423
OCAK-ŞUBAT 2022
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Sunuş
    Editörler: T. Elvan Altan, Nurbin Paker Kahvecioğlu

  • Müşterekleşme Mekânları
    Pelin Tan, Prof. Dr., Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi; Misafir Araştırmacı, Thessaly Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

İzmir Bu Yaz “tasarım ile” Hareketlendi

Şebnem Yücel, Prof. Dr., MEF Üniversitesi Mimarlık Bölümü

İzmir’in bir tasarım kenti olma sürecine ilişkin kısa ancak kapsayıcı bir altlık sunan yazar “tasarım ile / with design” projesini ve proje kapsamında gerçekleştirilen çalışmaları, amaçları ve etkileriyle değerlendiriyor.

 

“tasarım ile / with design”, Kültür için Alan desteğiyle NomadMind çatısı altında gerçekleşmiş bir proje. Projenin merkezinde beş tasarımcının İzmir’de farklı kamusal alanlarda kentliyle deneyime ve etkileşime açık, dört yerleştirmesi yer alıyor. Bu yerleştirmelere geçmeden önce projeden, amaçlarından ve projeyi ortaya koyan ekipten kısaca bahsetmek gerek.

“tasarım ile / with design” genç, İzmir tasarım çevresinde aktif olarak üreten, çalışmalarında daha önce de kenti ve kentliyi odağına almış, farklı disiplinlerden gelen bir ekip tarafından ortaya konmuş bir proje. Proje koordinatörlüğünü yürüten üç kişi var: mimar Çiçek Ş. Tezer Yıldız, grafik tasarımcı ve akademisyen Emre Yıldız ile mimar Cansu Pelin İşbilen. Çiçek ve Emre aynı zamanda NomadMind’ın kurucu ve yürütücüleri. Projenin asistanlığını daha önce farklı sanat kurum ve etkinlikleri için içerik koordinatörlüğü, etkinlik planlama ve organizasyon işlerini de yürüten ve İngilizce öğretmeni olan M. Hande Bozbıyık yapıyor. Projenin dokümantasyonu, belgesel film yapımcısı Mert Çakır tarafından yürütülüyor. Ekibin son elemanı da teknik prodüksiyondan sorumlu, heykel sanatçısı Onur Kocaer. Fakat bu ekibi sadece eğitim aldıkları alanlar ve mesleklerle tanımlamak zor. Ekip elemanları yıllar içerisinde birlikte ya da farklı gruplarla oluşturdukları -ve halen parçası oldukları- Geçici Müdahale Platformu, NomadMind ve Aylak Mutfak gibi oluşumlar, İzmir Akdeniz Akademisi tarafından düzenlenen İyi Tasarım İzmir’in atölye, etkinlik ve organizasyonlarında aldıkları görevler ve yürüttükleri TANDEM “Cultural Managers Exchange Turkey – EU” projeleriyle kenti, kentliyi merkezine alan ve sorgulayan bir sanatçı / tasarımcı profili oluşturuyor. Ayrıca projeleri için zaman zaman kurdukları uluslararası ortaklıklarla da tartıştıkları ve daha doğrusu dert edindikleri konuların kısıtlı bir çevreyi ilgilendirmekten öteye giden, farklı coğrafyalarla ortak paydalarda buluşan fikirler olduğunu ortaya koyuyorlar.

