357
OCAK-ŞUBAT 2011
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • 2010’un Ardından
    Deniz İncedayı, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü; Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Başkanı

YAYINLAR



KÜNYE
Yarışma Değerlendirme

Bornova Belediyesi Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi Mimari Proje Yarışması Kolokyum Notları

Derleyen: Zeynep Uysal
Y.Mimar, Mimarlar Odası Yarışmalar Komitesi Yürütücüsü

Bornova Belediyesi’nin açtığı yarışmanın kolokyumu 6 Ekim 2010 tarihinde gerçekleşti. Açış konuşmasını Bornova Belediyesi Başkanı Kamil Okyay Sındır’ın yaptığı etkinlikte öncelikle ödül töreni yapıldı. Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı Hasan Topal’ın başkanlığında yürütülen kolokyum, jüri üyeleri Sinan Omacan, Emel Kayın, Erdem Erten, Zehra Ersoy ve Sermet Pınar’ın katılımcılardan gelen soruları almasıyla başladı. Kolokyum sırasında yarışma sürecine, değerlendirme kriterlerine, yarışmacılardan istenen ölçeğe, ödül alan projelere, projelerdeki kavramsal çeşitliliğe, kültürel peyzaja ve disiplinlerarası ayrışmalara değinildi. İlk olarak, yarışma süreci ve değerlendirme kriterlerine açıklık getiren Erdem Erten, projenin höyükle ilişkisinin ve höyüğün kendi kentsel çevresini kurmasının önemli bir tartışma konusu olduğunu, birinci turda bu problemin nasıl ele alındığını, ikinci turda yaklaşım alanlarıyla ve kentle ilişkinin nasıl kurulduğunu ve son turlarda da çözümlerin hangi projelerde daha üstün olduğunu değerlendirdiklerini ifade etti.

İzleyicilerden gelen değerlendirmelerde, şartnamede istenilen 1/100 ölçeğin hem projelerin okunmasını hem de yarışmacının ne istediğini ifade etmesini engellediği dile getirilirken, bu ölçeğin aynı zamanda birçok ekibin yarışmaya katılmaktan vazgeçmelerine de sebep olduğu ifade edildi. Sinan Omacan, ölçekle ilgili değerlendirmeye yanıt vererek, genelde olageldiği gibi projeleri 1/200 ölçekte isteme zorunluluğunun olmadığını, projelerin her ölçekte istenebileceğini ve ayrıca 1/200 ölçeğin de Türkiye’de bir şema mimarlığına yol açtığını düşündüğünü belirtti. Omacan, kentsel ölçek içerisinde o tarihe ait “aura”nın elde edilip edilmediğini görmek ve şema mimarlığının önüne geçmek adına 1/100 istemiş olduklarını dile getirdi. Emel Kayın, 1/100 ölçek isteme nedenlerinin mekânlar arasındaki ilişkileri görebilmek olduğunu belirtirken, projelerde bu bağlamda birkaç farklı yaklaşım gözlediklerini, bunların “kendi dilini kurmuş olanlar”, “alanla ortak imgeler aracılığıyla bağ kuranlar” ve “karşıtlık oluşturanlar” olduğunu dile getirdi. Kayın, jürinin, kendini gösterme endişesini bir yere bırakarak höyüğü ortaya çıkarma düşüncesine sahip çıkan ve aynı zamanda da modern bir dil kullanan bir anlayışı ödüllendirdiğine dikkat çekti.

Kolokyumdaki ikinci soru, çalışma alanının çevresiyle ilişkisi ve proje alanındaki mevcut su öğesi olan dere yatağının tasarım girdisi olarak ele alınıp alınmadığı ile ilgiliydi. Jürinin bu mevcut su öğesine daha çok önem verebileceğinin ifade edildiği soruda, şartnamede bunun görülemediği dile getirildi. Bu soru üzerine Erdem Erten, neolitik köye tüm projelerin odaklanması gibi bir beklentilerinin olmadığını, ama kazı alanının algısının önemli olduğunu düşündüklerini belirtirken, dere yatağını ise özellikle şartnameye koymak gibi bir düşünceleri olmamış olduğunu, ama su öğesini öne çıkartan projeler geldiğini söyledi. Emel Kayın ise proje alanının kazısı bitmiş bir alan değil, çalışılan bir alan olduğunun altını çizerken, şartnamenin de bunu dikkate alarak oluşturulduğunu belirtti. Dere yatağı ile ilgili olarak açıklama yapan Sermet Pınar ise, ıslah edilmiş dere yatakları üstünde müdahalelere izin verilmediğini, proje alanındaki dere yatağının da böyle bir durumda olduğunu belirtti.

