357
OCAK-ŞUBAT 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • 2010’un Ardından
    Deniz İncedayı, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü; Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Başkanı

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ OLARAK İSTANBUL

2010 Tecrübesi, Kültürü Deneysel ve Stratejik Düşünmeliydi

İsmail Ertürk, Akademisyen, Manchester Üniversitesi

İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olma serüvenini, Avrupa Birliği’ndeki bu uygulamanın amaçları gözönüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü ancak böyle bir çerçeve içinde yerel yönetim, sivil toplum kurumları, kültür kurumları ve kültürle uğraşan kamu ve özel kesimden profesyonel kişiler, sanatçılar, Avrupa Kültür Başkenti olmanın bir yıllık bir süreye sıkıştırılmış bir etkinlikler toplamı değil, o kentin orta vadeli kültür politikasının bir parçası olduğunu görebileceklerdir. Avrupa Kültür Başkenti uygulaması, 1990’lı yıllardan bu yana, Avrupa Birliği’nin kültürel alanda yenilik ve atılım dinamizmi yaratmak amacıyla değil; sanayi sonrası iktisadi çökme içine girmiş Avrupa şehirlerini yeniden canlandırmak için kullandığı bir politika. Glasgow, Bilbao, Liverpool, Essen vs. bunun en görünür örnekleri. Bu yüzden de yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşları, kendi kentlerine uygun bir yönetişim modeli çerçevesinde, Avrupa Kültür Başkenti oldukları yıldan çok daha önce hazırlıklara başlıyor ve Avrupa Kültür Başkentlikleri bittiğinde de geriye önemli ve sürdürülebilir mimari, kültürel ve kentsel dönüşüm yatırımlarının, kurumlarının kalmasını amaçlıyorlar. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti unvanını orta vadeli bir strateji çerçevesinde kullanmamasını başarısızlık olarak görmeliyiz.

Önemli her Avrupa Kültür Başkenti, bu unvanı dönüştürücü nitelikte kullanırken mimariye ağırlık verdi. Bilbao, Barselona, Glasgow, Liverpool, Essen örneğin, yeni müzeler ve onarım projeleriyle kendilerini bir bakıma kültürel açıdan radikal biçimde yeniledi, kent estetiğine yeni ve modern bir yorum getirdiler. İstanbul, Avrupa Başkenti olan kentlerden tarihsel mirası açısından ve ekonomik dinamizmi açısından karşılaştırılamayacak denli ileri olsa da; mimari açıdan, kentin bazı bölgelerine müdahale açısından bir hayli geride kaldı. İstanbul 2010, İstanbul’un mimari estetiğine ve kentin dönüştürülecek bölgelerine şehircilik açılarından dönüştürücü, vizyon sahibi ve İstanbul’un 21. yüzyıldaki iddialarını öne çıkartacak müdahalelerde bulunamadı. Hatta bu konuda bir tartışma ortamı bile yaratamadı. İstanbul’la birlikte Avrupa Başkenti olan Essen kenti örneğin, “Metropolisi Yeniden Tasarlamak” adlı projesiyle Almanya’nın Ruhr bölgesindeki mimari manzaranın, eski sanayi binalarının, yenilikçi inşaat tasarımı ve deneysel çalışmalarla dönüştürülerek nasıl değiştiğini tartıştı ve gösterdi. (Resim 1, 2) İstanbul da, 2010 fırsatı kullanıp, önemli bir tarihî kent olarak, mimari açıdan geleceğe nasıl hazırlandığını en azından tartışmalıydı.

Avrupa Kültür Başkenti olmak, İstanbul’u zorunlu olarak Avrupa Birliği içinde, kültür politikaları ile ilgili kurumlarla bir diyalog içine soktu. Bu diyalog, İstanbul’un kültür sermayesini zenginleştirici bilgi aktarımı ve bilgi değiş-tokuşuna dönüştürülebilirdi. Kent ve kültür, kültür temelli kentsel dönüşüm konularında Avrupa’daki örneklerin iyi ve kötü yanlarından dersler çıkarılabilirdi örneğin. İstanbul 2010, Avrupa Birliği bağlantılı bir etkinlik olduğundan kaçınılmaz olarak Türkiye’deki kültür kurumlarının bazıları, Avrupa Birliği’ndeki kültür kurumları ağı içine girdi ve bunun sonucu olarak kültür alanında çalışan profesyoneller kültür ve toplumsal sermayelerini artırdılar. İstanbul’un kültür ve toplumsal sermayesi de olumlu etkilendi çünkü Avrupa Birliği ile kültürel bağlar bürokratik nedenlerle geliştiğinden, pek çok kurumlar arası ilişkiler, kültürel değiş-tokuş arttı. Yalnız bu niceliksel, kültür ve toplumsal sermaye artışının niteliksel bir iyileşme sağladığını sanmıyorum. Kültür alanında kendine yeni bakış açıları ve yönler katan bir İstanbul göremedik. Fiziksel kültür altyapısına da, dünyada benzeri olmayan, yaratıcı yeni bir şey eklenmedi. İstanbul’un Avrupa’daki görünürlüğü, Avrupa medyası ve AB’nin kültür politikaları ile ilgili kurumları aracılığıyla arttı. Avrupa’da, İstanbul’a, kültür nedeniyle ilgi duyan yeni bir küme doğdu. İstanbul’da çağdaş kültür etkinliklerinin olduğunu, İstanbul’un yalnızca tarihsel mirastan ibaret olmadığını Avrupa’da ve dünyadaki bir küme kültürle ilgili kişiye yansıttı. Ancak, İstanbul’da oturanlar için ve Türkiye’nin İstanbul dışındaki vatandaşları için İstanbul’un bilinen portresinde vizyon değiştirici bir değişiklik olmadı.