Projenin internet sitesi “tasarım ile, tasarım kenti kimliğiyle öne çıkan İzmir’de tasarım aktörlerini ve kentliyi, tasarım ve kent ilişkisi üzerine sorular üretmek ve bu yolla birlikte düşünmek üzere davet eder”[1] sözleriyle açılıyor. Yerel yönetim ve çeşitli kurumların İzmir’i bir tasarım kenti olarak öne çıkarmak istediklerini ve en azından bir yirmi yıldır bu konuda çalıştıklarını söylemek mümkün. 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve İzmir’i “uluslararası bir ‘Kültür, Sanat ve Tasarım Metropolü’ haline getirmenin yollarını, katılımcı bir çerçevede, kültür profesyonelleri, kültür aktörleri ve sanatçılarla birlikte aramak”[2] için düzenlenen Kültür Çalıştayı bu çabaları hızlandıran bir toplantı oluyor. Çalıştaydan iki yıl sonra, 2011 yılında da Tasarım Forumu[3] düzenleniyor. Bu iki toplantının sonucunda ilk olarak 2012 yılında “İzmir’i Akdeniz’in kültür, sanat ve tasarım kenti” yapma yolunda çalışmalar yürütmek üzere belediye bünyesinde Akdeniz Akademisi kuruluyor ve onu takiben İzmir Deniz[4] ve İzmir Tarih[5] projeleri oluşturuluyor, uygulamaları başlıyor. Bunlar, kuşkusuz, sürdürülebilir bir kent gelişim politikası oluşturma, kentin değerlerini ön plana çıkartarak mümkün olduğunca katılımcı politikalarla kentliyle buluşmasını sağlama açısından önemli adımlar. Fakat İzmir’i bir kültür, sanat ve tasarım metropolü yapmak için yolun sadece başı sayılabilirler.

Bir kent nasıl “tasarım kenti” olur? Bir marka kent olarak bu işin nasıl yapılacağı belli, iki yol var: Birincisi, Dünya Tasarım Örgütü’nün seçimiyle “dünya tasarım başkenti” unvanını almaktan geçiyor. Diğeri ise UNESCO’nun Yaratıcı Kentler Ağı’na “tasarım kenti” unvanıyla dahil olmak. Şimdilik Türkiye’den “tasarım kenti” unvanıyla bu ağda yer alan, sadece 2017 yılında seçilen İstanbul var. İzmir, 2020 Dünya Tasarım Başkenti olmak üzere adaylık başvurusunu 2017 yılında yapmış. Sonuç olumsuz gelmiş ama bu başvuru süreci ciddi bir toparlanmaya ve kendine bakışa vesile olmuş. İzmir bu sene de Yaratıcı Şehirler Ağı’na adaylık başvurusunu yaptı, sonuç bekleniyor. Bu iki unvanın da kendi başvuru mekanizmaları ve süreçleri var elbette. Bu süreçler bize en azından, unvanı veren kurumların bir tasarım kentinden ne beklediklerine dair fikir veriyor. Fakat belki de esas görevleri şehirlerin promosyonlarına katkıları. Her ikisi de endüstri sonrası diyeceğimiz bu yeni kapitalist / neoliberal evrede şehirlerin gelirlerini kültürel aktiviteler ve etkinliklerle destekleyecek, dönüşümlerine yön verecek ve önemleri bu anlamda azımsanmayacak unvanlar. Bu unvanları almak bir tasarım kenti / başkenti olmaya yeter mi, o ayrı tartışma.

İzmir henüz “tasarım kenti” olarak tanınmasa da bu unvanlardan bağımsız, bir tasarım kenti olma yolunda kararlı olduğunu gösteriyor. Bunun için tasarımın, kentlisiyle sahip çıkılan, bir fikir olarak tezahürü kentteki gündelik hayatta yer alan, deneyimlenen, o kentteki üretimlerde önemli bir yere sahip olan bir bilinç, kalıcı bir durum, sürdürülebilir bir gerçeklik olabilmesi gerekiyor. Bu seviyeye ulaşmak için uzun bir süreçten geçmek de şart. “tasarım ile / with design” ekibi İzmir’in bir tasarım kenti olma vizyonuna katkı sağlamak niyetiyle yola çıktıklarını dillendiriyorlar. Projenin internet sitesinde de belirttikleri “İzmir’de ‘daha geçirgen’ bir tasarım algısının ve kentlinin farkında olduğu, yorumladığı ve sürekliliğini talep ettiği bir tasarım anlayışının gelişmesi için uygun iklimin yaratılmasına katkı sağlama”[6] hedefi de bu niyetlerinin başka bir şekilde dillendirilme şekli. Bu hedef, projenin odağında yer alan dört ayrı, tasarım odaklı mekânsal müdahaleyi gerçekleştirecek davetli tasarımcılara düşünmeleri ve yerleştirmelerini geliştirmeleri için verilmiş bir hedef aynı zamanda.

