357
OCAK-ŞUBAT 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • 2010’un Ardından
    Deniz İncedayı, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü; Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Başkanı

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ OLARAK İSTANBUL

İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyetin Modern Kentine: Henri Prost’un İstanbul Planlaması (1936-1951)

Ali Cengizkan, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Erken Cumhuriyet dönemi yönetimleri tarafından eski İmparatorluk başkenti olması nedeniyle “ihmal edildiği” söylenegelen İstanbul’un planlaması konusunda en kapsamlı araştırmalardan birisi, bizi o dönemin plancı aktörlerinden en önemlisi ve plan düşüncesi etkisi en kapsamlı ve derin olan Fransız plancı ve eğitimci Henri Prost ile “sonunda” tanıştırdı: Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet’in Modern Kentine: Henri Prost’un İstanbul Planlaması (1936-1951)” başlıklı sergi 3 Mayıs 2010 tarihinde açıldı ve sergiye eşlik eden kapsamlı kitap aynı tarihte yayımlandı. Sergi ve kitabın ve onları izleyecek yeni çalışmaların, planlamaya geleceği kurma aracı olarak bakmanın en düşük düzeye indiği, merkezî ve yerel otoritenin “Gerekirse planlamayı kaldırır, plancıları sustururuz” anlayışı içinde olduğu bir dönemde gerçekleşmesi, tarihin sunduğu bir parodi sayılmalı.

Modern kent özellikleri, çağdaş kentte barınma ve yaşam, ulaşım, üretim, sağlık, eğitim, hizmet ve benzeri sektörlerin planlı ve sürdürülebilir biçimde kurgulanmasından geçer. Oysa tıpkı Ankara’nın başkentlik özelliklerini kazandırmaya yönelik girişimlerin karşlaştığı gibi, İstanbul’daki planlama ve planlı yönetim arayış ve hazırlığı da sekteye uğramıştı. Planlamayı ve planlı olmayı, planın kağıt üzerindeki varlığına indirgeyen, uygulanmayan planları ilgili kurumlar ve belediyelerde bekleyen, Jansen ve Prost’un ayrı ayrı katkılarından olan yıllık-beşer yıllık gelişme planlarına tahammül edemeyen bir kent planlama ve şehir mimarlığı kültürümüz var bizim. O kadar ki, bir yandan şimdi güncellikleri 50-80 yıllık bir geçmişte kalan bu belge ve birikimin malzemesi üzerinde akademik çalışma bile yapılmasını önleyici her türlü kollama, gizleme, unutturma “önlemi”(!) alınırken , öte yandan 3. Boğaziçi Köprüsü’ne ilişkin program, plan ve gerçekleşmenin kendisinin günyüzüne çıkması; eski deyişle “idare”nin, yeni deyişle yerel ve merkezî iktidarın iradesi içinde gerçekleşmekte. Tarih araştırması ile güncel mimari tasarım ve planlama çalışmasının arasındaki bağları ve geçirgenliği vurgulamanın yeri ise burası olmasa gerek.

Sonuçta, bugün önümüzde şöyle bir İstanbul var: Büyüklüğü ve gelişmesi, bırakın planlanması ve yön verilmesini, denetlenemiyor ya da anca “büyük birader” gibi izlenebiliyor. Geleceğin metropol kentlerine ilişkin güncel bir araştırmada, belediye sınırları içinde 12.7 milyon (metropol bölgede 15 milyon) kişi barındırıyor; yani benzeri Şangay, Mumbai ya da Sao Paolo olan programsızca irileşen bir kent. Bu nüfus artışı ile 1950’den beri % 1000 sayısına ulaşan nüfus artışı ile 78 OECD metropol kenti arasında en başta; yani modern planlamayla şehirleşme zaman aralığını yakalayamayan bir kent. 5.343 km2’lik belediye sınırlarının % 16’sında yerleşim olduğu halde, metropol alanı da 5.343 km2 olan tek metropol; yani dağınık yerleşim değil, saçılmış bir yerleşim. Limanlarını düzenli ve istikrarlı oluşturamayan, deniz-kara-raylı ulaşımının gelişimini sürdürülebilir biçimde kuramayan bir kent. Bu durumda, 1936 ile 1951 arasındaki plan döneminin ve uygulamalarının ‘ikincil’ kabul edilerek ‘tarih’in eğlenceli sayfalarına hapsedilip terk edilmesi, hem gelecekten geçmişe yönelen bir sonuç, hem de yararının tehlikeli boyutlara gelebilmesi açısından bir gereklilik.