Kavramsal çeşitlilik ile ilgili olan üçüncü soruda, yarışmada ödül alan projelerin hep aynı bakış açısıyla çizilmiş olduğu, ancak ödüller arasında aykırı projelerin de yer alması gerektiği ifade edildi. Erdem Erten, projeleri değerlendirirken aslında kavramsal çeşitliliğe önem vermiş olduklarını, kazananların da bunu yansıttığını belirterek, sadece, proje alanında herşeyin önüne geçen tek bir yapı yapılması düşüncesine çok sıcak yaklaşmadıklarını dile getirdi.

Dördüncü soruda ise yarışmada farklı meslek disiplinlerinden katılımcı olmadığı dile getirilirken, tarihî bir peyzaj alanı olan alanın peyzaj ve çevreyle ilişkisi konusunda jürinin bir beklentisinin olup olmadığı ve kazı bitince alanın nasıl şekilleneceğinin düşünülüp düşünülmediği soruldu. Bunun üzerine Emel Kayın, ören yerinin mimariyi de içeren bir kavram olan “kültürel peyzaj” içinde değerlendirildiğini, şartnamenin de alanın bu şekilde değerlendirilmesini öngördüğünü ve Mimarlar Odası Yarışmalar Yönetmeliği’ne göre hazırlandığını belirtti. Erdem Erten ise başka disiplinlerden gelen katılımların engellenmediğini, ancak disiplinlerarası böylesi bir ayrışmanın mimarlığı böleceğini ve mimarlığın bir ana disiplin olarak görülmesinin önüne geçeceğini düşündüğünü belirtti. Bu soru üzerine söz alan Bornova Belediyesi Başkanı Kamil Okyay Sındır, konuyla ilgili olarak Peyzaj Mimarları Odası’ndan gelen eleştirel yazının kendilerini üzdüğünü, ama şartnamenin yönetmeliğe uygun olarak hazırlanması, peyzaj mimarlarının katılımını engelleyecek bir durumda olmaması ve sürecin de ilerlemiş olması nedeniyle yarışmaya devam etme kararı aldıklarını, ancak peyzaj mimarlarını dışlamak gibi bir düşüncelerinin hiçbir zaman olmadığını dile getirdi.

Birinci olan projenin modern dilinin alanla iletişim kurmakta zorlandığının ifade edildiği beşinci soruya cevaben Emel Kayın, iletişimin benzerlikle kurulması gerekmediğini, karşıtlığın da bir iletişim şekli olabileceğini, birinci olan yapının da böyle bir yapı olduğunu dile getirdi.

Bir diğer katılımcı, mevcut arkeolojik alanda toprağın üstünde buluntuların olmadığını, bu nedenle bir simge yapının topografyayla uyumlu bir yapıdan daha iyi olacağını düşünmüş olduklarını ifade ederken, birinci olan projenin modern bir dil kullandığının söylendiğini ancak kendilerinin bu projenin endüstri yapılarına gönderme yaptığını düşündükleri dile getirdi. Bu soru üzerine Sinan Omacan, proje hakkında iki eleştiri aldıklarını, bunlardan birinin endüstri yapısı imgesi hakkında olduğunu, ikincisinin de yapının arkeolojik alanla kent arasında bir duvar olmayı hedeflemiş olduğunu belirtirken, jürinin çoğunluklu olarak projenin bu kararlı tavrını beğenmiş olduğunu söyledi.

Oturumdaki son soru, projelerde tarihi okuma ve yansıtma konusunda jürinin nasıl bir değerlendirme yaptığı ve projenin tasarım dilinde bunun etkisinin araştırıp araştırmadığı ile ilgiliydi. Bunun üzerine Sinan Omacan yarışmanın asıl sorusunun tarihi okuma ve onunla ilişki kurma konusunda olduğunu, dolayısıyla jürinin asıl dikkat ettiği noktanın bu olduğunu söyledi.

Son sözü, birincilik ödülü alan proje ekibinden Evren Başbuğ alarak, projelerinin oldukça net bir proje olduğunu düşündüklerini, alandaki tarihle yarışmadan, projenin kurduğu ilişkiyle alanı tarif etmeye çalıştıklarını ve bunu yapabildiklerini düşündüklerini ifade etti. Başbuğ, projelerinin uygulanmasını umut ettiklerini sözlerine ekledi. Son olarak, ülkemizde bu tip projelerin yarışmalar yoluyla elde edilmesinden dolayı duyulan memnuniyet dile getirilirken, bu projenin arkeoloji camiası ve Bornova Belediyesi için çok önemli bir proje olduğu ifade edildi.

Bu icerik 4063 defa görüntülenmiştir.