Etkinliklerin başlangıç işareti 9 Haziran 2021 tarihli çevrimiçi forumla verildi. İzmir’in “tasarım kenti” başvuru süreçlerine de dahil olmuş Elif Kocabıyık ve Cenk Hasan Dereli’nin başlangıçta sunum yaptıkları forum daha sonra İzmir, tasarım kültürü ve tasarımcılar arası iletişim ve etkileşim ekseninde tartışma ve konuşmalarla devam etti.

“tasarım ile / with design”ın ilk kentsel yerleştirmesi Derya Özkan ve Ayşenur Onaran tarafından 18 Ağustos’ta Buca Kent Evi’nde gerçekleşen sergi açılışı ve film gösterimiyle halkla buluşan “Burada Eskiden Sinema Vardı” projesi oldu. (Resim 1) 1950-1990 yılları arasında Buca’da koruma altındaki eski kent dokusunda aktif olan fakat günümüze erişememiş sinemaların izini süren ekip bu dönemde aktif olan on dört sinema tespit ediyor. Kentin gündelik yaşamında ve kentlinin hafızasında önemli yeri olan bu sinemaları halkla ve zamanında bu sinemalarda çalışan kişilerle yaptıkları söyleşilerle arayıp bulan ekip, her bulduğu yapıyı “Burada Eskiden Sinema Vardı” etiketiyle işaretleyip, bu etiketin yanına yerleştirdikleri QR kodla da isteyenleri dijital haritada gezintiye çıkarıyor. (Resim 2) Bu dijital harita sayesinde insanlar Buca’da alternatif bir geziye çıkma fırsatı buluyor. Proje ekibinden Derya Özkan’ın kapanış forumunda belirttiği gibi bu araştırma ve projenin merkezinde nostaljik bir bakış yok. Burada kentin dönüşümü mercek altına yatırılıyor ve proje “şehrin hafızasını mekânın süregiden toplumsal üretiminin gayri maddi ve aktif bir parçası olarak ele alıyor”.[7] Böylece yıkılan, farklı işlevlerle dönüşen ve harap durumda olan eski sinema yapıları üzerinden kentsel, ekonomik ve sosyal dönüşümün hikayelerine odaklanmak mümkün oluyor.

İkinci yerleştirme Tansel Özalp’in “Ayna, Ayna...” isimli çalışması. (Resim 3) Birbirine 120 derecelik açıyla bağlanmış, önü ve arkası yansıtıcı yüzeyden oluşan 120’ye 240 santimetre boyutlarında üç panelden oluşan yerleştirme, kentliyle ilk olarak 1 Eylül’de Bornova Küçük Park’ta buluştu. Eylül ayı boyunca da Kemeraltı ve Bostanlı’ya taşındı. “Kentin ve kentlinin tasarımla ilişkisine dair üstencil bir dil içermeyen ama duruma dair de bir şey söyleyen tasarlanmış bir ürün, bir yerleştirme”[8] oluşturmak üzere yola çıkan Özalp’in hedefine ulaştığı söylenebilir. Bir grafik tasarımcı olan Özalp’in körleşip görmemeye başladığımız fakat sürekli görünür olmaya çalışan ticari tabelaları, mağaza vitrinlerini ve tüm karmaşayı fark edilir hale getirirken bunu bir tasarımcı üst bakışına kaçmadan, kentle kendi dışımızda bir şeymiş gibi değil de tam içinden, bir parçası olarak yüzleşmemizi sağlayan bir iş. Özalp’in kapanış forumunda ortaya koyduğu sorular da bu hassasiyetini ve projenin arkasındaki sorgulamayı çok güzel tanımlıyor: “Kendi imgemize bu denli meftunken herkesin kendini görünür kılmaya, kendine yer açmaya çalıştığı bu çağda, bu çetin mücadelenin içindeki dikkatimizi oradan nasıl çekip alabiliriz? Çekip aldığımız dikkati, bizi kuşatan tasarım nesnelerine ve hatta onların niteliğine nasıl yönlendirebiliriz?”[9] Özalp’in sunumunda anlattığı gibi aynalar sayesinde tersinden görünür kılınan arka plan, alışıldık görüntüyle bir yabancılaşmaya neden olurken, bir yandan da kenti yeniden fark etme olasılıklarını kendinde barındırıyor. (Resim 4)