Belediye Başkanı ve Vali Lütfi Kırdar zamanındaki ilk uygulamalar dışında, bir dizi tadilatla yön verici etkisini yitiren Prost Planı, iktidarını modernleşmeden ve moderniteden uzak biçimde sermaye takasları üzerine kuran Demotrat Parti iktidarı döneminde bizzat Başbakan Adnan Menderes’in kentsel mekânda kullandığı ‘planlama koçbaşı’ olarak yeniden hatırlandı ve gündeme getirildi. Bırakın katılımı ve iletişim arayışını, “halksız”, “öznesiz” ve “nesnesiz” bırakılan bir sosyo-mekânsal gelişim projesinin günümüzde de avukatlığını yapanlar, 1950-60 arası reel politikayı şu günlerde gözyaşları içinde alkışlıyorlarsa, bunda hem maskeleme, hem manivela olma, hem de popülerleştirdiklerine tapma ve tapınılmasını isteme konusundaki ortaklıkları, hatta tıpkılıkları, gözardı edilemez.

Bu önemli alt alandaki çalışmanın en azından profesyonel ilgiyle karşılaşması kaçınılmaz. Sergi ile kitap, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün bütün çabalarında olduğu gibi, iç içe düşünülmüş. Ancak serginin, sergileme alanı küçük olmasına karşın kitabın alanını adeta geliştirdiğini, genişlettiğini, anlaşılır kıldığını ve popülerleşmeye düşmeden netleştirdiğini, bir izleyici olarak algıladım. Kitap, projenin danışmanı M. Baha Tanman ile proje yürütücülerinden F. Cânâ Bilsel tarafından kaleme alınan “Giriş” bölümüyle başlıyor; diğer yürütücü Pierre Pinon’un “Henri Prost: Paris’ten Roma’ya, Fas’tan İstanbul’a” yazısıyla açılıyor. Jean-Louis Cohen’in Büyük Peyzajlardan Metropollere”, Pinon’un “Henri Prost’un Şehirciliği ve İstanbul’un Dönüşümleri”, Bilsel’in “Henri Prost’un İstanbul Planlaması (1936-1951): Nazım Planlar ve Kentsel Operasyonlarla Kentin Yapısal Dönüşümü”, İpek Yada Akpınar’ın “İstanbul’da Modern Bir Pay-i Taht: Prost Planı Çerçevesinde Menderes’in İcraatı”, Vlada Filhon ve Holy Raveloarisoa’nın “Fotoğraflardaki İstanbul: “Arşiv içinde Arşiv”” ile Mathilde Pinon- Demirçivi’nin hazırladığı “Mimar ve Şehirci Aron Angel ile Söyleşi” bölümlerinden oluşuyor. Bu bölümler hem plancı olarak Prost’un tanıtımını içeriyor ve kendisiyle katkılarının anlaşılmasına olanak sunuyor; hem de dönemin koşullarının yakından öğrenilmesini sağlayarak karşılaştırma malzemesi elde edilmesini gündeme getiriyor.

Kitabın sonunda yer alan katalog bölümündeki “Ayasofya” (Pinon), “İstanbul Avrupa Ciheti Nazım Planı 1937” (Bilsel), “Atmeydanı ya da “Büyük Cumhuriyet Meydanı” ve Adalet Sarayı” (Bilsel), “Arkeoloji Parkı” (Pinon), “Atatürk Bulvarı ve Fatih Meydanı” (Pinon), “Kapalıçarşı Çevresi ve Eminönü Meydanı” (Pinon), “Kentsel Ulaşım ve Metro Projesi” (Bilsel) ve “Serbest Sahalar: Parklar, Geziler, Meydanlar…” (Bilsel) bölümleri ise, Prost’un İstanbul için hazırladığı planların belgeleri üzerinden tanıtımlarını yapıyor ve geleceğin araştırmacıları için bir belgelik (arşiv) malzeme haritalaması sunuyor.

Dar bir çevrede bilinen isimler, tarzlar, katkıların bu çalışma sonucunda başka bir düzleme yükselmesi, hem Türkiye hem de Fransa’da gerçekleştirilen kapsamlı arşiv araştırma ve incelemesi sonrası kamuoyuna sunulanların ne denli önemli olduğunu kanıtlamakta. Umarız 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin sonlanmaya yüz tuttuğu günlerde, projenin adeta çöküşünü belgeleyecek biçimde, kampanyanın görsel / mekânsal ikonlarından Haydarpaşa Garı’nın çatısındaki yangını çıkaran / çıkmasına yol açan / çıkmasını engelleyemeyen / onu söndüremeyen ‘aynı irade’-‘aynı idare’nin eliyle yaratılan düşkırıklığı, bu ve benzeri çalışmaların sarsıcı ve yeni katkıları ile açılan ve açılacak olan alanlarla biraz olsun iyi niyet bulutlarına kavuşur.

Bu icerik 5350 defa görüntülenmiştir.