Kültür etkinlikleri olarak, niteliksel açıdan, İstanbul’da zaten olmayan yeni bir şey olmadı. Çeşitlilik de artmadı. İstanbul’da zaten gerçekleşen şeyler sayıca arttı. Bu açıdan, 2010 İstanbul’a yeni bir şey eklemedi. Demek istediğim, gerçekten yaratıcı, dünya kültür kamuoyunu etkileyici bir etkinliğe rastlamadım. En büyük eksiklik, kültür üzerine özgün bir vizyon geliştirme fırsatının düşünülmemesi. Önemli ölçüde taklit etkinlikler yapıldı. Pek çok şeyden biraz şeyler yapılacağına, az sayıda alanda dünyada ses getiren işler yapılabilirdi. Giderek homojenleşen dünya kentlerine eleştirel bakan mimari projeler geliştirilebilirdi. Tarih ile modernlik ilişkisi çerçevesinde şehircilik, teknoloji ve mimarlık alanlarında İstanbul’a yeni kazanımlar sağlanabilirdi. İstanbul’un mimari estetiği üzerine önemli bir tartışma başlatacak girişimler yapılabilirdi. Göçmenler, Doğu ile Batı ilişkileri, edebiyat, görsel sanatlar ve müzik alanlarında çok özgün biçimde ve dünyada ses getiren kültür faaliyetleri düzenlenebilirdi. Örneğin çağdaş çok ünlü bir besteciye yeni bir opera ya da senfoni komisyonu verilebilirdi. Asya sahne sanatları ile Batı sahne sanatları arasında ilginç diyalog örnekleri komisyonları verilebilirdi. İlk kez sahnelenen özgün ve çarpıcı, kültür vizyonu dolu yapıtlar düşünülebilirdi. Hem Türkiye hem de Avrupa’nın kültür insanlarına başka zaman alamayacakları riskleri denemelerine olanak sağlanabilirdi. Etkinliklerin çoğu maalesef İstanbul’da zaten gördüğümüz, görebileceğimiz sıradan şeylerdi. İyi seçilmiş ve tasarlanmış temalar çerçevesinde, edebiyat, görsel sanatlar ve müzik alanlarından bir dizi, dünyada ilk kez yapılan etkinlikler gerçekleştirilmeliydi. Tematik olmasa da, yapılan onca etkinlik içinde niteliği ve kalıcı özellikleri açısından olumlu bulduğum sergi ve projeler de yok değildi. Adalar Müzesi projesi, İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali, Bizantion’dan İstanbul’a: Bir Başkentin 8000 Yılı Sergisi, Hussein Chalayan Programı (Resim 3) benim önemli bulduğum, İstanbul 2010’un İstanbul’un kültür yaşamına eklediği kalıcı nitelikte özgün etkinlikler. Avrupa Birliği’ndeki kültür politikalarının, Asya ve Kuzey Amerika’daki kültür politikalarının artık “yaratıcı ekonomi” ve “yaratıcı şehir” politikalarına dönüştüğünü ve İstanbul’un bu yeni gelişmeler çerçevesinde öncü bir yere gelmesi gerektiği temalı 21. Yüzyılda Yaratıcı Şehir ve Ekonomi Sempozyumu’nu da önemli buluyorum.

Avrupa Kültür Başkenti uygulaması, ekonomik dinamizmini yitirmiş ya da ekonomik dinamizmini yeni bir kanala sokmak isteyen Avrupa kentlerinin kültürü temel alarak canlanmasını amaçlar. İstanbul’un ise bu tür dinamizme ihtiyacı yok. Ancak, İstanbul’un ekonomik ve kültürel dinamizminin bir formatı, biçimi de yok. Onu başka kentlerden ayırıcı, özgün girişimler yok. O yüzden İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti unvanını, varolan dinamizmini, kültür, mimarlık, tasarım ve sanat alanlarına yapacağı özgün yatırımlarla formatlama tartışmasını başlatabilir ve bu konuda özgün adımlar atabilirdi. Bugünlerde kendine bölgesel güç hikayesi yaratmak isteyen bir ülkenin, İstanbul gibi bir kültür sermayesini nasıl kullanacağını bilmemesi, hikayesinin içinin boş olduğunu gösterir bence. Fransa’nın, 2009’u Türkiye yılı yaparak, öbür Kuzey Akdeniz ülkelerine de değişik yıllarda aynı unvanı vererek, Akdeniz bölgesinde, kültür alanında etkinliğini nasıl pekiştirdiğini gördük. İstanbul, “2010 Kültür Başkenti” unvanını, hem İstanbul’un dinamizmini özgün biçimde formatlayacak hem de Avrupa Birliği ve içinde olduğumuz bölge açısından alternatif ve yenilikçi sayılabilecek bir kültür deneyimine dönüştürmeliydi.

Bu icerik 4219 defa görüntülenmiştir.