun yanı sıra mahallesini düşündürmek nasıl mümkün olacak?”[6]

sorusunu bir söyleşide soran ve mekânsal adalet mücadelesi adına kendisinden daha pek çok şey öğrendiğimiz gönüllü hukukçu Erbay Yücak ise İmece Evleri, Evsiz Depremzedeler Dayanışma Konut Yapı kooperatifleri ve 1Umut/Dayanışmacı Atölye pratiklerinden yola çıkarak benzer bir noktaya varır. (Resim 4)


EŞİK ALTYAPILARI

Yerellik etiğine dayalı heterojen ekonomik dayanışma modelleri,[7]

alternatif pedagojik inisiyatifler ve Yavuz Önen’in önerdiği gibi arşiv-hafıza çalışmaları,[8]

dayanışmacı eşik altyapıları oluşturma stratejilerinin en asallarıdır. Kent ve toplumsal dönüşümler, baskılar veya kolektif çalışmanın prekariteye dayanan süreksizliği gibi müşterekleşme sürecine dair kesintiler de bu stratejilerin sürdürülebilirliğini zorlar. Fakat mekânsal adalet için verilen mücadele farklı görsel temsiliyet ve bilgi üretim biçimleriyle (mimari, sanat, sosyal bilimler gibi) sürekli hale getirilebilir. Örneğin Diyarbakır Hevsel bahçelerindeki bostan ekim biçim etkinlikleri ile Gaia Ekoloji Derneği[9]

gibi alternatif toplumsal hafıza onarımı, iyileştirme, yeryüzü ile dayanışmacı ortak-yaşam pratikleri de kolektifler şeklinde devam etmektedir. (Resim 5) Artık İşler Kolektifi’nin ürettiği ArtıkMekân (Resim 6) gibi kentsel rant ve çatışmadan geriye kalan, artık mekânların kesintili hafızalarını arşivleyen pratikleri, Otonom Arşivleme olarak tanımlayabiliriz.[10]

Diyarbakır Hafızası projesi, dijital mecrayı kullanarak kent mekânın hafızasını farklı unsurlar ve bağlantılar üzerinden aktaran bir arşivlemeye örnek gösterilebilinir.[11]

Alternatif pedagojiler, farklı birlikte öğrenme pratiklerini içerir. Kolektif yöntemler, eylemlilik araştırmaları yani öğrenme süreci içinde kolektif mekânsal adalet adına verilen mücadelelerdeki angajman içinden öğrenme, mimarlık ve kent çalışmalarında doğrudan yer alması gereken pedagojik biçimlerdir. Mimarlık ve kent pratiğine dair Urgent Pedagogies (Acil Pedagojiler)gibi arşiv projeleri,[12]

dünyadaki farklı kentsel ve kırsal mücadelelerle, kendi toplumsal-siyasi koşulları içinde üretilmiş kolektif öğrenme inisiyatiflerini arşivlemektedir. (Resim 7)

Eşik altyapılar olarak tanımlamak istediğim müşterekleşme pratiğinin üretildiği stratejilerin arada kalmış altyapılarını farklı toplumsal, siyasal ve mekânsal ölçekteki ağları ve bilgi üretim biçimlerini bir araya getirir. Aynı bağlamda, eşik mekânlar Stavrides için de her zaman yeni ayrışma ve ayrıştırırken bağlantılandırma biçimleridir: “Eşik mekânsallığının, yani ayrıştırırken bağlantılandıran ve bağlantılandırırken ayrıştıran bir geçiş mekânsallığının, müşterekleşme yoluyla ve müşterek içinde üretilen mekânı karakterize ettiğini” belirtir. Ayrıca tıpkı “bir kapı eşiğinde olduğu gibi” eşiklerin “içeriyi dışarıdan ayıran sınırlar şeklinde” karşımıza çıkabildiğini fakat bu ayırmanın “aynı zamanda ve her daim bir bağlantılandırma işlemi” olduğunu açıklar.[13]

Kentsel mekânda, kenarında ve farklı ölçeklerde yer alan mahalle bostanları, mülteci işgal evleri, tarla kenarlarındaki göçmen kampları, talepler adına meydanlarda geçici ikameler, askıda emek ekonomileri gibi fiziksel mekânlarla var olan abu gibi ağları ben eşik altyapılar olarak tanımlıyorum.