Onurcan Çakır’ın yerleştirmesi “ALTyapı”nın açılışı ise 15 Eylül’de Konak Pier üst geçidinin İzmir Vergi Dairesi önündeki ayağında gerçekleşti. Kentte yaya trafiğinin çok yoğun olduğu bu noktada, insanların parke taşlarının altında ne olduğunu çok düşünmeden basıp geçtikleri zeminin altında hayatımızı kolaylaştıran, gündelik yaşamda vazgeçilmez olan elektrikten suya pek çok hizmeti bize ulaştıran altyapıyı ve fazlasını görünür kılmayı amaçlayan bir yerleştirme. Çakır şöyle anlatmış: “Şehirde yalnızca altyapının değil, doğal olan birçok şeyin üzeri yine insan yapımı şeylerle kapalı. Toprak, kayalar, ağaç kökleri, böcekler; neredeyse hiç görünürlüğü yok tüm bunların. Görmediklerimizi -ama görmesek de aslında orada olmaya devam edenleri- hatırlamak için bir yerleştirme bu. Kent, birçok katmandan oluşuyor ve bu katmanların fiziksel olanlarını biraz açarak, bakmak isteyenlere yakından gösteriyoruz.”[10] Bu göstermeyi, şehrin işleyişini tümden bozmamak adına bir atölyede kalıplar içine yerleştirilmiş boru ve kablolara dökülmüş epoksi parçalarla, bir nevi tasarım objeleriyle gerçekleştiriyor Çakır. (Resim 5) Yerlerinden kaldırılan parke taşı gruplarının yerine sığacak bu özel olarak tasarlanmış renkli ve parlak “objeler” her ne kadar yaya akışını etkilemeyecek şekilde diğer taşlarla hemzemin yerleştirilmiş olsa da dikkat çekiyor ve yeraltındaki görünmez kentsel katmanları hayatın akışının içine sokuyor. (Resim 6)

“tasarım ile / with design” projesi kapsamında oluşturulan son yerleştirme, içlerinde kalıcı olmak üzere yerleştirilmiş tek çalışma: Kordon Platform. Metehan Özcan bu yerleştirmeyi İzmir’in hafıza mekânlarına ve bu mekânların nasıl hatırlandığına dair süregelen çalışmalarının bir uzantısı olarak tasarlıyor. Yerleştirmenin odağında, 1960’lı yıllarda Alsancak Kordon’da denize uzanan bir platform ve bu platform üzerinde sırayla yer almış Altay Spor Kulübü Lokali, Disko Karina ve Palet Restaurant var. (Resim 7) Bu platform 1998 yılında hızlı otoyol projesi nedeniyle yıkılırken, sökülen Palet Restaurant yapısı Bayraklı’da yeniden kuruluyor ve kıyı da yol inşaatı için dolduruluyor. Meslek kuruluşları ve sivil inisiyatiflerle otoyol inşaatı durdurulunca bu dolgu alan kamusal bir yeşil alana dönüşüyor. Özcan’ın yerleştirmesi Kordon’daki bu dolgu yeşil alan üzerinde yok olan platformun köşelerini mermer kaideler yardımıyla işaretliyor. Eski fotoğraf, harita ve kartpostallardan koordinatları tespit edilen platformun köşelerini işaretleyen mermer kaideler 85’e 85 santimetre boyutlarında ve 50 santimetre yüksekliğinde. (Resim 8) Yerleştirmenin esas amacı, bu platforma ve platformda son olarak yer almış, kentli için bir hafıza mekân olan Palet Restaurant’ın kentin öbür ucuna taşınmasına işaret etmek. Ancak bu yerleştirme, bir yandan da kentin yakın tarihinde yer almış ve kentsel morfolojiyi önemli ölçüde etkilemiş bir deniz dolgusunu, otoyol projesini, ona karşı organize olmuş bir “kentsel hak arama”yı da kentliye hatırlatıyor. Projenin bir parçası olarak Bayraklı’da yer alan eski Palet Restaurant üzerine yerleştirilen bir plaket de bu mekânın yolculuğuna ve terk etmek zorunda kaldığı eski yerine işaret ediyor.