Sonuç olarak, klişeleşmiş katılım ve demokrasi kavramları yerine; yaşayan bir mekânsal bellek için arşiv çalışmaları, mimarlık ve planlama için topluluklarla angajmanlı pedagojik inisiyatifler ve çapraz heterojen dayanıklı direnç ekonomileri gibi stratejilerimizi belirlememiz; bu stratejileri, göreceli mekânsal ölçekler gibi hem fiziki hem de sosyolojik çoklu parametreler içinde üretmemiz gerekmektedir.

* Fotoğraflar aksi belirtilmedikçe yazara aittir.

NOTLAR

[1] Güncel kentsel kuram son 20 yılda dönüşen kentlerin katmanlı bir kent sınıfı ve farklı ölçeklerde bir kent toplumu oluşturduğunu, toplumu kentsel katman ve ölçeklerden okumayı varsayar. Bkz: Sassen, Saskia; Pieterse, Edgar; Bhan, Gautam; Hirsh, Max; Falú, Ana; Ichikawa, Hiroo; Riffo, Luis; Tan, Pelin; Tarchopulos, Doris, 2018, “Cities and Social Progress”, Rethinking Society for the 21st Century: Report of the International Panel on Social Progress, (ed.) International Panel on Social Progress, Cambridge University Press, Cambridge, ss.187-224.

[2] el Robles-Duran ve David Harvey ile Qutio deneyine dair röportaj, bkz: Tan, Pelin, 2021, “The right to the territory “, (ed.) Magnus Ericsson, https://urgentpedagogies.iaspis.se/the-right-to-the-territory [Erişim: 9.12.2021].

[3] Tekeli, İlhan, 2020, İzmir İçin Kamu Alanı ve Kent Düzeyinde Bir Komünite Oluşturma Stratejisi, (ed.) Umut Kocagöz, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir.

[4] Tan, Pelin, 2020, “Practices of Commoning and Urban Citizenship”, Doing Tolerance: Urban Interventions and Forms of Participation, (ed.) Maria Castro Varela, Barış Ülker, Verlag Barbara Budrich, Berlin/Toronto, ss.155-170.

[5] Stavrides, Stavros, 2017, Müşterek Mekân - Müşterekler Olarak Şehir, (çev.) Cenk Saraçoğlu, Sel Yayıncılık, İstanbul, s.16.

[6] Çavdar, Ayşe; Tan, Pelin (ed.), 2015, İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali, Sel Yayıncılık, Istanbul, s.209.

[7] Bkz: Gibson-Graham, J. K., 2006, Postcapitalist Politics, University of Minnesota Press, Londra; 2020, Handbook of Diverse Economies, (ed.) Kelly Dombroski, Edward Elgar Publishing, Cheltenham.

[8] Önen, Yavuz, 2021, “’Toplum Hizmetinde’ Katılımcılık Modelleri Üzerine Düşünceler”, Mimarlık, sayı:420, http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=435&RecID=5383 [Erişim: 9.12.2021].

[9] Erbay, Vecdi, 2020, “Diyarbakır’da bir komün deneyimi”, https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2020/09/06/diyarbakirda-bir-komun-deneyimi [Erişim: 9.12.2021].

[10] Şen, Alper; Çelikaslan, Özge; Tan, Pelin (ed.), 2016, Otonom Arşivleme, Koza Görsel KSD, Artıkişler Kolektifi.

[11] “Diyarbakır Hafızası”, https://diyarbakirhafizasi.org [Erişim: 9.12.2021].

[12] “Urgent Pedagogies”, https://urgentpedagogies.iaspis.se/ [Erişim: 9.12.2021].

[13] Stavrides, 2017, s.18.

Bu icerik 599 defa görüntülenmiştir.