Projenin son etkinliği 3 Kasım 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleşen Kapanış Forumu oldu. Ekibin giriş konuşmalarını yaptığı forum, davetli tasarımcıların yerleştirmelerini sunmalarıyla ve tartışmalarla devam ederek geleceğe dair bir yol haritası üzerine yapılan konuşmalarla sonlandı. Bütün yerleştirmelere birlikte bakıldığında netleşen ve forumda Onurcan Çakır’ın da belirttiği gibi, bu çalışmaların ortak noktası kentte görünmez olanı görünür hale getirmeleri. Her biri kentliyle farklı bir şekilde iletişime geçse de etiketleyerek, yansıtarak, açığa çıkartarak ve sınırlarını belirterek işaretledikleri kentin gündelik hayatına karıştılar ve bu akışta kentlinin, bu kentin geçmişine, bugününe, derinliklerine ve farklı kıyılarına tasarım üzerinden bakmasına vesile oldular. Fakat eminim ki daha en başından itibaren, yerleştirmeler için alınması gereken izinlerle başlayan ve yerleştirmelerin bileşenlerinin üretimleriyle devam eden süreçte yaşananlarla, belediye görevlileri, işçileri ve atölye çalışanlarıyla bu proje, kentliyle etkileşime geçmeye başlamıştı zaten. Projeyi gerçekleştirmek için ekibin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin farklı birimlerinden küçük atölyelere, sivil toplum kuruluşlarından daha güçlü ticari kuruluşlara oluşturdukları işbirliklerinin de altını çizmek lazım. Verilen bütün emeklerin, İzmir’in gerçek bir tasarım kenti olması yolunda değerli katkılar olduğunu düşünüyorum. Sonunda “tasarım kenti” unvanını almayı başarsa da başarmasa da İzmir şanslı bir şehir. Bu şehri seven ve umursayan bir tasarımcı grubu var. Bu sevgi de karşılıksız kalmayacak diye düşünüyorum.

NOTLAR

[1] “tasarım ile / with design”, https://www.tasarimile.net [Erişim: 26.11.2021]. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler projenin YouTube kanalına da bakabilir: https://www.youtube.com/channel/UCMFcwbYII7YsIgW7QQ4GYMA [Erişim: 26.11.2021]

[2] 2009, İzmir Kültür Çalıştayı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir, s.10, https://www.izmirelele.com/Extras/file/kulturcalistayi.pdf [Erişim: 21.11.2021]

[3]2012, İzmir Tasarım Forumu, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir, http://www.izmirdeniz.com/YuklenenDosyalar/Yayin/YayinDoc/Tasarım%20Formu%202011.pdf [Erişim: 21.11.2021]

[4] Projenin başlangıcını 2012 olarak almak yanlış olmayacaktır, bkz: 2012, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir, http://www.izmirdeniz.com/CKYuklenen/dokumanlar/kiyi_tasarim_tasarim_stratejisi.pdf [Erişim: 21.11.2021]

[5] İzmir Tarih projesi 2013 yılında başlar, bkz: “Hakkımızda”, İBB İzmir Tarih Projesi, http://ibbizmirtarih.com/hakkimizda/ [Erişim: 21.11.2021]

[6] “tasarım ile / with design”, https://www.tasarimile.net [Erişim: 26.11.2021]

[7] “There Used to Be a Movie Theatre Here”, https://www.tasarimile.net/there-used-to-be-a-movie-theater-here/ [Erişim: 26.11.2021]

[8] 3 Kasım 2021, “tasarım ile / with design - Kapanış Forumu / Closing Forum”, https://youtu.be/jGAZ2U-PFkA [Erişim: 26.11.2021]

[9]3 Kasım 2021, “tasarım ile / with design - Kapanış Forumu / Closing Forum”, https://youtu.be/jGAZ2U-PFkA [Erişim: 26.11.2021]

[10] “Infrastructure”, https://www.tasarimile.net/infrastructure/ [Erişim: 26.11.2021]

Bu icerik 507 defa görüntülenmiştir.